Türk Resmi Seçkisi   

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

( Tartışma Dosyası )  


  Müze Dosyası    

İstanbul Bienali Dosyası   




 Nuri İyem
"Saz Çalayım Güzelim, Uyutayım Seni" - Ferit Edgü

Sanat Çevresi dergisinin, Haziran 1981 sayısında, "Özgün Baskı Sanatçıları Önemli Bir Konuyu Açıklıyor" başlığı altında İDTGSYO ve İDGSA dört öğretim görevlisi bir gravür sergisi için kaleme aldığım bir "sunu" yazısını tartışıyorlar.

ÖBİS sanatçıları, 29 Nisan Çarşamba günü yaptıkları ortaklaşa toplantıda (toplantının olağan mı, olağanüstü mü olduğu ne yazık ki açıklanmamış) yazımı ele alarak, bu konudaki görüş ve düşüncelerini "Sanat Çevresi dergisi aracılığıyla kamuoyuna yansıtmak" istemişler.

Ben tefrikanın sonunu beklemeden, öğretmen sanatçılarımızın değinilerini kısaca yanıtlamaya çalışacağım.

İşin Aslı

Ben bir sanat eleştirmeni değilim. Bugüne değin, hiçbir yerde, bir serginin eleştirisini yapmadım.

Tartışma konusu edilmek istenen "Resim Sanatının Üç Ağır İşçisi" yazısı, Mustafa Pilevneli, Ergin İnan ve Ali İsmail Türemen'in ortak gravür sergisinin sunu yazısıdır ve davetiyeye eşlik etmek üzere, sanatçıların isteği üzerine yazılmıştır.

Bu yazının bir kopyası Milliyet Sanat'a bu arkadaşlar tarafından ulaştırılmış; o sıralar İstanbul dışında bulunduğum için de, dergi yöneticileri benimle ilişki kurup "işin aslını" öğrenememişlerdir. Durumu (yazının bir "sunu yazısı" olduğunu) sözkonusu serginin davetiyesi ellerine geçtiğinde kavramışlardır.

Üç sanatçının sergisini sunmak için kaleme alınan "özel" bir yazı ile, bir sergi üzerine bir yayın organında yer alan yazı, nitelik bakımından da, nicelik bakımından da farklıdır.Bunu yazarlar kadar çizerlerin de bilmesi gerektiğini söylüyorum.

İşin aslı bu.

Şimdi gelelim işin faslına.

Elmalarla Armutları Karıştırmamak

Küçük bir sunu yazısının tepkilere neden olan iki paragrafı dergide yer aldığına göre yinelememin nedeni yok. Bir gravür seriginden yararlanarak, gravür/özgün baskı konularında yurdumuzda izlediğim karmaşanın altını çizmek istemiştim.Türleri, teknikleri birbirine karıştırmamak gerektiğini, baskılar arasında önemli ayrımlar olduğunu, bir baskının evrensel numaralama yönteminin dahi, bizde her zaman uygulanmadığını(sırası gelmişken) belirtmeye çalışmışım.

Bir sunu yazısı, bir eleştiri olmadığı için örnekler verememiştim. Bay Mustafa Aslıer'in tepkisi "Kalıbı sanatçı tarafından,yaratma olayı sürerken, yapılan ve baskısı kalıptan yapılan resimler "Özgün Baskı Sanatı" olarak nitelenir. Bütün özgün baskı sanatı kalıpları oyularak yapılmadığından gravür sanatı deyimi tüm Özgün Baskı Sanatı çalışmalarını kapsamaz" diye başlıyor.

Ben de başka sözcüklerle bunu söyledim. Bu nedenle gravür sözcüğü ile özgün baskı sözcüğü arasındaki ayrıma değindim.Serigrafi ofset tekniğinin ilkelidir demişim... Aslıer değildir,diyor. Oysa okulun bir başka öğretim görevlisi, A.İ. Türemen Felix Brunner adlı bir yazardan bir alıntı yapmış; "Serigrafinin gelişmesi ofsete dönüşür." Diyorum ki, aynı çatı altında yaşadıklarında ve çalıştıklarına göre, ilkin kendi aralarında anlaşsalar.

Benim gibi tanımlamalara gereksinme duymayanları değil, öğrencilerini düşünerek.

Aslıer, ayrıca, bir öğretmene yakışmayacak terminoloji yanlışları yapıyor. "Reproduction" sözcüğünün anlamı, yeniden üretme, yani söz konusu bir sanat yapıtı olduğunda, onun kopyasıdır...Aslıer'in dediği gibi "tıpkı basım" değil.Tıpkı basım faksimile'nin karşılığıdır. Birincisinde, örneğin baskııs yapılan resim boyutları değişebilir, ikincisinde(tıpkı basım da) değişmez.

IDGSA'dan Prof. A.T. Germaner ise "Özgün Baskının Anlamı" konusunda bir ders veriyor. Ama bu dersi kime verdiğini anlayamadım.Aşağıda, yanıtlayacağım bir nokta hariç, tüm dediklerinin benim söylediklerimle uzaktan yakından ilişkisi yok. Ben ne yapımcıya (?) güvensizlik gösterdim, ne de "özgün baskıların" eleştirmen ve galeri yöneticilerinin huzurunda numaralanması gerektiğini söyleyecek kadar aklımı peynir ekmekle yedim.Yalnızca, daha numaralamayı bilmeyen "özgün baskıcılar" olduğunu söyledim. Örneğin bir gravürden belki on baskı gördüm ama herbiri 1/1 numarasını taşıyordu.

Prof. Germaner'in, yazımdan yaptığı bir çıkarım var ki, hem doğru okumuş, hem doğru anlamış, hem de doğru yorumlamış. O da şu: "Serigrafinin kopye, çinkonun özgünlüğü, düşüncesi ise, katılma olanağı bulunmayan bir garip yargı" diyor.Ve bu yargıya nasıl ve nerden vardığımı içtenlikle merak ettiğini söylüyor.

Sanatçımızın merakını gidereceğim.Üstelik kendisiyle ilgili bir örnek vererek.

Ali Teoman Germaner büyük bir sabrın ürünü, tarama tekniğiyle, fantastik (bu sıfatı kullanabilir miyim?) desenler çizer kağıt üzerine. Çini mürekkebiyle. Sonra bunları serigrafçı Süleyman Saim Tekcan'a verir. Tekcan bunların filmini çeker. Ve serigrafi tekniğiyle basar.

Örneğin, Sanat Çevresi'nin geçen sayısında yer alan ve bu yazımın başlığı olarak aldığım "Saz Çalayım Güzelim, Uyutayım Seni" desenini.

Bu durumda özgün baskıdan nasıl söz edeceğiz. "Özgün" sözcüğünü "orjinal" sözcüğünün karşılığında kullandığımıza göre, söz konusu baskının orjinali, Germaner'in elinden çıkan yapıttır. Oysa bir gravürün orjinali o gravürden başka bir şey değildir.Germaner'in serigrafi baskıları, orjinalin kopyalarıdır.

Bana bir tek (ciddi) ressam gösterilemez ki, gravürleri, özgün baskıları, daha önce, bir başka teknikle gerçekleştirdikleri bir desenin, bir tablonun (yani orjinalin) çoğaltılmışı olsun.

Nedeni basit: sanatçı yalnız çoğaltmak için yapmaz gravürü. Çinko'nun, bakırın, lithonun, kendisine sağladığı ve başka bir yerde bulamadığı olanaklardan yararlanmak için bu tekniklere başvurur. Örneğin Picasso da çoğu kez, bir yapıtın oluşum sürecini içeren, değişik baskılardan oluşur. Başka bir deyişle gravür, bir yapıtı çoğaltıcı bir araç değil, serigrafi resmin kendisi için bir amaçtır.

Bu demek değildir ki, bir sanatçı bir yapıtının serigrafi ya da bir başka teknikle çoğaltılmış bir röprodüksiyonunu numaralayıp imzalamaz. İmzalar. Ama bunu "özgün baskı" diye yutturmaya kalkmaz.

Serigrafi konusundaki görüşlerimi, daha önce , açık yüreklilikle kendisine söylediğim Süleymen Saim Tekcan'ın duyarlılığını anlıyorum. Çünkü onun sanat yaşamında ağır basan teknik serigrafidir.

O yapıtlarını ( hiç değilse çoğunluğunu) doğrudan doğruya serigrafi olarak düşünüyor ve bu tekniğin olanaklarından yararlanarak yaratıyor, sanıyorum. Bu konuda özgünlüğüne bir diyeceğim yok. Ama atölyesinde gerçekleştirdiği, çeşitli sanatçıların desenlerinden, renkli resimlerinden yola çıkarak gerçekleştirdiği serigrafileri, o sanatçıların özgün baskıları olarak değerlendiremiyorum.Örneğin Nurullah Berk'in, Bedri Rahmi'nin, Eren Eyüboğlu'nun, Devrim Erbil'in, Ali Germaner'in yapıtları, bu sanatçıların yapıtlarının röprodüksiyonudur. Yaşayan sanatçılar tarafından görülmüş, aslına uygunluğu onaylanmış kurala uygun olarak numaralanmış ve imzalanmış röprodüksiyonlar. O kadar. Sanatçıların bu baskıya bir katkıları söz konusu değildir.Bu sanatçıların yarattıkları resim bir başka teknikle yaratılmıştır.Serigrafi ile de çoğaltılmıştır.

Serigrafi yaratıcı bir teknik olarak kullanılamaz mı? Kuşkusuz kullanılabilir ve bunun günümüzde örnekleri de var. Ama bu yapıtlar, serigrafinin olanakları içinde tasarlanmış ve bu teknikle gerçekleştirilmiş resimlerdir. Orjinali tuvalde ya da kağıt üzerinde olan resimler değil. Örneğin, başta Andy Warhol olmak üzere çağdaş Amerikan sanatçıları serigrafi'nin kendine özgün olanaklarını "kullanmaktadırlar". Ama bu da yeni bir olgudur. Çünkü bu sanatçıların plastik görüşleri, anlayışlarıdır onları yeni tekniklere (yalnız serigrafiye değil, aynı zamanda fotoğrafa, neona, pleksiglass' a v.b) yönelten.

Serigrafi yaratıcı bir teknik olarak ele alınmadığında, Tekcan'ın baskı teknikleri sıralamasında ağzından kaçırdığı gibi, yalnızca bir "şablon"dur.

Son Söz

Nicedir bu ülkede olup biten hiçbirşeye şaşmama kararı almıştım. Ama öyle görüyorum ki, bu kararımı uygulayabilmek için, gözümü yummam, kulaklarımı ve hatta burnumu tıkamam gerekiyor. Bu kez de öyle oldu. Sergilerini sunmamı benden isteyen üç sanatçının sergi davetiyelerine eşlik eden ve kendi çabalarıyla bastırdıkları yazım konusunda "açıklama yapmanın uygun görüldüğü" ÖBİS toplantısında hazır bulunmalarını şaşırarak değil, burnumun direği kırılarak okudum.

Bugüne değin, resim sanatı üzerinde, doğru yanlış bunca yazıma en küçük bir tepki göstermeyen sanatçılarımızın, bir küçük sunu yazısına niçin böyle toplu bir tepki gösterdiklerini ise, bağışlasınlar anlayamadım.

Bir üçüncü nokta, ressamların, genellikle iyi birer yazar olmadıklarını biliyorum.Ve yıllardır yüksek öğretim kurumlarında görev alıp da, öğretici bir el kitabı yayımlamaya yanaşmamalarını da buna bağlardım.(Bu inancımı yazılarının dili doğrulasın diye, yazımda yer verdiğim alıntıları olduğu gibi aktardım, Türkçe yanlışlarını düzeltmeden.) Ama öyle görüyorum ki, yazmasını bilmedikleri gibi, okumasını da bilmiyorlar.

Eh ne yapalım, biz de, bugüne değin olduğu gibi, bundan böyle de yazılarına değil resimlerine bakarız.



Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası