Türk Resmi Seçkisi    

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

( İstanbul Bienali Dosyası )    

AYA İRİNİ'DE YENİ YORUM KATKILARIYLA

2. Uluslararsı İstanbul Bienali kapsamında Aya İrini anıtına yeni bir yorum katkısı oluşturan mekan değerlendirme projelerinin çoğu Türk sanatçılar tarafından hazırlandı. Yurtdışından çağrılı sanatçılar arasında bulunan Anne ve Patrick Poirier çifti ise, Aya İrini için hazırladıkları bir projeyle yine bi mekanın değerlendirilmesine katkıda bulundular. 1987 yılında Uluslararsı İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri adıyla düzenlenen 1. Uluslararsı İstanbul Bienali'nde yabancı sanatçıların bir Bizans kilise mekanı değerlendirmeleri, Türk sanatçıların ise bir Osmanlı mekanı yorumlayan projeler hazırlamalırı öngörülmüştü. 2. Uluslararsı İstanbul Bienali bu yaklaşımı değiştiren farklı bir görüş açısı getirerek, Osmanlıya özgü mekan oluşumlarından birisini yabancı sanatçılara açtı. Türk sanatçılar da bu kez Bizans mekanını değerlendirmeye çağrıldılar.

Çağdaş sanat yorumlarının tarihsel mekanlarla bütünleşme sorunu dünyada giderek yaygınlaşın bir uygulama alanı bulabiliyor. Evrensel tariihn estetik ve sanatsal duyarlılık kökenlerinde temellenmesi zorunluluğu, uygulamayı yönlendiren nedenlerden birisidir. Kavramsal nitelikli obje düzenlerini antik ya da tarehsel form ve içerik çağrışımları ile özgün birer bireysel biçim olgusuna dönüştürme sürecine artık dünyanın her yerinde rastlanabilir. Bu sürece uygun eserler üretmeyi sürdüren Anne ve Patrick Poirier'nin, Aya İrini anıtının büyük kubbe altı mekanına enstalle ettikleri obje, simgesel işaretler kapsayan saydam bir tripiktir. Aya İrini anıtı Bizans'ın mekan kavrayışı doğrultusunda, uhrevi sublimasyonu (yüceltme) gerçekleştiren optik vurgulara elverişlidir. Bu yönden Poirier'lerin objesi de amacına ulaşmış sayılır.

Aya İrini anıtının mekan atmosferiyle bütünleşmeye çalışn Türk sanatçılar, tuval, heykel ve obje enstallasyonu gibi farklı projeler geliştirdiler. Genç sanatçı Serhat Kiraz, avlunun (atrium) batısındaki bölmede geometrik bir düzen çerçevesi içinde dört dinsel kitabın vurgulandığı bir obje düzeni kurdu. Yapının geçmişteki dinsel işlevini irdeleyen bu yaklaşım, dinsel ayrımlar hakkında ki sorunların çağrıştırılması, insanın inanç daireleri dışında bulunan evrensel birliğe dikkat çekmesi yönünden bir obje ve mesaj ilintisinin taşınma çabasını sergilemektedir.

Berlinde'de yaşayan heykelci Mehmet Aksoy'un mekan atmosferine bir masal ve büyü fantazisi ile yaklaşma çabası, geleneksel Şahmeran imgesinin çağdaş bir plastik biçim yorumunda ifdesini bulmaktadır. Mehmet Aksoy bu heykel düzeninde tüm dataylar ve eklerinden her birinin kompakt bir çözüme ulaştığı yapısal bir birlik oluşturmayı başarmıştır. Bu noktada mekan sorunuyla ilintili, mimari düzenin strüktürel yöntemleriyle plastik bir hesaplaşma olarak da algılanabilir. Ancak bundan daha etkin bir algılama, Aya İrini anıtındaki mekan atmosferinin büyüsel bir masal iklimi ya da bir düş ortamı işlevine büründüğü koşullardır. Mehmet Aksoy iç narteksten orta ana mekana uzanan heykel grubuyla bu izlenimi vurgulamaya çalışıyor.

Öteden beri İslam dünyasının mistik tasarımlarını, resim sanatının çağdaş boyutları içinde bireysel bir mantıkla sorgulamayı sürdüren Erol Akyavaş'ın projesi, Bizans anıt mekanının optik gereksinmelerine uygun görünmektedir. Erol Akyavaş doğu yan nef sütünlarının arasına yerleştirdiği aşındırılmış altın varakla bezenmiş buzlu cam levhaların kullanımıyla mekanın transandantal niteliğini vurgulayan mistik bir yorum gerçekleştiriyor. Böylece Ortodoks - Hırıstiyan ve İslami duyuş boyutlarını iç içe ya da karşılıklı bir ilişki düzeni içinde birleştirmeyi amaçlıyor. Bizans mekanında konstrüktif yapı düzeni ya da alt ve üst ilintilerinden çok, optik vurgularla sağlanan transandantal nitelik sorunuyla Erol Akyavaş'ın yapıt grubu başarıyla çakışıyor.

Aya İrini anıtı mekanında da doğu ve batı yan nefler, apsis bölümünün iki yanında oluşan prostesis ve diakonikon hücrelerine ulaşılar. Bunlardan doğu yan nefin sonundaki hücre mekan, ressam Neşe Erdok'un tuvallerine ayrılmıştır. Eserlerinde daima ifadeci değerlerin ağır bastığı bir üslup kişiliği yansıtan Neşe Erdok'un özgün figür üslubu, bu kez özellikle ünlü şair ve romancı kişilerin ana ve kadın ilişkilerini çeşitli filozofik bağlamlar içinde irdeleyen bir yaklaşımla bütünleşiyor. Neşe Erdok'un Aya İrini'deki mekan atmosferini algılamaya yönelik tutumu, oluşturduğu tuvallerin yoğun duyarlılık kapsamlarıyla evrensel içerik yüklerine açıldığı kadar, mekanın dış dünyadan soyutlanmış, kendi içinde inzivasıyla da temas kurabiliyor. Şematik figür hareketleri ve özellikle figür çehrelerinin şematik algılamaya yatkın ikonografik işaretleri, bu figür üslubunun daima "cool" diye nitelenen Bizans estetik hedefleriyle olağanüstü çağdaş bağlantılar kurabilen değerlerini de gözler önüne seriyor.

Aya İrini mekanının apsis yarım küresi altındaki pencere boşlukları arasında kalan yüzeyler, ressam Ömer Uluç'a ayrıldı. Ömer Uluç, 1987'de Mimar Sinan Hamamı'nda uyguladığı modüler tuval birimlerinden oluşan multituval yöntemini geliştirmeye çalışan bir yol izliyor. Ömer Uluç'un Bizans yapısının dinsel hareket yönünü oluşturan mutena apsis bölümüne yerleşen tuvalleri, özgün biçimsel değerleri ortaya çıkaran ritüel hareketlerle belirgin bir renk çarpıcılığı da kazanıyorlar. Tuvalleri bu kez 12. yüzyıl Bizans tarihçisi Mihail Psellus'un yaşanmış imparator öykülerine dair hümoristik tarih yorumculuğundan esinleniyor. İkonoklast dönemden kalma yalın Bizans haçı altında dünyevi serüvenlerin ikonofilce bir direnişi gibi.


Sezer TANSUĞ


Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası