Türk Resmi Seçkisi    

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

( İstanbul Bienali Dosyası )    

"TUTKU VE DALGA"

Antonis Diamantidis 1892'de İstanbul'un sayfiyesi Arnavutköy'de dünyaya geldi. 16 yaşında profesonel olarak şarkı söylemeye başladı ve 1930'ların ortalarına kadar Türkiye'de ve Yunanistan'da oldukça başarılı bir kariyeri oldu, 1945'de Atina'da öldü. Yüzyılın ilk yarısında İstanbul'un büyük seslerinden - Hafız Burhan'la birlikte - biriydi ve ondan bize kalan fotoğraflarda gördüğümüz zarif ve bakımlı bir "dandy"di. Sesi birçoklarınca Caruso'nun sesine eşdeğer tutulurdu, fakat hiçbir zaman sadece opera repertuarını izlemedi; onun yerine çoğunlukla "amanedes" adı verilen uzun hava tarzında ezgiler söyledi. Türkçe söylenen gazellere benzeyen bu ezgiler, aralarına, doğaçlama amacıyla ve duyguların dışa vurumunu sağlamak için "aman" nidası - "heyhat" ya da "merhamet" anlamına gelir - serpiştirilmiş koşuklardan meydana gelir.

Diamantidis, Rumca "tutku" anlamına gelen "Dalga" - Türkçemizdeki deniz dalgası gibi - ya da Dalgas sahne adıyla söyledi. Bu ismi seçmesinin nedeni başka hiçbir ismin müziğinin yoğunluğunu, sesinin çoşkulu akışını, devraldığı çok dilli mirası yansıtamayacağını düşündüğü içindi, aynı zamanda da belli bir yerle - Boğaz kıyısındaki bu şehirle - ilgili bir duyguyu iletmek istiyordu; burası hem doğduğu, hem de ona esin veren yerdi.

"Göbekdeliği bir doğumu mühürleyen bir düğümdür. Dünyada, insanların yaşadığı irtifalara serpiştirilmiş olarak ancak birkaç tane vardır bundan."(1) Bu şehir büyük olasılıkla bunlardan biridir. Düşünsel sınırları ta Avrupa ve Asya'ya, Güneye olduğu kadar Kuzeye de uzanır. Köşkler ve bahçelerle süslü bir başkenttir ve konumu, mimarisi ve insanları ona tanrının bir lütfudur. İçinde yaşayanların enerjisinden, hararetinden., cömertliğinden ve onu meydana getiren sayısız kültürden beslenir. Güzel, karmaşık ve vericidir - gerçek bir hazine sandığıdır - ve yüzyıllar boyunca tüm sakinlerrinin de söylediği gibi "şehirlerin şehridir".

Bienalin başlığı, onun büyük seslerinden biri aracılığıyla bu şehre bir saygı gösterisi niteliğindedir. Bu başlık, Bienalin kavramsal çerçevesinin ima ettiği kadar bireysel tarihlere olan derin bir ilgiyi de ima ediyor. Getirdiği bakış açısının doğrultusu, çağrılı her sanatçının görüş açısının özgünlüğünü vurgulamaktır. Sanatçılara yakın çalışma ilişkisi içinde vurgulamak istediğim, sergide yer alan her işin mizacını okunabilir kılmak ve her kişisel verimin köşetaşları olan duygusal özellikler ve duygusal yoğunluk derecesi üzerinde odaklaşmaktır. Başlık, hem şehri anmakta hem de 12 heceden oluşan Alexandren vezniyle yazılmış şiirin ritmine göndermede bulunmaktadır; yani, niteliğini kesinlikten, açıklıktan ve kısa duygu patlamalarından alan, ufak ufak notlar halinde düşünceler. Başlık, hem sanatçıyla seyirci arasında bir akrabalığı, hem de İstanbul kentini meydana getiren farklı din ve dilden insanları yansıtacağını umduğum bir topluluk ruhunu öngörüyor.

Zaman içinde belli bir noktayı yakalamayı amaçlayan bütün olaylar gibi, 6. İstanbul Bienali de kaçınılmaz olarak kendi çağdaşlığımızın bilincini yansıtacaktır; bugün dünyayı yaşantılamamızda merkezi öneme sahip olan hızlı değişimler, teknolojik gelişmeler, kültür çatışmaları. Yaşadığımız günlere bir ayna tutmanın yanısıra, Bienal'in sanatın kendine özgü niteliklerini vurgulayacağını ve sanatın hayatımızı etkileme gücünü harekete geçireceğini umuyorum.

Biçimi ve tözü aracılığıyla, sanat onu yapan bireylerden, onların dünyayı algılayışlarından sözeder, bu bireyler esinlerini verili bir yer ve zamandan alırlar. Sanat eseri onu yapan kişinin yaşamı için vazgeçilmez olanı dile getirir. Sanat bize normlar hakkında da çok zengin bilgiler aktabilir, ama ben onun daha çok kuraldışı olana öncelik tanıdığını düşünmek istiyorum çünkü sanat kuraldışıdır. Bu nedenle, kuramsal platformlara oturtulmuş sanat stratejilerine öncelik tanımak yerine, sezgisel olarak, bir tür kendi analizine yönelen ve duyguyla duyarlılığı harç eden sanatçılara öncelik verdim: kısacası, imgeyle duygunun evliliğinden yana olduklarını düşündüğüm sanatçılara.

Giderek küreselleşmeye yakınlaşan bir dünyada, farkettim ki dünya üzerindeki büyük insan kitlelerini bireysel kimlik ve özgün perspektifleri yeğlemeye yakınlaştıran güçlü bir alt akım var. 1970'lerin dünyanın dörtbir yanını saran ütopyaları ve 1980'lerde sınırsızca gelişen bir topluma duyulan inanç, giderek yerlerini kendini güçlü bir biçimde ortaya koyan sanatsal jestlerden ve bunların, zemini durmadan kayan toplumsal dokuda önemli ve kalıcı izler bırakabileceklerinden duyulan yeni bir kuşkuculuğa terketti. Ancak, bu tavır bir yenilginin teslim edilmesinden çok, yeni anlatım araçlarının yolunun açılmasıyla sonuçlandı.

Son yıllarda, sanatçılar kendi kişisel görüş açılarını dile getirmek için 'küresel otoyoldan' olduğu kadar geleneksel sanatsal yöntemlerden de yararlandılar. Bunun sonucu olarak, kitle iletişim araçlarıyla yeni teknolojilerin giderek ağır basan varlığı, birçok sanatçıyı imgenin önceliğine dönmeye yöneltti; resimsel bir gelenek içerisindeki düşüncelere işaret eden nostaljik vektör olarak değil, fakat kolaylıkla iletilebilen - okunabilen, geçtiğimiz on yılın yerleştirme sanatını belirleyen mekansal zorlamalardan kurtulmuş görsel bir metnin parçası olarak.

Günümüz sanatçıları, "yüksek" ve "alçak" sanat arasındaki sınırları ve çeşitli sanat kategorileriyle türleri arasındaki hiyerarşileri yıkarak, psikolojik rahatsızlıklardan politik eylemciliğe kadar birbirinden çok farklı konuları tartışmak için verimli bir zemin hazırladılar. Ağırlığını duyuran bir ideolojinin olmayışı geniş bir tepki çeşitliliğine yol açtı, bunların hepsinin ortak niteliği içinde yaşadığımız zamanın ortaya attığı sorulara son derece kişisel yorumlar getirmeleri. Bu çerçeve içinde "Tutku ve Dalga", çağdaş dünyada kişisel tarinlerin ve yaptığımız duygusal yatırımların ağırlığı sorusunu gündeme getirecek, çünkü giderek daha çok sanatçı bizlere politik ve toplumsal sorunlar için pragmatik çözümler yerine şiirsel katarsis önermektedirler.

Joseph Brodsky, İstanbul üzerine yazdığı "Bizans'tan Kaçış" adlı bir yazısında şunları söylüyor: "…zamanın bilincinde olmak derinden bireysel bir yaşantıdır. Yeryüzündeki yaşamı süresince herkes kendini er ya da geç Robinson Crusoe konumunda bulur, çentikler atar, diyelim yedisini ya da sekizini çizdikten sonra hepsinin üzerine bir çizgi çeker. Süslemenin kökeni budur, geçmiş uygarlıklardan ya da o kişinin ait olduğu uygarlıktan bağımsız olarak. Bu çentik atma köklü bir yalnızlığı gerektiren bir eylemdir, kişiyi yalıtır ve onu, kendi benzersizliğini değilse de, en azından dünyadaki varlığının otonomisini anlamaya zorlar."

Bu sergi için yaptığım seçim süresinde klavuzum olan bu "çentikler" ve "süsleme" düşüncesi oldu. Dünyanın aldırışsızlığına ve homojenleşmesine karşı bir araç olarak sanat yapan sanatçılara yakınlık duydum; çoğulluğa sahip olduğu eski değeri geri vermek ve kişinin kendi heterojen yapısını ortaya koymak için sanat yapanlara. Her bienal, özellikle de coğrafi olarak kültürlerin kesişme noktasında ve tarihin belli bir anında konumlanmış bir Bienal, zamanının, "bir hesap çıkarma döneminin" fotoğrafı sayılabilir. Bu fotoğraf, varolan değişimlere ve ileride sözkonusu olacak dönüşümlere işaret edecektir.

Bu Bienal, duyguların anlatısının olduğu kadar bireyselliğin alanının da çerçevesini çizmeye çalışmaktadır. Bu yönüyle, Bienal'e birkaç aydır eşlik etmiş olan imge - denizin dibinde uyuyan palyaço - onun görsel yankısıdır. Bu palyaço da, Watteau'nun Gilles'i gibi herkese açık bir alanda özel bir persona'nın melankonisini dile getiren bir imge. Bir yönüyle de, Shakespeare'in soytarılarına göndermede bulurnur; kahin ya da masalcı konumunda kenara itilmiş ama uzgörü sahibi kişi rolüne. Aynı zamanda "Fenikeli Phlebas'a, onbeşgündür ölü," dizesindeki imgeyi de akla getirerek kendi hayatlarımıza işaret eder, o hayattalar ki hala "martıların çığlığı ve derin denizin dalgası ve kazanç ve kayıp"la doludurlar.


Paolo COLOMBO
Küratör


Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri ıyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | ıletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası