Sanatçı Biyografileri
 
HEINRICH KRIPPEL (1883-1945)

Viyanalı heykeltıraş, bakır oymacısı, ressam ve illüstratör. I. Dünya Savaşı'na topçu subayı olarak katılan Krippel, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'nde Prof. Hemler atölyesinde dört yıl heykel eğitimi alır. Secession sergilerine katıldığı da bilinen sanatçının, 1925 yılında, Ankara'daki bir zafer anıtı için açılan yarışmayı kazanması üzerine Türkiye dönemi başlar. On üç yıl kaldığı Türkiye'de çeşitli kentlerdeki anıt uygulamalarına imza atar. 1926'da Sarayburnu Atatürk Heykeli ve Konya Atatürk Heykeli'ni; 1927'de Ankara Ulus Meydanı'ndaki Atlı Atatürk Anıtı'nı; 1931'de Samsun Atlı Atatürk Anıtı'nı; 1935'te Afyon Zafer Anıtı'nı ve 1938'de Ankara Sümerbank Binası önündeki Atatürk heykelini gerçekleştirir. Heykellerin tümü, sanatçının Viyana'daki atölyesinde yapılır ve Viyana'da Vereinigte Metallwerke'de bronz dökümleri gerçekleşir. Krippel, 1938 yılında, yeniden Türkiye'ye gelmek üzere Viyana'ya döndüyse de II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi nedeniyle orada kalır. 1945 yılında Viyana'da ölür.

PIETRO CANONICA (1869-1962)

Torino- Academia Albertina'da Tabacchi ve Gamba'nın öğrencisi olur. 1929'da İtalyan Akademisi'ne üye seçilen Canonica, 1950 yılında İtalyan Parlamentosu üyesi olur. Leningrad'da, Bağpdat'ta, Buenos Aires'te ve Roma'da da anıt uygulamaları bulunan Canonica, 1926 yılında İtalyan Dışişleri Bakanlığı ve Güzel Sanatlar Müdürlüğü'nün isteği ile Mustafa Kemal heykelleri konusunda açılan yarışmaya katılır ve böylelikle Türkiye dönemi başlar. Ankara Etnografya Müzesi önünde yer alan Atatürk heykeli, yine Ankara Zafer Meydanı'nda yer alan Atatürk heykeli, Taksim Cumhuriyet Anıtı ve İzmir Atatürk Anıtı'nı gerçekleştiren Canonica, Samsun için de bir anıt taslağı hazırlar ancak bunu uygulamaya koyamaz. Atatürk'ün ve İsmet İnönü'nün büstlerini de gerçekleştirdiği bilinen Canonica, Mussolini ile yazışmalarından anlaşıldığı kadarıyla Türkiye'ye bir heykeltıraştan ziyade bir raportör olarak gelmiş gibidir...( Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Semavi Eyice, Atatürk ve Pietro Canonica, Eren Yayıncılık, İstanbul, 1986, s. 20-42.)

ANTON HANAK (1875-1934)

Viyana Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim görür. Türkiye'de yer alan tek anıt uygulaması Josef Thorak ile birlikte gerçekleştirdikleri Ankara, Kızılay'da yer alan Güven Anıtı'dır.

JOSEF THORAK (1889-1952)

Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde Mauzel atölyesinde eğitim görür. Türkiye'de, Anton Hanak ile birlikte Ankara, Kızılay'da yer alan Güven Anıtı'nı gerçekleştirir.

NİJAD SİREL (1897-1959)

1915 yılında heykel eğitimi almak üzere Almanya'ya giden Sirel, Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde Prof. Kahn'ın öğrencisi olur. 1922 yılında Türkiye'ye dönerek çeşitli okullarda resim öğretmenliği yapar. 1927'de Sanayi-i Nefise'ye atandıysa da yönetimle geçinemediği için 1932 yılında Akademi ile ilişiği kesilmiş; ancak 1937 yılı sonunda Burhan Toprak'ın müdürlüğü döneminde yeniden aynı göreve atanabilmiştir. 1952 yılında Akademi müdürlüğüne getirilen Sirel, 1959 yılında kalp krizinden ölünceye dek bu görevini sürdürmüştür. Nijat Sirel'in Bursa Atlı Atatürk Anıtı (Mahir Tomruk ile birlikte), İzmit Atatürk Heykeli, Bolu Atatürk Anıtı, Çanakkale Atatürk Anıtı ve Hakkı Atamulu ile birlikte Malatya Atatürk ve İnönü Anıtı uygulamalarını gerçekleştirdiği bilinmektedir. Sergide, Bursa, İzmit ve Bolu Atatürk Anıtları'na yer verilecektir.

RATİP AŞİR ACUDOĞLU (1898-1957)

1918 yılında Sanayi-i Nefise'de İhsan Özsoy'un öğrencisi olarak heykel eğitimine başlayan Ratip Aşir, 1920 yılında kendi imkanlarıyla Almanya'ya giderek Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde Prof. Belecker atölyesinde çalışır. 1922 yılında Paris'e geçerek çalışmalarını burada sürdüren Acudoğlu, 1925 yılında Türkiye'ye gelir ve o yıl ikincisi düzenlenen Avrupa konkurunu kazanarak tekrar Paris'e gider. Paris'te Académie Julian'da Bouchard ve Landowski atölyelerine devam eden Ratip Aşir, 1928 yılında Türkiye'ye döner. 1929 yılında kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin üyelerinden biri olan sanatçı, çeşitli ortaöğretim kurumlarında resim öğretmenliği yaparak geçimini sağlamış; diğer yandan da Bourdelle ve Maillol etkisinde plastik dilini oluşturarak yapıtlarını ortaya koymuştur. Ratip Aşir, Menemen Şehit Kubilay Anıtı, Erzincan Anıtı, Ankara Ziraat Fakültesi Atatürk Anıtı uygulamalarına imzasını atmıştır.

ALİ HADİ BARA (1906-1971)

Babası Cafer Efendi'nin tahtadan yonttuğu küçük heykeller sayesinde sanata ilgi duymaya başlayan Bara, 1923 yılında Saint Joseph'teki eğitimini yarıda bırakarak Sanayi-i Nefise'ye girdiyse de ekonomik nedenlerden ötürü bir ay sonra okulu bırakmak zorunda kalmış; ancak 1925 yılında geri dönerek İhsan Özsoy'un öğrencisi olmuştur. 1927'de Avrupa konkurunu kazanarak Paris'e gitmiş; Académie Julian'de Bouchard ve Landowski ile çalışmıştır. Daha sonra 43 Bd. Montparnasse'daki atölyesinde çalışmalarını sürdürmüş ve Despiau atölyesine devam etmiştir.1928 yılında Bedia'nın Başı ile Salon des Artistes Françaises'e; 1929 yılında da Havva ile Salon d'Automne'a katılmıştır. Bara, 1929'da Floransa'ya da gitmiş ve 1930'da Türkiye'ye dönmüş; Akademi'ye asistan ve kütüphane memuru olarak atanmıştır. Bu tarih itibariyle Müstakiller'in sergilerine katılmış; 1932'de Akademi'den ayrılsa da birkaç ay sonra modelaj öğretmenliğine getirilmiştir.

Başlangıçta figüratif çalışmalar ve anıtlar yapan Bara, 1949 yılında yeniden Paris'e gitmiş ve bu tarih itibariyle non- figüratif sanata yönelmiştir. 1950 yılında Zühtü Müridoğlu ile birlikte Akademi heykel atölyelerinden birinin başına getirilen Bara, yurtiçi ve yurtdışında sayısız sergiye katılmış ve 1964 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrılmıştır. Türk heykel sanatında non-figüratif formların yerleşmesinde büyük katkıları bulunan Ali Hadi Bara'nın anıt uygulamalarının en bilinenleri; Adana Anıtı (1935), İstanbul Harbiye Orduevi Atatürk Heykeli (1937) ve Zühtü Müridoğlu ile birlikte gerçekleştirdikleri İstanbul Barbaros Anıtı'dır. (1944)

ZÜHTÜ MÜRİDOĞLU (1906-1992)

29 Ocak 1906'da İstanbul'da doğan Müridoğlu, Cezayirli Hasan Paşa İlkokulu ve Kasımpaşa Numune Rüştiyesi'nde eğitim görür. Kabataş İdadisi'ndeki eğitimini tamamlamaz; bir süre çeşitli mesleklerde çalışır. On yedi yaşındayken Muhsin Ertuğrul ile görüşür ve altı ay süreyle Muhsin Ertuğrul'un Ferah Tiyatrosu'nda çalışır. Ancak yeteneğinin olmadığını düşünerek tiyatrodan ayrılır. Aynı yıl, evde tavan arasında ağabeyinin resim kutusunu bulması Müridoğlu'nun hayatına yeni bir yön çizer: "Resim kutusu gayet de görkemliydi. Evvela açmak için çok uğraştım. Baktım: Boyalar boyalar, fırçalar, hatta birkaç da resim kağıdı -ama karton gibi- vardı gibime geliyor. Nasıl boyanır, nasıl sürülür, tüpten nasıl boya çıkar bildiğim filan yok. O tüpü sıktım, yüzüm gözüm boya oldu, sürdüm bir yerlere. O sıralarda bir rastlantı Mithat'la tanıştım. O, 'Çok güzel bu boyalar, bu boyalar eski boyalar, yok şimdi' dedi. Nasıl boyanır, nasıl karıştırılır anlattı. Birkaç defa da Mithat'la çıktık, kırlarda resim filan yaptık. Mithat'ın resmine bakıyorum. O oraya ağaç koymuş, ben de koyuyorum. Benim ağaç, ağaca benzemiyor ama, birdenbire sardı beni." (Zühtü Müridoğlu Anı Sergisi Kataloğu, Akbank Kültür Sanat Yay., İstanbul, 2000, s.2.)

Zühtü Müridoğlu, Sanayi-i Nefise Mektebi öğrencisi Mithat Özar'ın teşvikiyle 1924 yılında bu kurumun resim bölümüne girer. Üç dört ay kadar Hikmet Onat'ın atölyesinde çalışır; ancak Onat, Müridoğlu'nun desenini beğenmez. Turgut Zaim, deseninin kuvvetlenmesine yardımcı olacağı düşüncesiyle ona çamur çalışmasını ve modelaj yapmasını önerir. Böylelikle Müridoğlu, İhsan Özsoy atölyesinde modelaj çalışmaları yapmaya başlar. Gittikçe heykele ısınır ve İhsan Özsoy'un cesaretlendirmesi sonucunda bölüm değiştirerek heykel öğreniminde karar kılar.

1928 yılında Avrupa konkurunu kazanarak Paris'e gider ve 1932 yılına kadar Colarossi Akademisi'nde Marcel Gimond'un atölyesinde çalışır. Bu arada Ecole du Louvre'un Sanat Tarihi ve Sorbonne'un Estetik kurslarını takip eder.

Zühtü Müridoğlu, 1932 yılında Türkiye'ye döner ve Samsun Erkek Lisesi'ne resim öğretmeni olarak atanır. Aynı yıl, Eylül ayında Topkapı Sarayı Alay Köşkü'nde ilk kişisel sergisini açar. Bu sergi, aynı zamanda Türkiye'de açılan ilk heykel sergisidir.

1933 yılında D Grubu'nun kuruluşunda yer alır. 1936 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin heykeltıraşlığına getirilir. 1939 yılında 9 ay süreyle Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü öğretmenliğine nakledilir ve nihayet 1940 yılında Güzel Sanatlar Akademisi heykel bölümü öğretmenliği görevini alır. 1947-49 yılları arasında Müridoğlu yeniden Paris'e gider. Bu dönemde soyut sanata yönelir. 1950 yılında Paris'te çalışmalarda bulunduğu Ali Hadi Bara ile birlikte Heykel Atölyeleri'nden birinin başına geçerler. Bu, heykel bölümünde yeni bir sayfa açılması anlamına gelir. Bir yanda Belling öğrencileri ve Belling'in klasik eğitimi; diğer yanda Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu'nun yönettiği yani atölye, yeni eğitim…

Zühtü Müridoğlu, 1932 itibariyle düzenli olarak Devlet Resim Heykel Sergileri'ne katılmış; yurtiçinde kişisel sergiler açmış ve çeşitli sergilere katılmış; yurtdışı sergilerinde Türkiye'yi temsil etmiştir. Sanatçının Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim Heykel Müzesi, Ankara Resim Heykel Müzesi'nde ve çeşitli özel koleksiyonlarda bulunan yapıtlarının yanı sıra; çeşitli anıt uygulamaları da bulunmaktadır. Bunlardan İstanbul Beşiktaş Barbaros Anıtı (1944) ve Zonguldak Atlı Atatürk/ İnönü heykellerini (1946) Hadi Bara ile birlikte gerçekleştirmiş; ayrıca Anıtkabir rölyefleri (1953), Büyükada Atatürk Anıtı (1965) ve Muş Atatürk Anıtı'na (1965) da imzasını atmıştır.

13 Temmuz 1971'de emekli olarak Akademi'den ayrılan ve 1992 yılında İstanbul'da ölen Zühtü Müridoğlu, Türk Plastik Sanatlar Tarihi'ne yapıtlarıyla olduğu kadar çeşitli sanat dergilerinde yer alan yazılarıyla da katkıda bulunmuştur. Müridoğlu'nun yapıtlarının incelenmesi bir anlamda Türk Heykel Tarihi'nin dökümünü koyar ortaya. Sanatçı, 1947 yani ikinci Paris dönemi öncesinde Despiau ve Gimond'un etkisiyle natüralist duyarlılıkta eserler verir. Paris dönemi sonrasında soyuta yönelen sanatçı taş, bakır, ağaç gibi çeşitli malzemeler kullanarak malzemenin diline göre form oluşturma çabasına girer. Ağaç dallarını ayıklayıp cilalayarak ya da kimi zaman üzerlerini bakır levhalarla kaplayarak Hüseyin Gezer'in tabiriyle "doğa arıtması" (Hüseyin Gezer, Cumhuriyet Dönemi Türk Heykeli, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 1983, s.109.) olarak nitelendirilebilecek çalışmalar gerçekleştirir. Nitekim ağaç, zamanla temel malzemesi haline gelir ve 1955 yılında asıl atölyeyi Hadi Bara'ya bırakarak ağaç uygulama atölyesine geçer.

Müridoğlu, Akademi'den ayrıldığı yıllarda yeniden figüre döner ve daha çok küçük boyutlu heykeller yapar. Son dönemlerinde, özellikle "Balerinler" dizisinde Giacometti'nin incelip uzayan figürlerinin etkisinde kaldığı görülür.

MUSTAFA NUSRET SUMAN (1905-1978)

Sanayi-i Nefise'deki eğitimini tamamladıktan sonra 1929 yılında Avrupa konkurunu kazanarak Münih'e giden Suman, burada Hoffmann ile çalıştıktan sonra Paris'e gider ve Despiau'dan dersler alır. 1943 yılında Akademi'nin taş ve ağaç atölyesine asistan olarak girer ve 1949 yılında heykel atölyesi öğretmenliğine yükselir. 1955 yılında Hadi Bara'dan boşalan modelaj öğretmenliğine; 1959'da da taş atölyesi öğretmenliğine getirilir. 1969'da kendi isteğiyle emekli olur. Suman'ın Muğla, Tokat, Çarşamba, Artvin, Ankara Fen Fakültesi, Kütahya-Kocatepe, Gaziantep, Adapazarı, Bingöl, Sinop, Tekirdağ, Yozgat, Mudanya Atatürk heykellerinin yanı sıra Anıtkabir rölyeflerinde çalıştığı ve Gelibolu'da Namık Kemal Heykeli'ni gerçekleştirdiği bilinmektedir.

SABİHA ZİYA BENGÜTAŞ (1904-1992)

Türk kadın heykeltıraşlarının öncülerinden olan Sabiha Ziya, 1920 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi'nin resim bölümüne başlar. Buradaki öğrenciliği sırasında antik bir büstten kopya yapar ve bu kopyayı görerek onu cesaretlendiren heykel atölyesi hocası İhsan Bey'in etkisiyle bir yıl sonra bölüm değiştirerek heykel atölyesine geçer. Atölyede üç erkek öğrenciyle birlikte tek kız öğrenci olarak eğitim görmesi nedeniyle Türkiye'nin ilk kadın heykeltıraşı olarak anılır.

Sabiha Hanım, Sanayi-i Nefise Mektebi'ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Roma'ya gider ve Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nde Prof. Luppi atölyesinde çalışır. 1925 yılında Türkiye'ye dönen sanatçı, bu tarih itibariyle, Güzel Sanatlar Birliği'nin her yıl İstanbul Galatasaray Lisesi ve Ankara'da düzenlediği sergilere ve 1929 yılında kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği'nin sergilerine katılır.

Sabiha Ziya, İstanbul Taksim Meydanı'na Atatürk Anıtı'nı gerçekleştiren İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica ile birlikte İtalya'ya gitmiş ve bir buçuk yıl onun atölyesinde çalışarak asistanlığını yapmıştır. 1933 yılında Şair Abdülhak Hamit'in torunu olan Büyükelçi Şakir Emin Bengütaş ile evlenmiş ve eşinin diplomatik görevi vesilesiyle gittikleri çeşitli Avrupa ülkelerinde de çalışmalarını sürdürmüştür. Bengütaş'ın sergide yer alan Çankaya Atatürk Heykeli'nin dışında Mudanya İnönü Heykeli'ni de gerçekleştirdiği bilinmektedir.

RUDOLF BELLİNG (1886-1972)

1912 yılında Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek Peter Breuer'in öğrencisi olur. Öğrenciliği sırasında yaptığı tiyatro dekorları, filmler ve desenlerinin dikkati çekmesi üzerine kendisine özel bir atölye verilir. 1918 yılında November Gruppe'nin kuruluşunda rol alır. 1937 yılında Türkiye'ye gelir ve Akademi'nin Heykel Bölümü Başkanlığı'na getirilir. Hacim, mekan, boşluk-doluluk ilişkilerini sorgulayarak non-figüratif anlayışta eserler veren Bellng'in Akademi'deki öğretisi bu öğeleri kapsamaz; önce "akademik" eğitimden geçilmesi gerektiğini savunarak "akademizm"de direnir. Bu nedenle de Türk heykel tarihinde Bellingciler ve Bellingci olmayanlar (Ali Hadi Bara ve Zühtü Müridoğlu atölyesinde çalışanlar) olmak üzere iki ayrı kutup oluşur. 1950 itibariyle İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nde de dersler vermeye başlayan Belling; 1954 yılında Akademi'den ayrılır ve 1965 yılında Türkiye'den ayrılana dek İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki görevini sürdürür.

Belling de Türkiye'de bulunduğu yıllarda anıt uygulamalarında bulunur. Başlıca anıtları;Ankara Ziraat Fakültesi bahçesinde yer alan İnönü Heykeli ve Taksim Gezisi için planlanan Atlı İnönü Anıtı'dır.

HÜSEYİN ANKA ÖZKAN (1909-2001)

Edirne'de resim öğretmeni olan Ratip Aşir Acudoğlu sayesinde sanatla tanışan Hüseyin Anka, 1931 yılında İstanbul'da Akademi'nin heykel bölümüne girmiş ve 1940 yılında buradan mezun olmuştur. 1937 itibariyle Belling'in öğrencisi olan Özkan, daha çok anıt uygulamalarında bulunmuşsa da Köroğlu gibi toplumun kültürel geçmişinde yararlanarak oluşturduğu eserler de ortaya koymuştur. Anıtkabir'de yer alan kadınlar ve erkekler gurubu heykelleri ve aslan heykellerinin dışında Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi önünde yer alan Mimar Sinan heykeli , Ankara Ziraat Bankası önünde Mithat Paşa heykeli, Ankara Kredi ve Yurtlar Kurumu bahçesinde yer alan anıt kompozisyonu, Aydın, Antakya, Van, Diyarbakır, Manisa, Trabzon ve Gönen Atatürk anıtlarının Hüseyin Anka Özkan'a ait olduğu bilinmektedir.

HAKKI ATAMULU (1912)

1912 yılında Nevşehir-Derinkuyu'da doğan Hakkı Atamulu, ilk eğitimini İzmir'de, orta eğitimini de İstanbul ve Bursa'da tamamladıktan sonra 1934 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek Mahir Tomruk'un öğrencisi olur. Rudolf Belling'in göreve başlamasıyla birlikte mezun olduğu 1938 yılına kadar Belling ile çalışır. Mezuniyeti sonrasında Belling'in bir yazısıyla Frankfurt Güzel Sanatlar Okulu'nda Garbo ile çalışmaya başlar. Bir yıl burada eğitim gördükten sonra Berlin Teknik Yüksek Okulu'nda Arnobrekker'in atölyesine iki yıl boyunca usta öğrenci sıfatıyla devam eder. II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine Türkiye'ye geri dönen Atamulu, Belling atölyesinde çalışmalarını sürdürür.

Figüratif anlayıştaki anıt heykelleriyle tanınan Atamulu, 1946 yılında Nevşehir'deki bronz Damat İbrahim Paşa Anıtı'nı gerçekleştirir. Aynı yıl, Nijad Sirel ile birlikte Malatya'daki bronz İnönü Anıtı ve Atatürk ve Gençlik Anıtı'nı yaparlar. 1951'de yine Belling'in öğrencisi olan arkadaşı Yavuz Görey'in projesi olan İstanbul Üniversitesi önündeki Gençlik Anıtı'nı uygulamaya geçirir. 1952'de, Anıtkabir'in heykel ve kabartmaları için açılan yarışmada Hakkı Atamulu'nun 23 Nisan Kulesi için tasarladığı alegorik kadın kabartması uygulamaya hak kazanır.

1960 yılında doğduğu yer olan Derinkuyu'ya yerleşen Atamulu, buraya belediye başkanı seçilir. 1967'ye kadar sürdürdüğü görevi boyunca yerleşmenin heykellerle bezenmesini sağlar. 1961'de Nevşehir Atlı Atatürk Anıtı'nı yapan Atamulu, 1965 yılında Erzurum Belediyesi'nin siparişi üzerine Atatürk ve Erzurum Kongresi Anıtı'nı gerçekleştirir. 1967'de belediye başkanlığı görevini bırakan Atamulu, görevi sırasında oluşturduğu Kültür Park'a 1969 yılında taştan yonttuğu Atatürk heykeli ile 10 adet non- figüratif taş heykelini yerleştirir.

1981 yılında Samsun Belediyesi, "Atatürk'ün 100. Doğum Yılı" vesilesiyle heykel yaptırmak ister ve jüri, Atamulu'nun bronz döküm "İlk Adım Anıtı" projesini seçer. Atatürk ve arkadaşlarını simgeleyen üçlü figür ile bir kız ve erkek figüründen oluşan anıtın döküm işleri Budapeşte'de yapılır. 1982'de açılışı yapacak olan Kenan Evren, anıttaki kız ve erkek figürlerin "çıplak" olduğunu gerekçe göstererek Atatürk'ün yanından kaldırılmasını isteyince çıplak kız ve erkek figürleri 16 Mayıs 2000'e kadar anıttan uzak kalır. 1994 yılında İstanbul Destek Reasürans'ta bir retrospektif sergisi düzenlenen Hakkı Atamulu, 1995 yılında da Ankara Selvin Galerisi'nde bir kişisel sergi açar. Atamulu, kullandığı malzemeye hakim olup, yalın ve güçlü bir form diline sahiptir. Sanatçının anıt heykellerinde ve figürlü çalışmalarında Belling etkili konstrüktif anlayış, geometrik form düzenlemeleri görülür. Yapıtlarında ağır kütleler kullanan sanatçı, bu büyük kütlelerini yer yer üsluplaştırılmış ayrıntılarla hareketlendirir. Sanatçının son dönemlerinde ürettiği soyut ya da yarı soyut anlayıştaki eserlerinde formun taşın içinden çıkıyormuş izlenimi verdiği görülmektedir.

YAVUZ GÖREY (1912-1995)

Babası mimar (Ahmet Hulûsi), ağabeyi de afişçi (İhap Hulûsi) olan Yavuz Görey, Belçika'daki mimarlık eğitimi sırasında Akademi'ye devam ederek desen çalışır. Lausanne'da mimar Laverriére'nin yanında mimari çalışmayı deneyen Görey, Paris'te Ecole Cantonal de Dessin'de, Despiau'nun öğrencisi olan Kasimir Raymond atölyesinde üç yıl eğitim gördükten sonra 1941 yılında İstanbul'da Akademi'de Belling atölyesinde çalışmalarına devam eder. Zaman zaman yurtdışında araştırmalarında bulunan Görey, Brancusi, O.Zadkine, M. Gimond gibi sanatçılarla görüş alışverişinde bulunarak biçim dilini oluşturmuştur. 1958 yılında Belling ile birlikte İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesi'nde temel tasarı ve modelaj dersleri veren Görey, Belling'in ayrılması sonrasında, 1981'de emekli olana dek bu dersleri vermeyi sürdürmüştür. Görey'in, Dumlupınar, Aksaray, Devrek, Bartın Atatürk Anıtları dışında, İstanbul Üniversitesi Atatürk ve Gençlik Anıtı ve Mısır'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa Heykeli gibi uygulamaları bulunmaktadır.

HÜSEYİN GEZER (1920-)

1940 yılında Balıkesir Necati Bey Öğretmen Okulu'nu bitiren Gezer, 1944 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ne girerek Rudolf Belling'in öğrencisi olur. 1948 yılında buradan mezun olarak Paris'e gider. Académie Julian'de Gimond'un ve Ecole des Beaux- Arts'da Saupic'in atölyelerine devam eder. 1950 yılında İstanbul'a dönen Gezer, Akademi'ye asistan olarak atanır. Hadi Bara'nın ricası üzerine resim bölümünün modelaj derslerini üzerine alır ve 1956 yılına kadar yürütür. 1955 yılında Akademi müdür yardımcılığına ve heykel bölümü atölye öğretmenliğine getirilir. 1962'de müdür yardımcılığından ayrıldıysa da 1966'da Akademi müdürü olan Gezer, 1969-76 yılları arasında da İstanbul Resim-Heykel Müzesi'nin müdürlüğünü yapmıştır. Gezer, Geyve, Karabük Demir Çelik Fabrikaları, Akhisar, Balıkesir, Antalya, Polatlı, Ordu ve Hacettepe Üniversitesi Atatürk Anıtları'nın yanı sıra, İstanbul Beşiktaş Yahya Kemal Anıtı ve Dumlupınar Zafer Anıtı (bronz rölyefleri uygulamalarını gerçekleştirmiştir.

GÜRDAL DUYAR (1935-2004)

1951 yılında Haydarpaşa Lisesi'nin orta kısmını bitiren Duyar, Akademi'nin liseye tekabül eden 1. devresine kaydolur. Bu yıllarda Belling'in, daha sonra ise Hadi Bara'nın atölyelerinde eğitim görür. 1959 yılında mezun olur. Daha çok büst üzerinde çalışan ve Cumhuriyet'in 50. yılı anısına yapılan 10 heykelden biri olan "Güzel İstanbul"un başına gelenlerle! adından söz ettiren Duyar'ın, Uşak, Burhaniye, İskenderun Atatürk Heykelleri ve Ankara M.T.A Genel Müdürlüğü bahçesinde yer alan "Atatürk ve Madencilik" kompozisyonu anıt uygulamaları arasında sayılabilir.

ŞADİ ÇALIK (1917-1979)

1917'de Girit'te doğan Şadi Çalık, 1923 yılında ailesiyle birlikte İzmir'e yerleşir. İlkokuldan itibaren resme ilgi duyan Çalık, ilkokuldan sonra Amerikan Koleji'nde eğitim görmeye başlar ve burada açılan afiş yarışmasında birincilik ödülü alır. Bu ödül, onun sanata atılmasında ilk teşvik olur. Daha sonra lise yıllarında resim öğretmeni Abidin Elderoğlu'nun desteğiyle kararını verir ve 1932-39 yılları arasında Elderoğlu ile resim çalışır. Akademi'ye girmeden önce resim sevgisi heykel sevgisine dönüşen Çalık, 1939 yılında Akademi Heykel Bölümü'nde Rudolf Belling atölyesinde çalışmaya başlar. 1950 yılında kendi imkanlarıyla Paris'e gider. Paris'te yeni sanat anlayışından etkilenir. 1951 yılında İstanbul'a döner ve Müfide Çalık ile evlenir. 1959 yılına dek fuarlar için heykel yapan Çalık, 1955'de Etibank'ın açtığı yarışmayı kazanır ancak eseri "fazlasıyla" modern bulunduğu için yaptırılmaz.

1957 yılında Amerikan Haberler Merkezi'nde açılan sergide yer alan bir kaide üzerine dikine saplanmış düz bir çubuktan oluşan "Minimumizm" adlı yapıtı minimal sanatın öncüsü olduysa da Türkiye'de henüz adamakıllı bir "sanat eleştirisi"nin bulunmayışı Çalık'ın şanssızlığı olur. Şadi Çalık, 1959 sonrasında Akademi'de atölye öğretmenliği yapar. Eğitimci kişiliğiyle de öne çıkan ve Meriç Hızal, Mehmet Aksoy gibi sanatçıların hocası olan Şadi Çalık, gerek figürlü çalışmalarında gerek soyut nitelikteki yapıtlarıyla yetkin örnekler ortaya koymuştur. Sanatçının İstanbul Resim-Heykel Müzesi'ndeki yapıtlarının yanı sıra anıt uygulamaları, çeşitli özel kurumlar için yaptığı çalışmaları da bulunmaktadır.

MEHMET AKSOY (1939)

Antakya Lisesi'ni bitirdikten sonra 1962 yılında Akademi Heykel Bölümü'ne girerek Şadi Çalık'ın öğrencisi olur. 1970 yılında mezun olarak aynı kurumda asistan olarak çalışmaya başlar. Bu sırada Avrupa sınavını kazanır ve asistanlıktan istifa ederek Avrupa'ya gider. 1970 yılı sonuna kadar İngiltere'de; daha sonra da Almanya'da çalışır. 1976 yılında İstanbul'a döner ve 1978 itibariyle Akademi'de öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlar. 1979 yılında kadroya geçen Aksoy, 1981 yılında yeniden yurtdışına gider. 1966 yılı itibariyle Devlet Resim Heykel Sergileri'ne katılan Aksoy'un yurtiçinde ve yurtdışında çok sayıda sergiye katıldığı bilinmektedir.

RAHMİ AKSUNGUR (1955)

1979 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümü'nden diploma projesiyle "Üstün Başarı Ödülü"ne layık görülerek mezun olur. 1982 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ne asistan olarak giren Aksungur halen aynı kurumda (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) öğretim üyesi olarak ve de Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı olarak görev yapmaktadır. Aksungur'un, beş kişisel sergisi ve yirmi dört ödülü bulunmaktadır.

TAMER BAŞOĞLU (1938)

1938 yılında Nazilli'de doğan Başoğlu, Güzel Sanatlar Akademisi'nde önce Belling'in öğrencisi olur; daha sonra Zühtü Müridoğlu ve Hadi Bara atölyesine geçerek 1960 yılında buradan mezun olur. 1961 yılında Roma Güzel Sanatlar Akademisi'nde Podimani'nin derslerini izler. 1962 yılı itibariyle başta Almanya olmak üzere Avrupa'nın çeşitli merkezlerinde incelemelerde bulunur. Başlıca anıt uygulamaları Ankara ODTÜ kampüsünde Bilim Ağacı, Atçalı Kel Mehmet Anıtı, Kazım Karabekir Anıtı, İzmir Karşıyaka Atatürk ve Kadın Hakları Anıtı, Hatay Samandağ Anıtı, İstanbul Beşiktaş 75. Yıl Anıtı'dır.



[ Kapat ]