 |
|
 |
Sezer Tansuğ'dan Alıntılar
"Sanat eserleri müzeler ya da koleksiyonlarda saklanmak için meydana getirilmemişlerdir. Sanat eserini yaratmakta böyle bir amaç yoktur. Gerçekte sanat eserlerinin korunma ve incelenme amaciyla emanet edildikleri bu çeşitten kurumlar da kendi teknik araçlari ve imkanlariyla sanat eserlerini kitleye tanitmak ve ona derin bir bilinç kazandirmakla yükümlüdürler. Eserlerin doğrudan doğruya kendilerine sahip bulunmalari, kurumlara hem bu imkani verir, hem de onlari bundan sorumlu tutar.
Müzeler sanat objelerini kitleye tanitmakta, ortada eserin kendisi olduğu için yapay (suni) bir araci olmazlar. Sözlü açiklamalar ve etiketler objenin orada bulunan somut varliğina sikica bağli zorunluluklardir." (1)
"Teorik sanat eğitimi yapan kurumlarin içinde bulunduklari çikmaz çok defa çağdaş dünyanin hayati ve hareketiyle ilgilenmeyen kuru bir akademizmi seçmiş olmalaridir. Pratik sanat eğitimi yapan kurumlarin hayatin çağdaş ihtiyaçlarindan habersiz siki kurallara bagli kalmalari da ayni kapiya çikar. Oysa kişisel değerler yetiştirebilmenin ilk şarti insanin çağdaş hayata açik gelişim özgürlüklerine hak tanimaktir. Eğitimin yetenekleri körletmeye değil bilemeye yarayan bir kavram olduğunu düşünürsek hayati daha düzenli ve mutlu kilmayi amaçlayan kişisel çabalarla bu sorun arasindaki bağintiyi daha iyi anlariz... (2)
"SANATLAR daima kendi yaratici geleneklerini izler. Gelenekler çok defa eski biçimsel olgularin tekrari sanildigi için; yenilenen biçimlerde yasayip giden gerçek yaratis hatiralaridir. Su halde gelenek bir ruh ve duyarlik sorunudur, eski biçimlerin tutucu (muhafazakar) bir israrla kendilerini sürdürmesi degildir. Gelenekleri çagdas biçimlerde yasatmak kisisel sezgi ve güce baglidir. Çünkü tarihsel yaratis mirasinin hakiki sahipleri sanat ve kültürün gelismesinde kendini sorumlu bilen ve bu yaratisin içinde, derininde olan yaratici dinamigi kavrayan bireylerdir. (3)
"Hergün yeni yeni sanat akimlarinin türedigi bir çagda, bir sanatçinin bu degismelere uymayan kararli biçim anlayisi belli bir üslubu inceliklere ve ayrintilara götürme kaygisi ise tutuculuk degildir. Buna karsilik üslup kararliligina sahip olmayan sanatçilar yeni akimlari izleyerek, kendi çabalarindan dogmayan bir yenilenmeye mensup olmaya çalisirlar. Bu taklitçilik ve sanat akimlarinin modalastirilmasidir. Sanat böylece begeni avciligina ticarilesmeye yönelir, zevk sömürücüsü olur... (4)
"ELESTIRI insanin kendi kendisini kavrama ve açiklama yöntemidir. Sanat eseriyle kurulan dogal, vazgeçilmez iliskide daima kisisel egilimler, öz yansimalari belirir. Sanat eseri bu kisisel yorum ve açiklama çabasi önünde hiçbir zaman vazgeçilebilir bir vesile olamaz. Dolayisiyla en kisisel, en öznel yorum sanat eserinin bütün somut ve asli degerleri içindir. Kisaca temel elestirel egilim insanla sanat eserinin iç içe kaynasmasi sürecini kapsar. Elestirel yapilarin ve sonuçlarin kitleye iletilmesindeki temel amaci da insanlarda sanat eseri karsisindaki kisisel egilimleri uyandirmak, onlarin kavrama ve açiklama çabalarina yardimci olmaktir. Elestiri kendi yargilarini çevreye kabul ettirmeye çalisan bir yöntem degildir.
Bir dürüstlük ve moral davranis olarak elestiri cesaretli bir içtenliktir. Ön yargilardan, kaliplasmis açiklayici tekrarlardan kaçinmak, her yeni eser karsisinda, yenilenen çesitlemeleri ve yorum ayrintilarini bulmak elestiri için bir esas teskil eder. (5)
***
"Sanatla kitle arasindaki iliskiler, bu iliskilerden dogan deger ölçütleri ve benzeri sorunlarda evrensel yaklasimin en çok bel bagladigi, göz denen organdir. Aslinda göz kadar duyarli, ama onun kadar kolay yanilan organ yoktur; bazi göz hemen aldaniverir. (6)
"SANAT YAPITI DOGAL BIR EGITIM ARACIDIR. Insanin düsünce eylemi içine, duyarliligini, deger ölçülerini ve davranislarini sokmasi, zekasini açar. Bu yüzden sanat ögrenimi duyarligin gelismesi yönünden her dalda ögrenimin bir tamamlayicisidir...
Sanat yapitinin dogal bir egitim araci olarak kavranabilme kapsami içinde, ünlü sanat tarihçisi ve elestirmeci Herbert Read, "sanat yapiti kisiligin kurtulusudur" derken, sanatsal olgularin, mekaniklesen bir toplumda insana kisiligini kazandiran araçlar oldugunu da hesaba katmaktadir." (7)
***
"SANATIN IŞARETLER SÖZLÜĞÜ
Daima bir tarihsel temel üzerinde olusan sanat, en "yeni" ve en "özgün" oldugu kosullarda bile belli bazi gelenek ve kurallara uyar. Sanat insanlar arasinda konusulup anlasilan bir dildir. Eger bu kosullardan soyutlanirsa, bir iletisim olarak yararsiz bir fenomen haline gelmis olur.
Bir dil olduguna göre sanat, nesneleri isaretlerle belirler, semalastirmadan, gelenek ve kural halini getirmekten de kaçinamaz. en kendiliginden ve en gerçege bagli sanat bile, bir fikir ya da izlenim için tek bir özel isaret kullanmaz, ama bir çok farkli anlami içeren isaret sözcüklerini kapsayan bir isaretler sözlügüne basvurur. Her kusak bu sözlüge bir seyler katar ya da onu yeni bastan yorumlayarak kullanir.
Sanatta yeniyle eski arasinda bir savastir sürüp gider. Ne var ki, sanatçinin dili, kattigi kendi ses yeniligiyle bile önceden kurulmus bir dildir. Bu yüzden güçlü ve yetenekli bir sanatçi, gelenegi en güçsüzcesine sürdüren bir sanatçidan daha bagimsiz da degildir. (8)
***
"ELESTIREL GÖZ IÇIN NE GEREKLIDIR? Dogrulugu sasmaz bir yöntemle gözü belli kurallar ya da kati ilkeler içinde, bir sanat yapitiyla iliskiye sokmak nasil mümkün olabilir? Kuskusuz, öyle kesin ilke ve formüller verilemez bu yönde, çünkü bu alisveris karmasik bir istir. Bunun için sirasiyla,
Sezgi gerekir. Önyargi ya da pesin kavrayislardan arinmak zorunludur.
Gözleri dogru bir görüs açisinin bulunabilecegi yönde özel bir odak noktasina uygulamak gereklidir.
Eserin yaratildigi ve sanatçinin gelistigi kültür çevresi hakkinda tarihsel bilgiler edinilmelidir.
"Ressamca" (painterly) olan ve görsel-plastik bir anlam tasiyan yapitin degerlendirilebilecegi bir göz egitimine gerek vardir. Bu ayni zamanda ritmin somutlugu ya da anlatimin eristigi "degerler" dizisinin, yani çizgi, renk, tonlar, kütleler, isik ve yüzeyler diye tanimladigimiz ögelerin kavranmasidir. Ölçü ve boyut kavramlari üstüne ustalasmak, hatta yasamla sanat arasindaki bagintiyi bilmek bile bu kapsam içindedir. Ne var ki, bu kavrayisi elde etmek için bir ön egitim ve dolaysiz, egitici deneyim de gereklidir.
Sezgi denen yeti bazi insanda az, kimisinde çoktur. Bazisi basamaklari tirmanmadan merdivenin tepesine siçrayabilir. Ama herseyden önce önyargi ya da kesinkes kavrayislardan arinmak gerekir. Siradan göz ya da kategorik göz, sezgiyi gölgeleyen davranislari belirler. Bu da çesitli nedenlerle insanin düsünce özgürlügünü kullanmamasi demek olur." (9) (10)
(1) Sezer Tansug, "Sanatin Dili", Koza Yayinlari 1976, sayfa: 8
(2) a.g.e., sayfa: 13, 14
(3) a.g.e., sayfa: 17, 18
(4) a.g.e., sayfa: 22, 23
(5) a.g.e., sayfa: 29, 30
(6) Herkes için SANAT, Altin Kitaplar Yayinevi, 1982 baskisi,- sayfa: 32
(7) Dipnot (6)'da a.g.e.
(8) Dipnot (6)'da a.g.e.
(9) Dipnot (6)'da a.g.e.
(10) Sezer Tansug'un Kitaplarinin Adlari:
Şenlikname Düzeni, Okname, Beş Gerçekçi Türk Ressamı, Sanata Yaklaşım, Sanatın (Görsel) Dili, Resim Sanatının Tarihi, Karşıtı Aramak, İnsan ve Sanat, Çağdaş Türk Sanatı, Türk Resminde Yeni Dönem, Ressam Halil Paşa İncelemesi, 66 Kare-Geleneksel Kültürel Çağdaş Yorum, Herkes için Sanat, Sanata Yaklaşım-Eleştiride Duyarlık Çağı.
|