![]() |
|
|
|
||||||||||||||
|
Aya İrini ve Ayasofya Hamamı anıt yapılarında sergilenen Çağdaş Plastik Sanat yapıtları, öncü nitelikte biçim yaratma dinamiklerine yeni ve özgün bir boyut daha kazandırmak amacıyla gerçekleşmektedir. Tarihsel yapılar içinde yer almakta olan çağdaş Sanat yapıtlarına böylece özel bir mekan atmosferi sağlanmış olmaktadır. Sanatçının mekan sorunlarıyla yakın ilişkisi bulunan yorum çabaların destekleyip zenginleştirmek düşüncesi bu uygulamada bir diğer etkendir. Batı dünyasında da örneklerine rastlanan bu tür uygulamaların transandantal mekan duyarlılığı yönünden çok daha zengin niteliklerle donanmış Bizans ve Osmanlı mekanlarında gerçekleşmesi, çağdaş plastik yorum olgusunun evrensel kapsamını genişletecek bir katkı değeri taşımaktadır. Batının güncel sanat etkinliklerinde uluslararası düzeyde ün kazanmış seçkin sanatçılar, yapıtlarını Aya İrini anıtında sergilemektedir. Sanat tarihi çevrelerinde bir mekan harikası olarak kabul edilen Aya İrini anıtı, çağdaş plastik araştırmalarının uçsuz bucaksız deney alanı için ebedi sonsuzluğun vurgulandığı bir ortam sağlamıştır. Batı Sanat biliminin yakın tarihlere kadar önem vermediği Bizans mimarlığı, mekan duygusunun yoğun bir transandant düzeye eriştiği optik bir uhrevliliğe sahiptir. Konstrüktif sorunların tümüyle çözümlendiği 16.yüzyıl Osmanlı mimarlık anıtları ise, geleneksel Akdeniz mimarlık verilerinin bir sentezi olarak Batı ve Doğu yapı sanatlarının kaynaştığı transandant yüceliğin doruğudur. Aya İrini anıtı batılı sanatçıların plastik düzenlemelerine sahne olurken, büyük yapı ustası Sinan'ın bir eseri olan Ayasofya Hamamı'nda seçkin bazı Türk sanatçıları yapıtlarını sergilemektedir. Bu çifte hamam yapısının üçer bölmeden oluşan simetrik düzeni içinde, sanatçıların eşitçe paylaştıkları yüzey ve boşluk alanları, plastik katılımların mekan atmosferine uyum sağlayabilmesinde çeşitli olanaklar sunmaktadır. Sanatçılar mekanın ortak paylaşımını bireysel eğilim ve üslüp ayrımlarına yansıtmakta çaba göstermektedirler. Geleneksel biçim iradesinin dinamik kayanaklarına eğilmeyi başaranlar, plastik olgunun mekana katılım kadar, mekanın da plastik olguya katılımı sağlamış olmaktadırlar. Ayasofya Hamamı, Roma mimarlık çağında kurulan şema ğeleneğine uygun olarak Frigidarium, Tepidarium ve Calidarium bölmelerini güçlü bir geometrik düzen içinde toplamıştır. Tümüyle dünyevi bir fonksiyonel amaca yönelik görünen hamam yapısının dinsel bir külliye bütünü içinde özgün bir İslami yorum içeriğini de paylaşması doğaldır. Bunun ötesinde, özellikle Calidarium mekanında, belirgin bir nitelik kazanan tektonik ilişkiler, 16.yüzyıl Osmanlı yapısını belirleyen alt ve üst düalitesinin şematik bir örneğini karşımıza koyarlar. Bir 6.yüzyıl yapısı olan Aya İrini anıtı ile karşılaştırıldığı zaman, Ayasofya Hamamı'nın sergilemede fazlaca zorlanmaya yer bırakmayan ölçülere sahip olduğu görülür. Bu da çağdaş plastik biçim oluşumlarının mekana katılım ve onunla bütünleşebilme şansını arttırıyor gibidir. Aya İrini'de ise optik sınırları aşan bir alt üst yapı düalitesini kesinkes sözü edilemeyeceği gibi, yapının ölçüleri çağdaş plastiğin mekanla bütünleşme şansına belirgin bir sınır getirmektedir. Buna karşın Batı sanatını temsil eden çağdaş ustaların mekan ölçülerinin ötesinde varlığı kavranabilen eşsiz bir müzikaliteye uyum sağlama çabalarından şüphe edilemez. Ancak karşımıza çıkan önemli bir sorun; Bizans ve Osmanlı mekan duyarlılığının plastik olgularla ilişkisinde Batı'dakinden farklı bazı özellikler bulunmasıdır. Bizansta kosmesisi diye anılan bir program disipliniyle, mekan soyutlaması plastik tasarımı yönlendiren ve kendi nitelikleriyle uyuma zorlayan bir belirleyiciliğe sahiptir. Bu tür bir programın bir başka disiplin aşamasını Osmanlı mekan - plastik tasarım ilişkisinde de görmekteyiz. Gerçi sanatçılar her iki anıt mekanında da mimari boşluğun atmosferine uyum sağlamayı amaçlamışlardır, ama bu özel mekan olgularının yeterli düzeyde kavranmadığı koşullarda algılanma hedeflerinin bulandığını düşünebiliriz. Çünkü çağdaş plastik, mekana uyum saglamaktan da öte, anıtın mekanını yapıtın mekanı haline getirmekle yükümlüdür. Amaçlanması gereken temel koşul budur. Bir Bizans ya da Osmanlı mekanında plastik tasarım uygulaması, yapıtın mekan içerisine onun bir parçası olarak girmesi, gerisinde başka bir mekan tasarımının bulunmaması, kısaca seyircinin içine girdiği mekanın aynı zamanda yapıtın da mekanı olmasıdır. Plastik uygulamalarla seyirci arasındaki bu dinamik ilişki bağıntısı, sanat yapıtının yaşanan mekana ait, onun dışında düşünülemez bir biçim olgusu niteliğine kavuştuğu koşullarla belirlenmiş ve yapıtın seyirci, izleyici bakışıyla yaşayan, oluşan ve tamalanan bir sistem olduğu kabul edilmiştir. Batı sanatında durum farklıdır. Tarihsel gelenekler yönünden mimari mekanlar içindeki uygulamalarda, plastik sanat yapıtının kendi özel mekan tasarımı ve atmosferini koruyarak yapının içine girdiğine tanık olunmaktadır. Bunun nedeni belki de plastik oluşumların yapının şematik stilizasyonu reddeden bir organik doğa anylayışı içinde ele alınması, buna karşılık mimari mekanı oluşturan şema geometrisinin bu türden tasarımları ancak kendi yüzeyleri ya da boşluklarına kabul edebilen bir ilişki mesafesi içinde bulunmasıdır. Bizansta mimarlık konusunda belirlenen taşa oyulmuş geometri deyimi batıda benimsenmiş değildir. Zaten plastik tasarımlarda da batının geometrik kaygıları, organik doğada saklanan, organik kökenli şema duygusuyla iç içedir. Öte yandan Bizans ve Osmanlı plastik tasarımlarının soyut şema geometrisine sıkı sıkıya bağlı bulunduğu koşullar, mimari mekanlarla kesinkes bütünlenen ilişkileri yansıtmaktadır. Batıda artık çağdaş plastik tasarımların tümüyle soyut, bazen geometrik yanı abartılmış bir stilizasyonu benimsediği ileri sürülüyor. Ancak geleneksel görgü ve deneyimler çağdaş tasarımlar üzerindeki haklarını korumayı sürdürüyorlar. Bunun sonucunda da en soyut batılı tasarımların ardında organik sancılar duyulabiliyor. Bu yüzden mimari mekan içine hangi çağdaş dramatiği taşımakta olursa olsun, bir Bizans mekanını kendi mekanı haline getirmeden giren bir plastik olgu gösterişli bir yabancı dekor olarak görülme tehlikesini de beraberinde getirebiliyor. Bu sorunlar dikkatle göz önüne alındığı zaman her iki anıtta gerçekleşmekte olan çağdaş plastki sanat sergilemelerinin gerçek birer sınav niteliği taşıdığı da görülmektedir. Aya İrini anıtı Ortadoks Hıristiyanlığın katı ve dünyeviliğe kapalı tek yanı geometrik şemasıyla, ortaya koyduğu sorunsalların aşılması yönünden, evrensel dünyanın sanat çevrelerinde eşsiz akustiğinin de ötesine varılan bir yankı uyandırabilir. Fakat Türk sanatçısı, herhangi bir rekabet psikozu içine girmeksizin, tarinsel bir mekanı, geleneklerin güçlü izinde çağdaş bir yorum değerine kavuşturarak, belki ilk kez dünyada hakkettiği yere ulaşmayı başarmaktadır. Sezer TANSUĞ |