![]() |
|
|
|
||||||||||||||
|
İSTANBUL - 7. Uluslararası İstanbul Bienali'nin kürtörlüğüne Tokyo Üniversitesi öğretim üyesi ve Kanazawa Çağdaş Sanatlar Müzesi başküratörü Yuko Hasegawa seçildi. 22 Eylül - 17 Kasım 2001 tarihlerinde yapılacak. Bienal'in teması ise Hasegawa tarafından 'Egokaç: Gelecek Oluşumlar için Egodan Kaçış' (Egofugal) olarak belirlendi. Bu kavram, felsefedeki anlamıyla 'ego'ya, belki de bizdeki adıyla 'nefs'e ve 'kaçınma, sakınma' anlamındaki Latin terimi 'fuge'a yaslanıyor. Hasegawa, küresel dünyada hızla eriyen anlamların ve değerlerin tümünden kaçınmak üzere geliştirdiği bu anlaşılması zor kavramı, dün akşam yaptığı sunuşta bir animasyonla sanatseverlerin zihnine aktarma yolunu denedi. 'Egokaç' kavramı beraberinde 'Batılı' metafiziğin ve sanat tarihinin eleştirisini de getiriyor mu? Evet. Pek 'Batı'lı anlamda' kabul edilmesede de bu doğru. Çünkü, dünya tarihi ve modernizm alanında, ve özellikle güncel sanat dünyasında yaşanan tartışmalar son yıllara değin sürekli olarak 'modern ego' çevresinde dolanıyordu. Ben bu soruyu 21.yüzyıla iletmek niyeti içindeyim, 1990 yılından beri, birçok sanatçının tutumunda gözle görülür değişimi gözlemliyorum. Kişisel egolarına ve politik bakış açılarına açıklar ve sanatsal üretimleriyle çevrelerindeki insanları bu yönde düşündürebilmeyi ve geliştirebilmeyi amaçlıyorlar. Bu da bana gelecek yüzyıl için önemli bir umut aşılıyor. Temanın belirlenmesinde Doğu kökenli oluşunuzun etkisi var mı? Köken olarak Japonya'nın geleneksel bölgelerinden birinden geliyorum. Orada sadece kendi dilim ve zengin geleneksel kültürle harmanlanan bir eğitim süreci yaşadım. Bölgenin tarihi zenginliği de bunda etkiliydi. Ayrıca biraz da tutucu biriyim. Ama bir yandan da kendimi sürekli olarak yeniden oluşturmaya gayret ediyorum. On yıldır çağdaş sanat müzelerinde küratörlük yaparak görsel sanatlar dili alanında eğitim veriyorum. Tanıklık ettiğim çalışmalar karşısında bazen kendimi büyülenmiş hissetsem de, bir yanım sürekli olup biteni , yani Batı'daki çağdaş sanat akımlarını sorguluyor. '90'larla gelen 'küreselleşme' olgusu ile birlikte kullanılan internet aracılığıyla çağdaş sanat dünyasını da derinden ve anında etkileme gücüne sahip oldu. Özgür iletişim devriminin getirdiği olanakları, bu noktada en büyük avantaj halini aldı. Ve insanlar bundan derinlemesine faydalanabildiler. Ama kökenime baktığınızda, aynı zamanda ben bir Budistim. Sürekli olarak kendi egomdan 'kaçma', 'uzaklaşma' eğilimi içerisindeyim. Bu nedenle yaşamımdaki şeylerle aramda kişisel bir engel yahut bir savunma alanı oluşturma tutumu içine girmemeye özen gösteriyorum. Dolayısıyla bu, benim felsefi altyapımı teşkil ediyor. Sonuçta temayı da bu iki doğrultudaki düşüncelerimi bir araya getirerek oluşturabildim. Yarattığınız bu terim, sanatın anlamını ruhani bir noktaya kaydırma riskini barındırmıyor mu? Hayır. Sanat din değildir. Açıkcası sanat, kullandığınız malzemelerle insanlara derinlemesine mesajlar sunabilmenin bir yoludur. Sanatsever olarak bir yapıtı gördüğünüzde içkinleştirip ona 'inanıyor' olmanız ile onu ruhani bir yaklaşımla tanımlıyor olmak birbirinden kesinlikle farklıdır. 'Egofugal' ile sanatın ve bilimin iç içe olduğu bir terim yaratmışsınız. Bu ise bizi Avrupa, Amerika ve Japonya'ya özgü merkeziyetçi bir sanat anlayışına götürme tehlikesine sahip. Bu da Bienal için başka bir tehlike değil mi? Hayır. Sanatta metodolojiyi belirgin kılmak esastır. Bienalin kişilerarası ilişkilerin oluşturacağı bir sanat ortamı olarak, bilimin yardımını almasından yanayız. Böylelikle sanatçılara iletişimlerinde elzem sayılan özgür fikir ve doğal varoluş paylaşımının olanaklarını sağlayarak 'marjinal' ülkelere ve sanatçılara erişebileceğiz. Ayrıca, hemen her sanatçının bir 'hikmeti' olduğuna şüphe yok. Bana göre Bienal'de bu andan itibaren 'merkez'in ve ona dayalı tüm anlayışların terk edilmesi gerekiyor. İstanbul Bienali için uygulamayı düşündüğümüz metot nedir? Çok basit. Öncelikle sanat eserlerini göreceğim. Onlarla tanıştıktan sonra bende etki bıraktıkları taktirde sanatçılara danışacak ve ardından Bienali oluşturacağım. Bir önceki bienalin katılımcılarını da gözlemleyeceğim. Ancak ağırlıkla, daha önce hiçbir bienale katılmamış işleri tercih etmeyi planlıyorum. Metodum bu. Ayrıca sadece 'güzel sanat'a veya 'yüksek sanat'a odaklanmak niyetinde değilim. Ortaya çıkardığım dört ayrı ham kavram 'mit', 'yetenek', 'birleşme' ve 'değişim' ise katılacak sanatçıların işleri adına sanıyorum size bir fikir sunacaktır. İstanbul'un 'Egokaç' ile ilişkisini nasıl kurcaksınız? Üç ayrı mekan kullanmayı umut ediyorum. İstanbul'un Asya yakasında kurulacak sergi alanı veya sergileme biçimi ise, coğrafyanın ve temanın gereği olarak bunun içinde mutlaka yer alacak. Ayrıca projeyi sanatçılarla birlikte internet üzerine de taşıyarak Bienalin kapsama alanını küreselleştirmeyi deneyeceğim. Çok önemsediğim bir şey var; o da sıradan insanlarla sanatçıların nasıl olup da bir diyaloğa girecekleri. Şehirde bunun üzerinde bir araştırma yapıyorum. Bienal'i sıradan bir 'müze sergilemesi' olarak değil, iletişim ve etkileşimle oluşturulan devasa bir atölye olarak hep birlikte hazırlanmayı düşünüyorum. Herhangi bir fikri olanlara hep açık olacağım. İstanbul Bienali'nin dünya çağdaş sanat gündemindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kesinlikle son derece önemli. Pek çok bienal düzenleniyor. Aralarından saymak gerekirse Asya kıtasındaki Tai - Pei Bienali'nin (Tayvan) küratörü, işbirliği amacıyla Fransa'dan, Batı'dan seçildi. Yaşanan güçlü oryantalist diyalog, Batı'nın Doğu ile yaptığı fikri ve kültürel iletişim ve alışverişin önemini bize gösteriyor. Ancak Johannesburg, Dakar gibi başka noktalarda gerçekleşen diğer bienaller ise, bu bölgelerdeki gelişime endeskli kültürel diplomasinin 'tanıtım' amacını boğucu bir tavırla gündeme getiriyor. Fakat bugün İstanbul Bienali, küratörlerine ve sanatçılarına saygılı tutumuyla son derece açık, yapıcı ve taze bir ruha sahip. Şehrin kaotik atmosferi, sanatsal açıdan inanılmaz olasılıklara kapı açıyor. Sürekli yeni anlamlar fışkırıyor, diyalog oluşuyor. Dolayısıyla ben de bu Bienal'e saygı duyanlardan biriyim. Evrim ALTUĞ (Radikal Gazetesi) |