Türk Resmi Seçkisi    

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

( İstanbul Bienali Dosyası )    

'her BİENAL bir imkansızlığın tescili...'

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü mezunu olan Necmi Zeka, Leicester Üniversitesi'ndeki felsefe yüksek lisansını 'Akıl ve Adalet' üzerine hazırladığı tezle aldı. Bir süre Northwestern Üniversitesi'nde doktora yapan ancak bunu tamamlamaktan vazgeçen Zeka, Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak sanat felsefesi dersleri vermeye devam ediyor.

"Yavru Aslan'dan Konu Komşu'ya" adlı toplu şiir kitabındaki "Konu Komşu" yapıtıyla Altın Portakal Şiir Ödülü'nü kazanan, öte yandan "Batı Almanya'da Alternatif Hareket" ve "Postmodernizm" gibi iki sosyal içerikli çalışmaya da imzasını atan Zeka'nın çalışmaları, Aykut Köksal küratörlüğündeki "Devamlı Devamsız' ve Dirimart'taki sergilerinde izlenmişti.

Küratör Cameron, 'şiiri, insan düşüncesinin zirvesi olarak algılayan felsefi bir sistem üzerine yerleştirme arzusu'ndan dem vuruyor. Bu arzu gerçekten mevcut mu? Ben metnin bu bölümünü okuduğumda, modern anlamda 'şiir yazan'lardan çok, Platon'un "Devlet"ten kovduğu şairler anlamında, 'ilahi terör' e yakın, her türlü riski alan, söyledikleri, yaptıklarıyla risk yaratabilen insanları düşündüm. Yerleşik normların, oturmuş bir sistemin tehlikeli unsurları olabilecek her türlü sanatsal faaliyette bulunan kişiler gibi. O açıdan bu kesimi sadece 'şiir yazanlar' ile sınırlamak yerine, buna sinemacıları, müzisyenleri de katacak şekilde bakmakta fayda var.

Bu yönüyle 'şiir' nerede duruyor?

Şiir, bir imge ve form yaratma pratiği. Bir kurguyla da, doğaçlama yoluyla da yapılabilir. Ama bir iradenin tezahürü olduğu açık. Şiir üreteniere en geniş anlamda metafor yaratıcıları olarak bakarsak, sadece bildiğimiz şiir türünde yapıt üretenleri değil, örneğin bir Matthew Barney'yi de, Cremaster adlı dizisiyle, Cameron'un söz ettiği 'insan düşüncesinin zirvesi' şeklinde niteleyeceğimiz bir konuma taşıyabiliriz. Aynı şekilde, Gerhard Richter'in çalışmalarına da bu gözle bakmamız mümkün.

Cameron'ın 'şiirsel adalet' kavramıyla birlikte açık ettiği özlem ne olabilir?

Söz ettiğimiz metinde Cameron'un rahatsızlığı çok reel. Dünyada giderek artan meseleler karşısında, hepimiz daha çok muhatap olma durumunda kalıyoruz. Doğrudan sorumluluk hissetmesek bile, bunun getirdiği bir fiziksel ve zihinsel zorlama, hatta sorgulama ihtiyacı var. Bu anlamda sanat pratiğini güncel, acil meseleler karşısında nasıl sunacağımız, ciddi bir sorun. Dan Cameron'ın, sanatçının estetik yaratımı ile dış meseleler arasındaki bağlantının nasıl kurulacağına dair, geleceğe yönelik bir umut ve vizyon beklentisi var. Böyle bir özlem olduğu kesin.

Metinde dikkat çeken bir diğer nokta, 'adalet'in sosyal hacmiyle ilgili. Cameron metinde, 'yerel' medeni hukuk ve ceza hukuku standartlarının etkisi ve önemini vurguluyor. Küratör, bireyin, adaletin özünü teşkil ettiği sonucuna mı varıyor?

Açıkçası, ahlak felsefesi, giderek en popüler konulardan biri haline geldi. Siyaset felsefesi de öyle. Vietnam Savaşı sonrası yaygınlık kazanan, güncel toplumsal sorunlarla ilgili 'uygulamalı etik' çalışmaları, giderek zenginleşti. Öte yandan, özellikle Kant'tan esinlenen 'toplumsal sözleşme' kuramlarının çok tartışıldığını görüyoruz. Bütün bu çalışmaların cevaplandırmaya çalıştıkları soru, birlikte nasıl yaşayabileceğimiz ve birbirimize karşı nasıl adil olabileceğimizle ilgili. Bu, bugün de Irak Savaşı ve küreselleşme nedeniyle çeşitli örneklerde devam ediyor. Çeşitli kültürler var; bir toplum içinde çeşitli gruplar var; ama bu grupların bir biçimde bir arada yaşamasını sağlayacak olan nedir? Evrensel ilkeler var mı? Prosedürel temelde de olsa, ortak bir adalet anlayışı geliştirilebilir mi? Bu kuramların özellikle uluslararası ölçeğe nasıl taşınabileceği, önemli bir konu. Bunun son örneğini Jacques Derrida ve Jürgen Habermas' ın birlikte yaptıkları deklerasyonda gördük.

Bienal teması sizi nasıl etkiledi?

Tanımı dar, buna karşın beklentisi çok geniş bir kavram diyebilirim. Ama bu beklentinin genişliğini, biraz da küratörlük pratiği dayatmış olabilir. Çünkü eğer şiiri, şairanelik gibi, dar bir perspektiften ele aldığımız zaman ne bu Bienal'de ne de bir başkasında sonuç almanın pek de mümkün olacağını zannetmiyorum.

'Şiirsel adalet'in size özel bir tarifi var mı?

Adaletin yerini bulması, muhatapların, bir asgari müşterekte tatmin olmaları... Bu, faziletli olanın kazanması şeklinde yorumlanmamalı. Klasik anlamda bu kavramın ayrıca ister istemez kaderci bir yanı da var. Ama bunun ötesinde, kaderi, gerçeğe açık olmak anlamında kabul ettiğiniz zaman, Friedreich Nietzsche de, 'kaderini sevme' meselesi (Amor fati) var: '...Kaderini sev, ondan kaçma, sana ne getireceğini gör, onu gözle, ondan kaçma, gerçek olanın üzerine git,' gibi...

Adalet, bir 'zevk' meselesi değil; ne kadar 'şairane' olabilir?

Günümüzde sanatın bir 'zevk meselesi' haline gelmesi eleştirilen bir şey. Dahası şiir bugün anladığımız biçimiyle bir zevk ve duygu meselesi. Ama daha geriye gittiğimizde, bu tanımın çok dışında tavırlarının olduğunu da görüyoruz. Şiirsel sözün Homer'de, Lautre-mont ya da Baudelaire'de olduğu gibi 'estetik karşıtı' bir potansiyeli olduğunu görüyoruz.

Cameron'un taleplerinden biri de, bir tür 'kamusal forum yaratmak'...

Aslında bu da, Modernizm'in ideallerinden biriydi. Bir estetik kategorisi geliştirtmek, zevk sahibi insanlar yaratmak, 'sanat nedir' ve 'sanatçı kimdir?' gibi sorulara cevap verebilecek bir mekanizma kurarak bunu diğer alanlardan özerk kılmanın yanında, sanatın çok daha temel işlevlerini bir yandan da bu yapıdan beklemek, kendi içinde bir çelişki. Bundan, dünyayı dönüştürücü ve herkesi ilgilendirebilecek bir alan yaratmak çok başarılamamış bir ideal. Bu sistem, bu şekliyle sanatı kuşatamıyor. Bir de, metinde sürekli bir şeyleri bütünleştirme ihtiyacı öne çıkıyor. Bir şeylere ait olma ve her şeyi anlayabilme ihtiyacı içindeyiz. Oysa belki de bu kadar anlayıcı, bilici olmak zorunda değiliz. Bu kadar çoğulluğu nasıl haklı çıkarabileceğimiz gibi sorular yerine, mevcut çatışmalara müdahale etmeden izin vermek ve bu çoğulluğu tamamen yaşamaya bırakmak, daha doğru bir tavır.

Bienalier, sizin konumunuzda biri için neyi ifade ediyor?

Bienalde düzenleyicinin niyetini, o niyetin, hazırlanan manzarayla ne kadar örtüştüğünü görmeye çalışıyorum. Bienalier, gidişat ile ilgili doğru ya da yanlış algılamalar ortaya çıkarıyor. Öte yandan da, bir şekilde kendi imkansızlığını tescil ediyor. Hiçbir bienal iddiasını tam olarak kanıtlayamıyor. Ama bazen de algıyı netleştirdiğioluyor. Bazı işler, isimler öne çıkıyor. Önemli bir boyutu da, galeri, dergiler ve medya dışında kalan bir üretim ve özgürlük alanı sağlaması. Dile getirilen iddiaların tartışılabilirliği de önemli.


Milliyet Sanat Dergisi tarafından gerçekleştirilen Necmi Zeka röportajı
(Eylül, sayı: 2003 / 534, ss. 16-17)


Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri ıyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | ıletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası