|
Cumhuriyet'in 75. Yılında Türk Resminden bir Seçki
"MUHAYYEL MÜZE"/"SANAL MÜZE" projemizin ilk adımı veya ilk tuğlası olarak Türk Resminden seçilmiş 125 resimlik bir listeyi konunun ilgililerinin görüşlerine ve eleştirilerine açıyoruz. İlk 50 resim 1876 ile 1922 yılları arasında gerçekleştirilmiş yapıtlardan; sonraki 75 resim ise 1923 ile 1998 yılları arasındaki dönemden seçilmişlerdir. İlk düşünce Cumhuriyetimizin 75. yılında, her yılın en önemli 75 resmini önermek idi; bunu yapmanın zorlukları ve sakıncaları karşısında olabildiğince farklı yıllardan bir seçki yapılmaya çalışılmıştır. Sözünü ettiğim zorlukların birincisi, Türk Resim Sanatı ile ilgili yayınlarda resim tarihlerinin verilmemesi veya doğru verilmemesinden kaynaklanmaktadır. İkincisi de, özellikle 1940’dan sonraki yıllarda çok farklı ortamlarda çok farklı yapıtların ve değerlendirmelerin yapılmasından kaynaklanan karmaşadır. Üçüncü ve en önemli zorluk ise, Türk Resim Tarihine ilişkin yorumlarda birkaç resim dışında her yılın önemli resimlerini ele alan yaklaşımların azlığıdır. Yarışmaların ve ödüllerin verilmesinde de çoğunlukla yapıtın özelliklerinden çok sanatçısının özelliklerinin öne çıktığını söylemek gerekir.
Görsel Sanatlara ilişkin seçimlerde, "GUSTO", "BEĞENİ", "İNCE ZEVK", vb. gibi deyimler, dile getirilen olayın "KİŞİYE ÖZEL" doğasını yansıtmaktadır. Bu nedenle hazırladığım listenin öznel bir yaklaşımı içerdiği tartışılmamalıdır bile; bu tarz seçimlerin nesnelinin olmadığı düşüncesindeyim. Ancak başka öznel bakışların buluştuğu bir tartışma ve bilgi platformunda, isteyen kendi öznel beğenisini özgürce oluşturabilmek olanağını bulabilecektir. Bu çalışmanın ve sonraki adımlarının nihai amacı, yalnızca bir "MERKEZİ BELLEK ARŞİVİ"nin oluşturulması ve çok sayıda öznel yaklaşımın buluşması ile "GÖRSEL SANATLARIMIZA LAYIK OLDUĞU ÖNEMİ" vermemizi sağlamaya yöneliktir.
Öznel de olsa seçimde kullanılan kıstaslar:
- Başyapıt, çoğunlukla "ÇARPICI"dır; bakışlarınızı yakalar, neyin sizi etkilediğini kısmen çözseniz de "GİZEMİ"nin bir bölümünü her zaman korur. Boyutların alışılmadık büyüklüklerde, oranlarda ve biçimlerde olması, artı bir unsur olabilir.-
- Başyapıt, çoğunlukla "AYKIRI"dır; konusuyla, kompozisyonuyla, rengiyle, boyutuyla, içeriğiyle tekniği ile vb... Bu "AYKIRI"lık "ÇARPICI" da olabilir, olmayabilir de...
- Bir resim başyapıtı üretildiği ülkenin rengini, kumaşını, duygusunu, gizemini, tarihini yansıtmalıdır. Bu en yalın biçimiyle de en kapsamlı biçimiyle de geçerlidir. Soyut resimlerde tek bir renk veya renk tonuyla bu yakalanabileceği gibi, figüratif ve gerçekçi resimlerde ise her tür imgenin göndermeleri ile bu gerçekleştirilebilir.
- Bir görsel yapıtın ülkesinin tarihinin önemli bir olayı ile çakışıp onu taşıyabilecek yetkinliğe ve niteliğe ulaşabilmesi onun önemini arttırır; ancak yalnızca bu nitelik onun başyapıt olarak nitelendirilmesini sağlamaz.
- Sanatçının tutarlı bir kimliğe ve felsefeye sahip olup yaşam süresi boyunca bu tavrını koruması ve sanatını da organik bir gelişme ile sürdürüp hem kendisinin hem de ülkesinin güncesini yapıtları ile belgelendirmesi saygın bir tavır olarak kabul edilmiştir.
- Türk insanının ve ülkesinin geçmişinin zengin tarihini ve kültürel kaynaklarını özgün olarak değerlendiren ve yarına uzanan yaratıcılıklar ve saptamalar önemsenmiştir.
- Ülkemizin ve insanlarının geçmişteki ve gelecekteki koordinatlarını veren, "GÖRSEL MACERASI"nın kaynaklarını ve erişimlerini anıştıran yapıtlara dikkat çekilmiştir.
- Son yıllara değin oldukça sınırlı olan görsel sanatlar yayınlarında, bizden önceki sanat tarihçilerinin, araştırmacıların, eleştirmenlerin önemsedikleri yapıtlar -özellikle birden çok kimlik tarafından seçilmişler/veya önerilmişlerse- bu belli ölçüde kaale alınmıştır.
- Halkımızın belleğine mal olmuş; popülarize olmuş imgeye sahip yapıtlar, bu özellikleri nedeniyle değerlendirilmişlerdir.
- Bir başyapıt "GİZEMİ"ni çoğunlukla, insanın veya o ülke insanının önemli sorunlarını -dramasını- irdeleyen, araştıran, dokunduran tavrına borçludur. Yaşamı, ölümü, aşkı, soyun devamını, yarını, dünü, bugünü -İNSANIN TEDİRGİNLİĞİ’Nİ- yakalayan yapıtlar, "ÖLÜMSÜZLÜĞÜ" yakalamaya da adaydırlar...
125 Resmin seçiminde uygulanan bazı pratik yaklaşımlar:
- Birkaç istisna hariç, yapıt seçimleri bilinen önemli koleksiyonlardan yapılmıştır. Bu yıl içerisinde yayınlanan koleksiyon katalogları bu çalışmanın yapılabilmesini kolaylaştırmıştır.
- Koleksiyon kataloglarından yapılan seçkiden sonra, yapım yılları bilinen yapıtlar yıl yıl gruplandırılmışlardır.
- Adına kitap yayımlanmış ressamların kitapları taranarak, önemli sayılan yapıtları yıl yıl ayrılarak koleksiyonlardan yapılan seçimlere eklenmiştir.
- Ödül aldığı bilinen, çağdaşlarınca tartışılan ve önemsenen çağdaş yapıtlar da bu listelere eklenmiştir.
- Ülkenin tarihindeki önemli olayları ve kimlikleri belgeleyen, konu alan yapıtlar işaretlenmiştir.
- Ülkenin doğasını, coğrafyasını, pitoreskini yansıtan örneklere yer verilmeye çalışılmıştır.
- Ülkenin geleneksel kültürünü, yaşama biçimlerini ve halkını yansıtan yapıtların olmasına- özen gösterilmiştir.
- Her dönemden devrin ruhunu yansıtan önemli politik, entellektüel ve sosyal kimliklere ve olaylara yer veren yapıtlara öncelik tanınmıştır.-
- Türk insanının son 125-yüzyirmibeş yıllık geçmişinin görsel yanlarını olabildiğince geniş açı ile veren bir seçim amaçlanmıştır.
- Daha önceki görüşler doğrultusunda sanatçı ve yapıtlar belirlenirken, olabildiğince dengeli ve kuşaklarının hem önemli hem de daha az bilinen sanatçılarını kapsayan ve örneklendiren bir bütün amaçlanmıştır.
Türk toplumunun önemli dönemeçlerini, ruh değişimlerini, kendine özgü ayrıntılarını, zenginliklerini yakalamanın ana amaç olması nedeniyle listede bazı sanatçılardan daha çok yapıt yer almasına karşın, olabildiğince her kuşaktan ve her eğilimden sanatçı seçilmeye çalışılmıştır. Ne var ki "MUHAYYEL MÜZE" projesinin "HEDEF KİTLESİ"nin "HALKIMIZ", "ÖĞRENCİLERİMİZ" ve "MİSAFİRLERİMİZ" (Turistler) olması nedeniyle "İLETİŞİM KOLAYLIĞI" sağlayacak gerçekçi ve figüratif yapıtlar belli oranda daha ağırlıklı olarak temsil edilmişlerdir. "Türk Resminde Soyut Eğilimler"e odaklanan yan bir seçkinin (1950-2000 yılları için) yapılması ile bu alan da daha kapsamlı olarak taranmış olacaktır.
Konunun daha ayrıntılı ve farklı bakış açıları,- farklı gustolarla taranabilmesi için 1876-1998 döneminin "HER YILININ EN ÖNEMLİ ON YAPITI" belirlenebilir; bu çok dar tutulmuş olan 50+75=125 resimlik perspektifi 500+750=1250 resme taşıyacağı için çok daha panoramik olacaktır. Bunun için "GÖRSEL SANATLAR ALANINDA" etkin ve yetkin "10 KİMLİĞİMİZ" den yukarıda yaptığım anlamda (50+75=125) ve/veya (500+750=1250) resimlik listeler hazırlamaları istenilip, kurulacak bir çalışma grubuyla bu 10 kişinin üzerinde uzlaşacakları veya kısmen uzlaşacakları (50+75=125) ve ( 500+750=1250) yapıtlık envanterler ortaya çıkarılıp insanlarımıza sunulabilir. Önemli olan görsel sanat eserlerimizin eleştirel ve sevgi dolu bakışlarla incelenip sahiplenilmesi, paylaşılması, tartışılması ve yeni başyapıtların üretiminin, bir geleneğin oluşumunun tuğlaları olabilmeleridir. Son derece kısa geçmişine (yaklaşık 150 yıl) karşın, Türk Resim Sanatı’nın hiç bir ülke sanatından aşağı kalmayacak nitelikte ve duyarlılıkta başyapıtlara sahip olduğunu ve ülkemizin kendine özgü ruhunun bu ölümsüz eserlerde yaşadığının ortaya konulması ise, başlattığımız çalışmanın en sevindirici sonucu olmaktadır.
Bir toplumun 125 yılını 125 resim ile olabildiğince çok boyutlu olarak verebilmek, ancak seçilen yapıtların kendilerinin de çok boyutlu olabilmeleri- ile mümkündür, özellikle bu süreç kısmen 600 küsur yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nu, kısmen de 75 yıllık Türkiye Cumhuriyeti Devletini kapsadığında...
Neticede seçimi yapanın ilgi alanlarına, yaşama, ülkesine ve dünyaya bakış açılarına göre oldukça öznel bir kesit ortaya çıkıyor. Ancak Türk sanatının ve buradaki alanımız olan "Türk Resmi"nin kapsamlı bir envanterinin yapılamamış olması nedeniyle bu liste "BİLİNEN - BİR ŞEKİLDE YAYINLARA GEÇMİŞ" veya "ÖZEL OLARAK VARLIĞINDAN HABERDAR OLUNAN YAPITLAR" ile sınırlıdır. Bundan dolayı bu ilk seçki ile başlatmayı umduğumuz "MUHAYYEL MÜZE SÜRECİ"ne diğer eleştirmenlerin, sanat tarihçilerinin, arşivcilerin, kurumsal koleksiyon sorumlularının ve özel koleksiyonerlerin katılımı ile "TÜRK RESİM SANATI"nın- hem "MERKEZİ BELLEK ARŞİVİ" oluşacak, hem de bu alanın üzerinde belli ölçüde uzlaşılmış tartışılmaz "BAŞYAPITLARI" ortaya çıkarılmış olacaktır.-
Çok kısa olarak seçtiğim 125 resmin ve ressamlarının (71 tane) nedenlerine/gerekçelerine değinmek istiyorum:
Osman Hamdi Bey’in, Şeker Ahmet Paşa’nın, Halil Paşa’nın, Süleyman Seyyid’in, Şefik’in, Kolağası Ahmet Şekür’ün, Bedri Kulları’nın, Ahmet Ziya Akbulut’un, Hasan Rıza Bey’in, Müfide Kadri’nin, Hüseyin Zekai Paşa’nın yapıtları (32 adet) I. Meşrutiyet’ten (1876), İkinci Meşrutiyet (1908) yıllarına- dek Osmanlı’nın son yıllarını, insanları, iç ve dış mekanları, yaşantıları, politik görüş açıları, kendi tarihlerine bakışları ile veren bir kesit olarak düşünülmüştür. İstanbul, Boğaziçi, Bursa, Erenköy, Gebze, Sultanahmet, Yıldız Sarayı Bahçesi, Bostancı Sahilleri gibi yerler; Aristokrat Osmanlılar ve hanımları, balıkçılar, oduncular, dilenciler gibi kimlikler; dönemin ve Osmanlı tarihinin zengin geleneksel sanatlarını yansıtan iç mekanlar bu dönemin ressamlarının sanata bakışlarını da, eserlerinin Avrupa Sanat Pazarını hedefleyen yaklaşımlarını da net olarak vermektedir... Yıllarca Paris’te kalan ressamların Batı ile Osmanlı yaşam tarzı, laisizm ve din devleti gibi alanlarda daha o yıllardan soru işaretlerini içeren yapıtlarına da rastlamaktayız: Osman Hamdi Bey’in "Mihrab"ı ve "Türbe Ziyareti" gibi...
1908-1922 Döneminin yapıtları bir toplumun değişiminin, I. Dünya Savaşı’nın acılarının olduğu kadar toplumun çok farklı kesitlerinin de bir yansıması olmaktadır; Avni Lifij’in "KadıköyBelediyesi İmar çalışmaları", Hikmet Onat’ın, Çallı’nın, Namık İsmail’in "Şişli Atölyesi Resimleri" Osmanlı toplumunun devletini resmederlerken; Avni Lifij’in "Kendi Portresi", Feyhaman Duran’ın "Ressamlar Grubu", Namık İsmail’in "Mediha Hanım’ın Portresi", Ömer Adil’in "Kızlar Sınıfı", Nazlı Ecevit’in "Keriman’ın Portresi", Müfide Kadri’nin "Sahilde Aşk" ve "Piknik", Hoca Ali Rıza’nın "Adada Piknik", Halife Abdülmecit’in "Saray’da Beethoven" yapıtları dönemin insanlarını, yaşam felsefelerinin ipuçlarını da verecek denli başarı ile, yansıtırlar. Yine bu dönem resimlerinden Nazmi Ziya’nın "Sabah"ı güne başlayan bir Türk Mahallesinden, Şevket Dağ’ın "Harem Dairesi" ise Topkapı Sarayı’nın en gizemli bölümünden bir yaşam kesitini belgelerler...
Cumhuriyet Döneminin ilk resmi olarak seçilen Namık İsmail’in "Harman" yapıtı, Türk toplumunca benimsenmiş, posteri çokca yapılıp ulusal belleğe mal olmuş bir yapıttır. 1924-1939 dönemine ise Atatürk, kimliği ve gerçekleştirdiği devrimler ile damgasını vurmuştur. Resim alanında bunun yansımaları olarak Nazmi Ziya’nın "Ata-türk"ü, Mehmet Ruhi’nin "Fatih Kaymakamlığı" ve "Atatürk’e İstikbal"i, Turgut Zaim’in "Doğu ve Batı Halkının Atatürk’e Teşekkürü", Cemal Tollu’nun "Alfabe Okuyan Köylüler"i, Şeref Akdik’in "Atatürk Telgraf Başında"sı, Bedri Rahmi’nin "İlk Geçen Tre-ni Seyreden Köylüler"i, Malik Aksel’in "Yeni Mektep"i, Zeki Kocamemi’nin "Atatürk’ün Cenaze Töreni" seçilmişlerdir.
Avni Lifij’in "Mareşal Fevzi Çakmak"ı, Zeki Kocamemi’nin "Mekkare Erleri" ve Ali Çelebi’nin "Silah Arkadaşları" kazanılan "ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI"nı kutsayan ve belgeleyen yapıtlar olarak değerlendirilmelidirler.
"PORTRE" alanı resim sanatının "olmazsa olmaz" önemli ve zor dallarından bir tanesidir. Özellikle "İmparatorluktan Ulusal Devlete Geçiş"i yaşayan, geleneklerin ve kültürlerin potası bir ülkede yapılan portreler bu dalın yapısında varolan "HESAPLAŞMA" ve "YAŞANANIN HESABINI VERME" yaklaşımının özgün ve çarpıcı örnekleri olarak dikkat çekicidirler. Osman Hamdi Bey’in genç kuşaklara yönelik sevgisinin doruğu sayılabilecek yeğeni Tevfika’yı konu alan "Çekik Gözlü Kız"ı, 1906’da ölümünden dört yıl önce sanki eşiyle vedalaştığı, aşkını belki de son kez büyük bir güçle dile getirdiği "Mimozalı Kadın"ı, Şeker Ahmet Paşa’nın ve Avni Lifij’in "İşte ben buyum, ve böyle hatırlanmak istiyorum." dercesine, izleyicilerin gözlerinin içerisine baktıkları ünlü otoportreleri, Halil Paşa’nın belki de yetişmesinde emeği olan yaşlı halayığı ölümsüzleştirdiği ve de yaşlılığın belki de en hüzünlü resimselleştirilmelerinden biri olan "Yaşlı Halayık"ı, Hikmet Onat’ın eşini konu alan "Kasnak İşleyen Kadın"ı, Nazlı Ecevit’in "Keriman’ın Portresi", Hale Asaf’ın önemli otoportrelerinden birisi, Nuri İyem’in hem önemli bir Türk entellektüelini hem de Maya Galerisi olayını bir resme sığdıran "Adalet Cimcoz Portresi", Orhan Peker’in çağdaşı iki sanatçının ruhlarını eşsiz bir ustalıkla ölümsüzleştirdiği "Aşık Veysel" ve "Aliye Berger" portreleri,- Alaattin Aksoy’un Feyhaman Duran’ın "Ressamlar Grubu"na nazire yapan hınzır ve gizemli "Üç Ressamı", her biri tek tek inceleme konusu olabilecek denli önemli yapıtlar. Günümüzün en önemli konularından birisi olan kadın-erkek ilişkilerine (veya kadın-erkek savaşlarına) geçmişten günümüze bir perspektif getiren Halil Paşa’nın "Uzanan Kadın"ı, Namık İsmail’in "Sedirde Uzanan Kadın"ı ve "Mediha Hanım’ın Portresi", İbrahim Çallı’nın "Şapkalı Kadın Portresi", Ali Çelebi’nin "Maskeli Balo"su, Edip Hakkı’nın "Isınan Kadınlar"ı, Cihat Burak’ın "İncili Kız"ı ve "Our First Lady"si, Mehmet Güleryüz’ün "Çift"i gibi yapıtlar toplu olarak bir başka inceleme konusu olabilirler...
Türk resminin önemli ve özgün bir alanı da Boğaziçi’nin ve Anadolu’nun pitoreskini yansıtan yapıtlar dizisidir; buna örnek olarak Osman Hamdi Bey’in "Gebze’den"i, Kolağası Ahmet Şekür’ün "Bursa’dan Çekirge"si, Halil Paşa’nın "Balıkçıları"- ve "Deniz"i, Ali Cemal’in "Yük İndiren Gemi"si, Namık İsmail’in "Mehtapta Cami"si, Hikmet Onat’ın "Fındıklı Sahili", Nazmi Ziya’nın "Mavnalar"ı, Eren Eyüboğlu’nun "Salı Pazarından"ı, Sami Yetik’in "Ankara Saman Pazarı", Turgut Zaim’in "Yaylada Yörükler"i, Eşref Üren’in "Karadenizli Analar"ı, Nejad Melih Devrim’in "Halikarnas"ı, Mustafa Esirkuş’un "Pazar Yeri", Cevat Dereli’nin "Balıkçı Dükkanı", Turan Erol’un "Mavi Tekne İskeleti" gösterilebilirler.
Resim Sanatının vazgeçilmez konularından biri olan "Natürmort" (Ölüdoğa) örnekleri olarak ise, Osman Hamdi Bey’in "Vazo’da Çiçekler"i, Şeker Ahmet Paşa’nın "Natürmort"u, Süleyman Seyyid’in "Portakal"ı ile "Lale ve Fulyalar"ı, Muhittin Sebati’nin "Paltolu Natürmort"u seçilmişlerdir.
Kırklı yılların sonundan günümüze Türk Resmindeki "Soyutlama Eğilimleri"nin örnekleri olarak ise, Ferruh Başağa’nın "Aşk", F. Zeid’in "Kompozisyon", Aliye Berger’in "İstihsal", İhsan Cemal Karaburçak’ın "Kızılcahamam’dan", Nejad M. Devrim’in "Buhara", Sabri Berkel’in "Kompozisyon", Ömer Uluç’un "Pervane", Adnan Çoker’in "Mistik Simetri", Erol Akyavaş’ın "Kerbela" ve "Hallac-ı Mansur" yapıtları listeye alınmışlardır. Burada Erol Akyavaş’ın yapıtlarının aynı zamanda- İslam Dini ile hesaplaşmak veya uzlaşmak boyutunu da amaçladıklarını/taşıdıklarını, Nejad’dan seçilen bir resmin ise Türklerin anavatanı sayılan- Orta Asya’daki bir kenti konu aldığını da vurgulamak gerekir.
Her daim kuvvetli bir merkezi yapının doğurduğu eleştirel atmosferin Türk Resmine de önemli yansımaları olmuştur. Bu bazı yapıtlarda hissedilen ancak bugüne dek pek araştırılmayan, bazılarında ise en ufak bir kuşkuya yer bırakmayacak netliktedir. Örneğin Osman Hamdi Bey’in Osmanlı’nın bahçe eğlencelerinde kullanılan kaplumbağaları ve onların bakıcısını konu alan "Kaplumbağa Terbiyecisi", acaba sırf konusunun özgünlüğü ve ünikliği açısından mı resmedilmeye değer bulunmuştur; yoksa burada keyfin bu denli ayrıntılara inişinin bir eleştirisi de var mıdır, düşünmek gerekir. Cemil Cem’in "Veli Efendi Çayırı" ise, dışlanan bir sanatçının, yayınlanması yasaklanan bir karikatüristin egemen çevrelere karşı çıkışı ve hüzünlü hesaplaşma arayışıdır. Mahmut Cûda’nın allegorik "Haramiler"inin de bazı meslektaşları ile bir hesaplaşma içerdiğini sezinliyorum...
Neşet Günal’ın "Bunalım I", "Duvar Dibi III" ile Nedim Günsür’ün "Kızamık" ve "Gecekondu Yıkımları" da toplumun yoksul kesimlerinin haklarını sorgulayan, güç sahiplerini suçlayan onlarla hesaplaşan yapıtlar olarak bu türün önemli örnekleridirler. Cihat Burak’ın "19 Mayıs 1960"ı, "Şair’in Ölümü", "Başkomutan" ve "Meydan Muharebesi" Diptiği, Romalı kıyafetli Zeki Müren’li "Eylemlerimiz" ve Vizyon kapağındaki Semra Özal’dan yola çıkan "Our First Lady"si de Türk toplumunun 1940-1990 döneminin hem sosyo-politik eleştirisini, hem de görsellik anlayışının ipuçlarını barındıran başyapıtlar olarak önemlidirler. Burak’ın Paris Modern Sanatlar Müzesi’nin Uluslararası Sergisinde Bronz Madalya alan "Hayal Donanması" ise "İlk Çağlardan Atom Devrine", "Savaşı ve İnsanın İnsana Ettikleri"ni konu alan gizemli ve her daim söyleyecek sözü ve rengi olan sıradışı bir eseridir. Aydın Ayan’ın "Patron ve Elektrik İşkencesi" Diptiği, Mevlût Akyıldız’ın bir toplumun kesitini çıkardığı "Deve Güreşi", Şenol- Yorozlu’nun 12 Eylül ve tüm egemen ve baskıcı çevrelerle hesaplaştığı "Kutsal Adam ve Muhafızları", Kasım Koçak’ın- 1994 krizi, bugün de süren parçalı siyasi tablo ve yükselen irtica ile hesaplaştığı, "Lodoscu’nun Seyir- Defteri", Yavuz Tanyeli’nin ülkemizde ve dünyada- yükselen fana-tizme resim diliyle soylu bir karşı çıkışı olan "Saat 9'u 3 geçe" ve Hakan Gürsoytrak’ın- 37 insanın diri diri yakılmasına duyarsız bir -toplumun resmi olarak gerçekleştirdiği "Madımak", TÜRKİYE GERÇEĞİNİ SANSÜRSÜZ dile getirmekteler...
Bir de pek belirli bir birliktelik içine girmeyen resimler var; ama bunlardan bazıları arasında da ilginç paralellikler kurulabiliyor. Örneğin, Osman Hamdi Bey’in kendisini ve oğlu Edhem Bey’i model olarak kullandığı "Silah Taciri"- ile Neşet Günal’ın iki kuşak Orta Anadolu insanını elele resmettiği "Baba-oğul"unu yanyana gözünüzün önüne getiriniz. Ne müthiş bir karşıtlık; isteyen bir genç yazarımız yazmalı bu iki -resmi... iki resim ile "Osmanlı’dan Cumhuriyet’e..." veya "İstanbul ve Anadolu..." veya "Babalar ve Oğullar..."
Mehmet Ruhi’nin 1924 tarihli "Taşçılar"ı kırklı yıllara değin pek ele alınmayan bir alanın ilk örneği olarak önemli...
Muhittin Sebati’nin "Paltolu Natürmort"u ressamın trajik yaşamının ölümsüz bir anısı olarak unutulmaz...
Nazmi Ziya’nın "Karacaahmet"i tek bir resimde kendi yaşam öyküsünün duygusallığını yakalaması ve olağanüstü renklri ve ışığıyla aykırı ve gizemli...
Hamit Görele’nin "Müzik" yapıtı, harika çocuklarımızı anımsatması nedeniyle resimsel başarısı kadar, zengin çağrışımları ile daha da çekici...
Fikret Mualla’nın "Barda İki Figür"ü hem Türk Resim Sanatının "PARİS" bağlantısının bir hatırlatması, hem de 60’lardan günümüze yaşantımızın vazgeçilmez bir olgusu haline gelen "BAR" olayının bir resmi...
Nuri İyem’in "Nalbant"ı, Orhan Peker’in "Atlar"ı ve Avni Arbaş’ın "Kuvay-ı Milliyeciler"i Türk tarihinin göçebelik boyutunun vazgeçilmez unsuru olan bu hayvanın çok farklı, ama üçü de çok resimsel yorumları...
Neşe Erdok’un "Yurtta Sulh Cihanda Sulh"u çok farklı ve hüzünlü bir Atatürk yorumu-onun yalnızlığının ve tek adamlığının ilginç bir resimselleşmesi...
Burhan Uygur’un "Kapı"sı onun renkli yaşamının güncesi. Başyapıtını o daracık "çilekeşhane"sinde (atölyesinde) bezerken, Burhan video’dan "Atalarımı İzliyorum" diye Uygurların belgesellerini izliyordu, kendi yaşam öyküsünü dile getirirken soyunun, genlerinin kökenlerine dek uzanmak istiyordu böylece herhalde...
Resimlerin, Ressamların, Gizlerin, Soruların peşinde; rastlantıların, şansın, merakın ve araştırmanın karşıma çıkardıkları bu saydığım resimler... Kendi evimde daha güzelini, gizemlisini, önemlisini bulduğumda yaptığım gibi, aralarından bazıları indirilip yerlerine başkaları asılabilir/konulabilir; ama artık bir yerlerden başlamak lazım...
|
 |