Mihri (Müşfik) Hanım Biyografisi
 
Mihri (Müşfik) Hanım, 26 Şubat 1301/1886 tarihinde, Kadıköy-Baklatarlası civarında bulunan Dr. Rasim Paşa Konağı’nda dünyaya gelir. (1)

Sanatçının anne tarafından kökenleri incelendiğinde de dönemin ünlü şahsiyetleriyle olan yakınlığını görmek mümkündür. Çerkez asıllı olan babası Dr. Mehmet Rasim Paşa, bir anatomi uzmanı olup Askeri Tıbbiye’nin ünlü hocalarındandır. Belgelerde ve aile mektuplarında “Tıbbiye Reisi” veya “Tıbbiye Nazırı” olarak anılmaktadır. (2)

Rasim Paşa, Batılılaşma Devri İstanbul’unun seçkin tabakasında gözlenen ve dönemin romanlarına da konu olan alafranga çok yönlülüğüne sahiptir. Osmanlı’nın en başarılı hekimlerinden biri olarak tanınmasının yanısıra, musikili gece alemlerine düşkünlüğü, iyi saz çalmasıyla da ünlenmiştir. (3)

Sanatçının kardeşi Enise Hanım, yine en önemli kadın ressamlarımız arasında yer alan Hale Asaf’ın annesidir. Enise Hanım, Mihri Hanım ve Mihri Hanım’dan daha küçük olan Refik Hanım, Rasim Paşa’nın Çerkez eşiyle olan evliliğindendir. (4)

Alafranga bir eğitim alan Mihri Hanım, edebiyat, musiki ve resimle ilgilenmiş; bunlardan sonuncusunda karar kılmıştır. Zonaro’dan Beşiktaş’taki atölyesinde (5) dersler almış; gençlik döneminde, resim yapmak için ve biraz da, İstanbul’a gelen bir cambaz kumpanyasının İtalyan kökenli müzik şefi için Roma’ya kaçmıştır. (6) Mihri Hanım, Roma’dan sonra Paris’e gitmiştir. (7) 52 Montparnasse Bulvarı’nda kiraladığı yeri hem ev hem de atölye olarak kullanmış; geçimini portreler yaparak ve evinin bir odasından aldığı kira ile sağlamıştır. Kiracılarından biri olan ve Sorbonne’da Siyasi Bilimler öğrenimi yapmakta olan Müşfik Selami Bey ile evlenmiştir. (8)

Balkan Savaşı sonrasında, Fransızlarla bir anlaşma yapmak üzere Paris’e giden Maliye Nazırı Cavit Bey, Maarif Nazırı’na bir telgraf göndererek, orada bir davette tanışmış olduğu Mihri Hanım’dan yararlanılmasını önermiş ve böylelikle Mihri Hanım, 1913 yılında İstanbul Darülmuallimatı’na atanmıştır. (9) İnas Sanayi-i Nefise’nin açılmasıyla resim atölyesine öğretmen olmuş ve matematikçi Salih Zeki Bey’den sonra bu okulun müdürlüğüne getirilmiştir. Mihri Hanım’ın İnas Sanayi-i Nefise Mektebi’ne çok önemli katkılarının olduğu bilinmektedir. (Bkz.“Osmanlı’dan Cumhuriyet Türkiyesi’ne Kadının Konumu ve Kadının Sanatçı-Birey Olarak Öne Çıkması”, Mihri (Müşfik) Hanım Retrospektifi, metin bölümü)

Mihri Hanım’ın, İstanbul’da bulunduğu dönemde, Edebiyat-ı Cedide (10) şairleriyle ve özellikle Tevfik Fikret ile dost olduğu bilinmektedir. Batılılaşma döneminde yoğun bir biçimde görülen Fransız etkilerinin edebiyat kısmını, Edebiyat-ı Cedide şairleri oluştururken, Mihri Hanım da adeta onların yazdıklarını resimleyerek bir “Edebiyat-ı Cedide Resmi” yaratmıştır.

Ruşen Eşref (Ünaydın), Tevfik Fikret ile ilgili anılarında, şairin Mihri Hanım ile ilgili yorumlarını şöyle dile getirmiştir:

Yukarıda bir hanım var. Resimler yapıyor. Bir de «Rübab»ı o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mı imiş!diye şaşırıyorum.” (11)

Edebiyat-ı Cedideciler’in portrelerini yaptığı bilinen Mihri Hanım, 1915 yılında, Tevfik Fikret’in ölümü üzerine, yüzünün kalıbını almış; (12) 1915 gibi erken bir tarihte, heykel sanatı konusunda da dikkate değer bir adım atmıştır.

Mihri Hanım, 1919 yılında İtalya’ya gider. Bu ani gidişinin nedeninin, İttihat ve Terakki Cemiyeti mensuplarıyla olan yakın ilişkilerinin, onu işgal altındaki İstanbul’da zor duruma düşürmesi olduğu sanılmaktadır. Mihri Hanım’ın, bu dönemde tutuklanan Hüseyin Cahit Yalçın ve Cavit Beyleri ziyaret etmesi, basında aleyhine yazılar çıkmasına neden olmuş ve o da iki öğrencisiyle birlikte, haberin yer aldığı gazeteye meydan okumaya gitmiştir. (13) Bu kargaşa döneminde, bir yıl için İtalya’ya gitmiş; bir yıl sonra geri döndüğünde, iki yıl daha İnas’ta ders vermiştir. (14) 1922’nin sonuna doğru yeniden İtalya’ya gitmiş ve bu kez Müşfik Bey ile olan evlilikleri de sona ermiştir. Çiftin, 1923 yılında boşandıkları bilinmektedir. (15)

Roma’da İtalyan şair Gabriele d’ Annunzio (1863-1938) (16) ile birlikte olmuş; onun aracılığıyla Papa’nın bir portresini yapmış ve bir kilisenin fresklerinin onarımında çalışmıştır. (17)

Mihri Hanım’ın, bir ara yeniden Türkiye’ye döndüğü bilinmektedir. Bu sırada Atatürk’ün ayakta portresini yapmış ve Çankaya’ya götürerek kendisine sunmuştur. (18) Taha Toros, Mihri Hanım’ın Türkiye’den ayrılışıyla ilgili olarak verdiği bilgilerde;

İnas Sanayi-i Nefise Mektebi daha sonra, erkek kısmı ile birleştirildi. Mihri Hanım, Ömer Adil’ler, Cem’ler, Çallı’lar, Hikmet Onat’lar, Nazmi Ziya’lar, Namık İsmail’ler ve Feyhaman’larla sürdürdüğü hocalığının acı ve tatlı anılarını boğazın mavi sularına serperek yurdu terk etti...” (19)

ifadelerini kullanmış; Hale Asaf ile ilgili olarak verdiği bilgilerde de, sanatçının yirmi bir yaşındayken yani 1926’da İtalya’da, teyzesi Mihri Hanım’ın yanında ameliyat olduğunu belirtmiştir. (20)

Elimizde bulunan, 26 Kanunuevvel (Aralık) 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesi haberi ise şu bilgileri vermektedir: (21)

Ressam Mihri Besim hanım milli kıyafetle kendi resmini yaparak bu resimle beraber bir fotoğraf çıkartmış ve bu fotoğrafını resimli bir Amerikan gazetesine göndermiştir. Gazete bu resmi basmış ve altına da şu fıkrayı yazmıştır:

'Asri Türkiye’de ilk kadın artistin Mihri Besim hanım olduğu söyleniyor.Mihri hanım İstanbul’da Milli Nefis San’atlar Akademisinin müessisidir. Mihri Besim hanımın tabloları Nev-york’da «George de Maziroff»un galerisinde teşhir edilmektedir.'

Ressam Mihri Hanım ilk Türk ressam kadın olmadığı gibi Milli Nefis San’atlar Akademisi müessisi de değildir.İlk kız Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürüdür.

Mihri Hanım uzun müddet İtalyada Roma Sanayii Nefise Akademisinde çalışmış kıymetli bir Türk san’atkarıdır. Birçok güzel eserler vücuda getiren kudretli fırçasının ibda ettiği tabloları bizi tanımıyan, hatta bir Türk ressam hanımın mevcudiyetine bile inanmiyan Amerikalılara göstermek için ta oralara kadar gitmesi şayanı teşekkürdür.Mihri hanım güzel eserleriyle Amerika’da Türkiye ve Türkler lehine büyük, kuvvetli ve müteessir bir propaganda yapmış oluyor.


Yukarıdaki haber, Mihri Hanım’ın o tarihlerde nerede yaşamakta olduğuna açıklık getirmese de sanatçının Amerika ile ilişkilerinin başlamış olduğunu göstermektedir. Sezer Tansuğ, 1927 yılındaki Galatasaray Sergisi Kataloğu’nda adının bulunmaması nedeniyle, Mihri Hanım’ın o tarihlerde Türkiye’den ayrılmış olabileceğini öne sürmüş; (22) Gültekin Elibal ise, herhangi bir kaynağa dayanmaksızın, Mihri Hanım’ın 1930-32 yılları arasında İstanbul’da olduğunu belirtmiştir. (23)

Taha Toros, yayınlarında Mihri Hanım’ın Roma’dan sonra Paris’e ve oradan da Amerika’ya gittiğini; New York, Boston, Washington, Chicago’da bulunduğunu; bir süre üniversitelerde resim profesörlüğü yaptığını ve zengin Amerikan ailelerine özel dersler vererek geçimini sürdürdüğünü belirtmekte ancak bunların hiçbirisiyle ilgili tarih vermemektedir. Yalnız,

Mihri Hanım, güzelliği ile meşhur, kız kardeşi Enise Salih Hanımın eşinden ayrılarak İsviçre’de Bâle Sanatoryumu’nda ölmesi, ardından, ilk resim dersini verdiği yeğeni Hale Asaf’ın 1938 yılında Paris’te kanserden gözlerini kapaması üzerine Roma’dan sonra yerleştiği Paris’te fazla oturamadı. Ömrünün bakiyesini, bir başka dünyada geçirmek istedi...” (24)

ifadeleriyle, sanatçının Amerika’ya yerleştiği dönemin 1938 sonrası olduğunu düşündürmektedir.

Mihri Hanım hakkında, bu içinden çıkılması güç olan karmaşık dönemin ardından, karşılaşılan ilk bilgi, 1938 yılına aittir. 1938-39 yılında, Long Island’da açılan Dünya Fuarı’nda bir tür tefrişatçılık görevinde bulunmuş; yine bu yıllarda Amerika’da bulunan gazeteci Ahmet Emin Yalman’ın eşi Rezzan Yalman’ın bir portresini yapmıştır. (26) Sanatçı, II.Dünya Savaşı sırasında, New York’ta yayınlanan dergilerin kapaklarını resimlemiş; 1941-42’de Ahmet Emin Yalman tarafından New York’ta görülmüş (27); yoksulluk içerisinde bir dönem geçirdikten sonra, 1954 yılında Amerika’da ölmüş ve Kimsesizler Mezarlığı’na gömülmüştür. (28)


Mihri (Müşfik) Hanım ve Hale (Salih) Asaf

Mihri Hanım’ın, Hale (Salih) Asaf’ın ilk hocası olmakla birlikte, sonradan ona resimden vazgeçmesini öğütlediği ve sonraki dönemlerde dargın oldukları bilinmektedir. Aralarının açılmasında, taban tabana zıt görüşlerdeki kişilerle yaşadıkları ilişkilerin etkisinin olup olmadığını tam olarak bilinmese de, bu durumun etkili olabileceğini belirtmek durumundayız.

Mihri Hanım, Mussolini taraftarı olan, onunla birlikte ünlü Roma yürüyüşüne katılmış olan ve onun yakın çevresinde bulunan İtalyan edebiyatçı Gabriele d’Annunzio ile birlikte olmuştur. Yeğeni Hale Asaf’ın Paris’te birlikte olduğu Antonio Aniante ise, İtalya’daki Mussolini rejiminden kaçmıştır. Mussolini aleyhine bir kitap yazmış olan Aniante, 1934 yılında Gabriele d’Annunzio: St. Jean du Fascisme adında bir kitap da yayınlamıştır. Aniante’nin, Paris’te müdürlüğünü yapmakta olduğu Galerie-Librarie Jeune Europe’ta, 1931 yılında “Altı Turinli” adındaki bir İtalyan grubunun sergisini düzenlediği ve grup üyelerinin aynı yıl, anti-faşist bir topluluk olan “Özgürlük ve Adalet” e katıldıkları bilinmektedir. Hale Asaf’ın çevrelerinde bulunduğu Fernand Léger, Paul Signac ve André Derain gibi sanatçılar da anti-faşist bildiriler hazırlamışlardır. Her ne kadar, kesin konuşmak mümkün değilse de, tüm bu bilgilerin bir araya getirilmesi soru işaretlerine neden olmaktadır.

Mihri Hanım, Hale Asaf’ın yirmili yaşlarını sürdüğü dönemlerden başlayarak onun resimden vazgeçmesini istemiş ve zaman zaman “Ben resim yaptım da ne oldu? Sanat karın doyurmuyor... Tablolarını mı yiyeceksin?” (29) ya da “...Ben güzelim, başımın çaresine bakarım, sende o da yok ama resim yapmaya devam et!..” (30) şeklinde yeğenine çıkışmıştır.

Taha Toros, Mihri Hanım’ın yurtdışından göndermiş olduğu bir mektubundan şu satırları yayınlamıştır:

...Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum? Hiç.. Üstelik sıhhatimi kaybettim. Vaktiyle «Herkül» idim. Şimdi merdivenleri çıkamıyorum.. San’at beni bu hale koydu..Hele gözlerim hiç görmüyor. Çifte çifte gözlük kullanıyorum.. Parasızım. Bizim gibi -Avrupa’ya nazaran- geri kalmış bir memlekette san’atkarın yolu kadar güç bir yol yoktur. Bizimkisi fazla fedakarlık isteyen bir meslek..

Bugün bana, gençliğimi hediye etseler, bu meslek uğrunda çektiklerimi çekmek korkusundan, reddederdim! Çektiğim meşakkatleri bir ben bilirim bir de Allah bilir..

...Her sanatkar, karşısındaki sanatkarı, daima, kendisinden aptal görür! O’nun on senede yaptığını, kendisinin bir senede yapacağını sanır. Bir iki yıl içinde, hayatını kurtaracağına, köşeyi döneceğine emindir!

Heyhat ve yine heyhat! İşte sanatın esrarı burdadır. Sanatkarın yolu, yürüdükçe uzar gider...

...Bizim ailenin yegane hususiyeti, inadındadır. Ben herşeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca, inadımla yaşadım. Bugün, buna, bin kere pişmanım.
” (31)

Bu satırlar, Mihri Hanım’ın içerisinde bulunduğu durumu açıkladığı gibi, hangi koşullar içerisinde yeğenine resmi bırakmasını öğütlediğini de anlatmaktadır.

Mihri Hanım tarafından bir arkadaşına yazılmış olan bir mektup, bu kez doğrudan Hale Asaf ile ilgili bir kısmı içermektedir:

Gelelim Hale meselesine... Size kendi hayatımdan acı bir gerçeği bildirmek isterim. Ben senelerce çalışmakla neye ulaştım? Ne başarı kazandım? Haydi diyelim ki Hale benden ziyade kabiliyetlidir. Her halde pişman olacaktır. Sadece pişmanlık olsa önemli değil. Ya hasta olursa? Allah göstermesin, ya annesininki gibi bir hastalığa yakalanırsa? İşte bir teyze olarak hep bunları düşünüyorum...” (32)


(1) T.TOROS,İlk Kadın Ressamlarımız,Akbank Yay., İstanbul, 1988,s.83. Sonradan bu konağın bulunduğu sokağa da Rasim Paşa Sokağı adının verildiği bilinir.
(2) T. TOROS, a.g.k.,s.10.
(3) A.g.k.
(4) A.g.k.
(5) Fausto Zonaro (1854-1929), 1891’de İstanbul’a gelmiş ve II.Abdülhamid’in dikkatini çekmiştir. 1893’te padişah tarafından, Beşiktaş’taki atölyesi tahsis edilmiş ve 1896’da “Sultanın Ressamı” ünvanıyla onurlandırılmıştır. Sanatçı, 1911’de, Trablusgarp Savaşı nedeniyle İstanbul’dan ayrılmak zorunda kalmıştır.
(6) T.TOROS, “İlk Kadın Ressamlarımız (2)”, Sanat Dünyamız, S.26 (1982),s. 37.
(7) Hikmet Onat, Paris’e gittiğinde Güzel Sanatlar Okulu’nda açılan bir desen sınavında dördüncülük kazanmış; bu sırada kendisini bir Türk kızının kutladığını ve Mihri Müşfik ile bu şekilde tanıştıklarını belirtmiştir.(Canan BEYKAL, “"Yeni Kadın ve İnas Sanayi-i Nefise Mektebi",Yeni Boyut, 2, 16, Ekim:13,not.5) Onat, 1911’de Paris’e gittiğinden, Mihri Hanım’ın 1911 yılında Paris’te olduğunu söylemek doğru olacaktır.
(8) Müşfik Bey, Bursa’nın tanınmış kişilerinden biri olan Selami Bey’in oğludur. Siyaset, tarih ve edebiyat ile ilgilendiği bilinen Müşfik Bey, Mihri Hanım ile ayrıldıktan sonra, 1923 sonlarında, Şeyhülislam Cemaleddin Efendi’nin torunu Hatice Behice Hanım ile evlenmiş ve 1928’de ayrılmıştır. Müşfik Bey, soyadı kanunu ile birlikte İnegöllü soyadını almış; dışişlerinde genel müdürlük, Tahran’da müsteşarlık ve maslahatgüzarlık görevlerinde bulunmuş ve 1942 yılında Ankara’da ölmüştür. (Bkz.T. TOROS, a.g.m., 39.)
(9) T. TOROS,a.g.k., 13.
(10) Edebiyat-ı Cedide, Türk edebiyatında,Batı medeniyeti etkisiyle oluşan bir yenilik akımıdır. (1896-1901) Temsilcileri, haftalık Servetifünun dergisinin çevresinde toplandıklarından “Servet-i Fünun Edebiyatı” olarak da bilinmektedir.Hareket, Tevfik Fikret’in (1867-1915) Servetifünun dergisinde yazı işlerini üstlenmesiyle (Sayı:256, 7 Şubat 1896) başlamış; “Edebiyat ve Hukuk” başlıklı bir çeviri yazıda (Sayı:553,Ekim 1901) geçen,“Fakat gün geldi ki 1789 idaresiyle Fransa’da talak teessüs etti.” cümlesinin Fransız İhtilalini işaret etmesi nedeniyle, derginin Abdülhamid II sansürü tarafından kapatıldığı 16 Ekim 1901 tarihine dek sürmüştür.
(11) T. TOROS,a.g.k., 13.
(12) A.g.k.
(13) C. BEYKAL,a.g.m., 10.
(14) ANONİM, "Nazlı Ecevit ile Görüşme", Yeni Boyut, 1983, 2,16:14-15.
(15) T.TOROS, a.g.m, 34.
(16) Gabriele d’Annunzio, İtalyan edebiyatının önde gelen isimlerinden biridir. İlk şiirlerini on altı yaşındayken yayınlamış; 1897’de bakanlık görevinde bulunmuş; bir süre Fransa’ya gitmiş ve 1915’te yeniden İtalya’ya dönmüştür. Hava subayı olduğundan, toprağa inerken bir gözünü kaybetmiş, 1922’de Mussolini ile birlikte Roma yürüyüşüne katılmıştır. Elli cilde yakın manzum eserinin olduğu bilinmektedir. Şairin, son yıllarında, Mussolini’ye göndermiş olduğu mektuplar gazetelerde yayınlanmıştır. D’Annunzio, 1 Mart 1938 tarihinde Gordone’daki evinde ölmüştür.
(17) C. BEYKAL,a.g.m., 13, not.7.
(18) T. TOROS, a.g.k.,14-15. Bugün, elimizde sadece bir fotoğrafı bulunmakta olan tablonun II.Dünya Savaşı sırasında tahrip olduğu düşünülmektedir.
(19) A.g.k.
(20) A.g.k.81-83.
(21) Gültekin Elibal,bu haberin tarihini 26 Kasım 1928 olarak belirtmiştir.(G.ELİBAL,Atatürk ve Resim Heykel, İş Bankası Yay., İstanbul, 1973, s.110, not.131) Yapılan araştırmalarda yazının, Aralık ayına denk gelen Kanunuevvel ayında yayınlandığı tespit edilmiştir.
(22) Sezer TANSUĞ,Çağdaş Türk Sanatı, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1986, s.165.
(23) G. ELİBAL, a.g.k., 109.
(24) T. TOROS, a.g.k., 16.
(25) Ancak Prof.Dr.Zeynep İnankur’un 18 Mart 2002 tarihinde kendisiyle yapmış olduğu görüşmede, Mihri Hanım’ın,Hale Asaf öldüğünde Amerika’da olduğunu belirtmiştir.
(26) C.BEYKAL, a.g.m.,13, not.8.
(27) S. TANSUĞ, a.g.k., 138.(Ahmet Emin YALMAN,Havalarda 50.000 Kilometre Seyahat,293-296’dan.)
(28) T. TOROS, a.g.k., 16.
(29) E. HİÇYILMAZ,“Ressam Hale Asaf”, Star, 53, 18 Ekim 1992:36.
(30) 19 Aralık 2001 tarihinde Canan Beykal ile yapılan görüşmeden.
(31) T. TOROS, a.g.k., 16-17.
(32) E. HİÇYILMAZ, a.g.m., 38.



[ Kapat ]