 |
|
 |
Taviloğlu Koleksiyonu ve Kataloglardan Müzelere... (1)
"Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu" ile eş zamanlı olarak "Taviloğlu Koleksiyonu-Türk Resmi" katalogunun da sanatseverlerimize sunulması, her iki çalışmanın birbirleriyle karşılaştırılabilmesi olanağını sağlaması açısından da yararlı ve aydınlatıcı bir rastlantı ve bu iki koleksiyonun bir arada değerlendirilmeleri ve ağırlığı 1870-1970 yıllarında yoğunlaşan M.Ü.İ.R.H.M. Koleksiyonu" ile 1972-1997 döneminde oluşturulan "Taviloğlu Koleksiyonu"nun örtüştürülmesi ile Türk Resim Sanatı'nın daha tam bir fotoğrafının elde edilebilmesi olanağı da yakalanmış oldu.
Her iki kataloğun da hazırlanmasında maddi ve teknolojik olanakların yeterliliğine karşın, çok sınırlı kadrolarla gerçekleştirilmeleri dikkati çekmektedir. "M.Ü.İ.R.H.M. Kataloğu" önemli ölçüde müze müdürü Sn. Kemal İskender'in tercihleri doğrultusunda biçimlenirken, "Taviloğlu Koleksiyonu"nun kurgusunun "Editör" sıfatı ile Sn. Ferit Edgü ve "Genel Koordinatör" sıfatı ile Sn. Haldun Dostoğlu tarafından yönlendirildiği anlaşılmaktadır. Bu tarz yayınların "vakayı adiye"den sayıldığı ülkelerde çok geniş uzman, yazar, sanat tarihçisi ve küratör kadroları ile gerçekleştirildiklerini bilmekteyiz. Bu kadrolar, yapıtların katalog yayını ve sergilenebilmesi için aşağıda ana kalemleri çözümlemek zorundadırlar:
1- Yapıtın kimliğinin tartışılmaz olarak belirlenmesi (ekspertiz).
2- Yapıtın üretildiği tarihten günümüze tarihçesi (provenance).
3- Yapıtın malzemelerinin teknik özellikleri. gerçekleştirilme aşamaları, daha sonraki müdahalelerin ve restorasyonların saptanması.
4- Yapıtın analizi, açıklanması, özelliklerinin belirtilmesi, sanatçının eserlerinin bütünü içerisindeki yeri ve varsa Türk veya Dünya Resim Sanatı açısından önemi.
5- Şasi, çerçeve, paspartu, askı detayı, teşhir ayağı, açıklayıcı etiketler gibi konularda gerekli kararların verilip, seçimlerinin yapılması ve imalatlarının gerçekleştirilmesi.
6- Fotoğraf çekimi ve katalog dizaynı aşamasında, ön plana çıkarılacak isimlerin ve resimlerin kararlarının verilmesi vs...
Sn. Mustafa Taviloğlu gibi tutkulu ve coşkulu bir kimliğin sevgi ile, emek ile, bedel ile bir araya getirdiği resimsel birikim; onu topluma sunma görevini üstlenenlerin elinde aynen, bulunmuş devasa bir "ham elmas kütlesi"dir. Yetkin elmastraşlar gibi bu paha biçilmez değeri, kütleyi sakatlamadan kesip, doğru montürlere zarif darbelerle çakmak da aynı ekibin görevi olmaktadır. Sanat eseri koleksiyonculuğu olgusunun ülkemizde 1970'lerden sonra yaygınlaşmış olması nedeniyle, Taviloğlu gibi öncüler sezgilerine, içgüdülerine (gut instinct) ve yaptıkları işlere bağlı olarak geliştirdikleri "gusto"larına dayanarak güvendikleri insanlara danışarak, araştırarak kararlar vermek durumunda kalmışlardır. Bu danışılan insanlar arasında ressamlar, birbirinin rakibi galericiler, restoratör-satıcılar, eleştirmenler, rakip koleksiyonerler, müzayede firması sahipleri vardır; ve tüm bu insanların sırasında çatışan önerilerinin arasında, sırasında bayrağı kaldırabilmek, sırasında çeki imzalayabilmek, yani karar verebilmek pek de kolay olmasa gerektir... 1970'lerin bu koleksiyoner kuşağı karşılarına çıkan fırsatları değerlendirirlerken, bazılarının daha başarılı olmasında şansın da rolünü unutmamak gerekir. Sanat eserleri koleksiyonculuğunda şansınız olması önemlidir; siz ne kadar hırslı bir koleksiyoner olursanız olun, şansınızın da size yardım etmesi koleksiyonunuza önemli yapıtlar katmakta önemli bir unsurdur, karşınıza çıkan şansın farkına varabilecek bilgi, sezgi düzeyi ile anında karar verip, "işi kuvveden fiile geçirecek" "MADDİ GÜÇ" kadar... Yoksa şans "sırada bekleyen" bir başka koleksiyonere gülücükler yollamakta hiç duraksamayacaktır. Resim sergilerinde veya müzayedelerde bir anlık kararsızlık veya tutuklukla hepimizin kaçırdığı yapıtlar olduğu gibi, evden resim alırken de çok önemsiz, fiat farklarında inatlaşmak nedeniyle nice başyapıt bir koleksiyonerin avuçlarının arasından kayıp bir başka koleksiyonerin duvarlarına yol alabilir... Her yapıtın alımının, ele geçirilişinin bir öyküsü olduğunu Sn. Mustafa Taviloğlu çok iyi bilir; özellikle onun gibi yoğun bir iş temposunun boşluklarının önemli bir bölümünü koleksiyon tutkusuna ayıran bir kimlik için -ele geçirdiği yapıtlar onun belleğinde bu sürecin kilometre taşları oldukları için belki de- koleksiyonun her bir parçası onun için önemli, değerli ve vazgeçilmez olmaktadır.
***
Taviloğlu Koleksiyonunun bütününe baktığımızda, şu genel değerlendirmeleri yapabiliriz:
1- "TÜRK RESMİ"ni olabildiğince kapsamlı olarak yansıtmayı amaçlayan geniş ufuklu bir yaklaşım benimsenmiştir.
2- Yakından tanınan, inanılan veya toplu alım yapma fırsatı olan ressamlardan veya ressam ailelerinden toplu resim alımları yapılmıştır.
3- Koleksiyondaki resimler arasında "portre" türü resimler yok denecek kadar azdır. Olanlar da toplu resim alım grupları içindeki örneklerdir...
4- Politik ve eleştirel resimlere pek rağbet edilmemiştir; örneğin Cihat Burak'tan alınan onca resme karşın, onun toplumsal, siyasal ve kültürel olayların üstüne gittiği önemli resimlerinden hiç birisi koleksiyonda yer almamaktadır.
Özel koleksiyonerler genellikle kurumlar veya müzeler gibi "SANAT PROGRAMLAR" doğrultusunda ve "PROFESYONEL DANIŞMAN"larla beraber alımlarını gerçekleştirmedikleri için yukarıdaki durum olağan karşılanabilir. Ayrıca özel koleksiyonerler için "sanat eserleri dünyası"na ayrılan zaman, bir anlamda gerçek dünyadan ve iş yaşamının gerilimlerinden kaçış olduğu için bu yaklaşım benimsenmiş olabilir. Bu nedenle Taviloğlu Koleksiyonunda da İstanbul peysajları, çiçekler, çıplaklar, balıklar gibi resmin klasik ve albenili konularında bir yoğunlaşmadan söz edilebilir. Gizemli ve çok katmanlı yapıtların, zaten Türk Resminin oldukça kısa tarihi içerisinde pek de fazla olmamaları, koleksiyonerleri aslında belli ölçülerde mazur da kalmaktadır.
Ne var ki, bundan sonraki bölümde doruk noktalarını vurgulamaya çalışacağım bu çok önemli resim birikiminin tek bir kişi tarafından Türkiye koşullarında bir araya getirilmeleri hiç de küçümsenecek bir olay değildir...
Resimlerin incelenmesine geçmeden önce iki kavramın -"başyapıt" ve "resim grubu" (picture set)- tanımını yapmak istiyorum:
"Başyapıt" (şaheser-farsçası (2)): Kuşağının önemli sanatçısının içerik, malzeme, teknik açısından çok boyutlu olarak üretildiği süreçi yansıtan sıradışı, çarpıcı, gizemli özellikleri ile çağdaşlarını da etkileyen yapıtı...
"Resim Gurubu" (picture set): Birarada, tek tek olduklarından daha fazla anlam ifade eden, bir ressamın, bir tarzın, birden çok sayıdaki resmi. (Taviloğlu Koleksiyonundan örnek verilmek istenirse Halil Paşa (6 resim), Hoca ali Rıza (12 resim), H. Vecih (5 resim), Hale Asaf (3 resim), İ.C.K. (3 resim), Zeki Faik (40 resim), Cihat Burak (26 resim), Fikret Mualla (83 resim), Adnan Varınca (13 resim), Orhan Peker (10 resim), Ömer Uluç (10 resim), İbrahim Safi (32 resim), Burhan Uygur (40 resim), Komet (75 resim), Alaettin Aksoy (6 resim), Malik Aksel (12 resim), Avni Arbaş (7 resim), Ali Çelebi (9 resim), Cevat dereli (14 resim), Nejad M. Devrim (12 resim), Burhan Doğançay (5 resim), İsmet Doğan (4 resim), Bedri Rahmi (8 resim), Eren Eyüboğlu (5 resim), Hamit Görele (8 resim), Mehmet Güleryüz (10 resim), Nedim Günsür (7 resim), Nuri İyem (5 resim), Necdet Kalay (17 resim), Edip Hakkı (8 resim), Kemal Önsoy (14 resim), Selim Turan (4 resim), Şefik BUrsalı (5 resim), Civanyan (3 resim), Sabri Berkel (3 resim) vs... Koleksiyondaki tüm bu sıraladığım resim grupları 3 tane de olsalar 83 tane de olsalar; farklı dönemlerden, farklı konu ve tarzlardan örnekler oldukları için ressamı hiç tanımayan bir insana onun hakkında çok boyutlu bilgi verebilmek açısından yararlı seçimleri vurgulamaktadırlar.
***
TAVİLOĞLU KOLEKSİYONUNUN BAŞYAPITLARI
1 - Osman Hamdi Bey, "Türbede", t/yb, 855/645, 1890.
İlk bakışta bir Osmanlı iç mekanında türbe ziyareti yapan iki kadın diye geçiştirilebilecek bu resim; Hamdi Bey'in başyapıtı saydığım "Mihrab" resmini tamamlayıcı bir niteliğe sahiptir. Aralarındaki bağ, ilişkiyi netleştiren nesne de bu resimde kutsal kitabın üzerinde yer aldığı "rahle"dir. Onu okuyan diz çökmüş kadın tesettüre uygun biçimde beyaz bir tül ile örtünmüş iken, sağda geri plandaki -profili ve alamet-i farika sarı elbisesi ile tartışılmaz olarak- Naile Hanım olarak teşhis ettiğimiz kadın, başının ancak tepesini örten bir başlık taşımakta ve huşu içerisindeki öbür kadının aksine, kafasını yana eğmiş durumda daha çok buhurdanlıktan yükselen dumanla ilgili görünmektedir... Doğu/Batı, Osmanlı/Fransız, Naile/Nelli kimlik ayrışması/çatışması; Osmanlı Sanatının geleneksel ürünlerinin (Halı, Çini, Hat, Maden Sanat, Dokuma Sanatı, Ahşap Sanatı) bezediği, belki de bir dilekte bulunulmak için gelinmiş olan bir saygın kişinin türbesinin iç mekanında, ilginç bir denklem olarak sunulmakta ressam tarafından... (3)
2 - Halil Paşa, "Fenerbahçe", t/yb, 325/46, 1907.
Monet'nin üzerinde kum taneleri olan ünlü yerinde boyanmış "Trouville Plajı" (1870, 375/457 cm) resmine nazire yapan bir resim... Günümüzde de süren Fenerbahçe mesiresi geleneğinin yüzyıl başındaki fotoğrafı... Geri plandaki Fener Kulesi, yandan çarklı gemi, çardak ve bazıları bugün de varolan ağaçlar ile belgesel önemini de göz ardı etmemek lazım. Monet'nin "parasol"lerini ustaca kullanarak kendilerini güneşten koruyarak okuyan ve konuşan monden şapkalı şık iki Parislisinin aksine, Halil Paşa'nın karısı ile kızı "yeni moda" sandalyelerinin üstünde eğreti olarak tünemiş olarak rahatsız -yere, sedire, divana oturmayı yeğleyen bir tavır içerisinde- ressama bakmaktalar. Ressamın bu dönem resimlerinde sık sık kullandığı ünlü perdeli, atlı arabası benzeri başka arabalarla geri planda seçilebilmekte... (En arka plandaki çardağın altındaki bağdaş kurmuş grup da, ressamın bir başka Fenerbahçe resminin konusu olmuştur) (4) (5)
3 - Hoca Ali Rıza, "Karda Üsküdar", t/yb, 54/81.
Belli ölçüde fotoğraftan yuvarlanılmasına karşın İstanbul'un yüzyıl başındaki pitoreskini olduğu kadar; bina ölçekleri ve biçimlenmeleri ile Osmanlı Toplum Yapısını da tüm katmanları ile yansıtan (karşı kıyıdaki Dolmabahçe Sarayı, Akademi Binası, Taşkışla vb. ile) panoramik bir resim, ki aynı zamanda Üsküdarlı Hoca Ali Rıza'nın semtine ve yaşama sıcak bağlılığını da beyazın ve ahşap evlerin her renk tonunda duyumsatmakta...
4 - İbrahim Çallı, "Ada'da Sohbet", t/yb, 57/655.
1920-1930 döneminin tipik giysileri içerisindeki özgür tavırlı iki kadın, biralarını yudumlayarak bir gece öncesinin dedikodusunu veya bir gece sonrasının programını yapmaktalar... Çallı'nın resim tekniğindeki tercihleri nedeniyle belki de ilk renkleri biraz sararmış ve kararmış olan bu yapıtı, herşeye karşın resimsel dengelerinde, deseninde ve kurgusunda çok başarılı olan ve devrini her yönüyle yansıtan, belgeleyen çok albenili bir çalışma...
5 - H. Vecih Bereketoğlu, "Kurbağalı Dere", t/yb, 465/615.
Fenerbahçe, Kalamış ve Moda'ya sandalla yapılan sefa gezilerinin çıkış noktası olarak Kurbağalı Dere, nice sevinçli veya hüzünlü aşk anılarını barındıran bir güzergah olarak "Ressamlar Yatağı Khalkedon"un gözde resim konusu mekanlarından birisi olmuştur. Bu mekanı, atmosferi en iyi yansıtan ressamlarımızdan Hasan Vecih Bey'den son derece dengeli kurgulanmış; köprünün altındaki beyaz lekeye (Fenerbahçe'ye) sanki gez/göz/arpacık nişan alınmış usta işi bir resim...
6 - Ali Cemal (Beyrutlu), "Gemi", t/yb, 48/73.
1881-1941 yılları arasında yaşamış Çallı'nın kuşakdaşı Ali Cemal'den o yılların -hem mal hem insan taşıyan- bir "şilep"ini liman dekoru içerisinde ve yükleme/boşaltma faaliyetleri içinde inanılmaz bir titizlikle resmeden olağanüstü bir yapıt...
7 - Tahsin (Diyarbakırlı), "Sultanahmet", t/yb, 49/68.
1875-1937 yılları arasında yaşamış Hoca Ali Rıza'nın öğrencisi Tahsin Bey'i daha çok denizi ve tekneleri konu alan yapıtları ile tanıdığımız için, karlı bir Sultanahmet (veya Hipodrom) Meydanını resmetmeyi seçmesi nedeniyle izleyiciyi şaşırtan, aykırı ve çarpıcı bir yapıtı...
8 - Bahriyeli Ruhi Bey, "Fatih Kaymakamlığı", t/yb, 66/81, 1926.
70 yıl sonra, günümüzde çok farklı insan manzaralarını sunan Fatih semtimizin; binası ile, Bayrağı ile, Anıtı ile, pustli annesi ve diğer modern giyimli insanları ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarının coşkusunu ve çağdaşlığını çok güzel aktaran hoş bir resim. Sağlam deseni, başarılı resimsel dengeleri ile Ruhi Bey'in çok az sayıdaki resimlerinden önemli bir örnek...
9 - İhsan Cemal Karaburçak, "Mavi Deniz", kontrplak/yb, 61/66; "Kırmızı Peysaj", kontrplak/yb, 58/67; "Yeşil Peysaj", m/yb, 465/635; İ.C.K. ustanın renklerini, armonilerini, temalarını ve dönemlerini özetleyen üçü de birbirinden çarpıcı ve başarılı resimleri olarak koleksiyonun artılarından...
10 - Hamit Görele, "Açık Kapı", t/yb, 64/44, "Sandalda", kontrplak/yb, 42/62; "Ayasofya Şadırvanı", d/yb, 57/46; Görele'nin ülkemizin konularını, anlarını, renklerini nasıl ustaca yakaladığını belgeleyen üç başyapıtı. Kompozisyonların dengesi, uyumlu ve kontrast renkleri, ışıklı ve gölgeli bölgelerin ritmi ile çarpıcı resimler...
11 - Hale Asaf, "Bursa", t/yb, 38/61; "Balıklı Natürmort", t/yb, 465/555; "Cami ve Serviler (Bursa)", t/yb, 425/62; Türk resminin en cesur ve özgün ressamlarından Hale Asaf Hanım'ın bu üç önemli yapıtı Taviloğlu Koleksiyonu'nun en önemli onur madalyalarından... Ve bu resimlerin her bir herhangi bir Batı Müzesi'nde bir Cazanne'ın, Braque'ın, Sisley'in yanında ezilmeyecek işler...
12 - Malik Aksel, Koleksiyonda yer alan 12 adet kağıt üzerine suluboya resim, "Suluboyacı Malik" lakabı ile belki de küçümsenmeye çalışılan, ancak önemli yağlıboya tuallerinin yanısıra yazarlığı, araştırmacılığı ve sanat eğitimciliğini de yaşam sürecine sığdıran bir büyük ustanın Türk yaşam geleneklerini ölümsüz kılacak işleri olduğu kadar, suluboya tekniğinin de taviz vermez örnekleri olarak da anılmaya değerler...
13 - Fikret Mualla, Koleksiyonda yer alan 83 adet yapıtının büyük çoğunluğu sanatçının ve onun yaşadığı ve/veya düşlediği Paris'in çok yönlü ve çok renkli bir kaleydoskopunun resimleşmeleri... Farklı kurgularla, farklı armonilerle yoksulluk içinde ve karabasanlar arasında yaratılan çok renkli ve çok zengin bir dünya...
14 - Edip Hakkı Köseoğlu, "Kapıda", d/yb, 60/46; "Erkek ve Kadın"ın, "Ying ve Yang"ın, "Mahrem ile Namahrem"in resmi. Aynı zamanda da üçgenlerin, paralelogramların, çingene pembesi ile yeşilimsi sarıların, ışıklı ve gölgeli renklerin bir çatışması ve sentezi... Sembolik, alegorik, hınzırca ve erotik... hepsi ve hiçbiri - Edip Hoca'nın tartışmasız bir başyapıtı...
15 - Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Çıplak", t/yb, 80/60, 1930'lar.
Yirmi yaşlarındaki Bedri Rahmi'den "Matisse" sevgisi dolu ve "sensüel" bir çıplak... Onun sonuna dek yaşamında da, resminde de üzerine gideceği "kadın" olgusunun belki de ilk önemli ortaya çıkışı... Bilgi ve beceriden çok sezgiler ve etkilerle biçimlenen, ama yine de garip bir biçimde etkileyici ve sağlam bir yapıt...
16 - Eren Eyüboğlu, "Ağaçlı Yol", mukavva/yb, 64/49.
Eren Hanım'ın çok değişik bir bakış açısı ile aykırı ve gizemli kıldığı ve mavi rengin tonları ile kitlediği bir resim. Yılankavi açık mavi yol ve ufuk hattının üzerindeki koyu mavi yatay leke resmin ana şemasını oluşturmaktalar. Çatılarda ve ağaçlarda gezinen diğer mavi ton lekeler, sarılar ve insan figürlerinin lekeleri ile yaşayan/çalışan bir Anadolu köyünü yansıtan bir yapıt...
17 - Aliye Berger, "Yangın", d/yb, 122/50, 1950'ler olmalı.
Koleksiyonun beni en çok şaşırtan yapıtlarından birisi... Sanatçının 1954 tarihli YKB yarışmasında birincilik ödülü alan "Üretim" konulu resminin küçük kardeşi olabilir, belki de bu resim... Alegorik olarak da "onun ruhundaki yangınların bir dışavurumu" da denebilir bu yapıta...
18 - Cihat Burak, Taviloğlu Koleksiyonunun en kuvvetli bölümlerinden birisi olan bu resim grubundaki "Tabarin Bar", t/yb, 82/120; "Paris Masalı", t/yb, 94/89; "Cumhuriyet Meyhanesi", d/yb, 88/116; "Kadın", t/yb, 95/95; "Kanaryam", kağıt/yb, 32/47; "Pehlivanlar", d/yb, 72/59; "Fıstıkçı İbrahim", t/yb, 60/81; "Polis Bandosu", t/yb, 54/80; "Zeybek", d/yb, 72/59 yapıtları sanatçının beslendiği kaynakları da, fantezisinin ve kültürünün ufkunun genişliğini de dilegetirebilen yapıtlar. Saydığımız tüm bu resimler Cihat Burak Usta'nın en geç tüm dünyaca kabul edileceğine inandığım tartışılmaz özgünlüğünün, yaratıcılığının ve zekasının parladığı örnekler...
19 - Adnan Varınca; Taviloğlu koleksiyonundaki Varınca'ların üçü duraksamasız yazılmış bir Bach parçası gibi etkileyici ve şaşırtıcı; "Mavi Natürmort" ve "Midye"li iki natürmort... Diğer yapıtları ile birlikte ressamın ruhunu yakalayan bir kesit...
20 - Avni Arbaş; "Atlılar", d/yb, 50/68, 1968.
Renklerin, lekelerin, hareketin, "beyaz leke"lerin son derece ustaca bir birlikteliği. Joseph Kessel'in "Buşkaşı" romanı serüveni ile başlayan bu tarz resimlerin en güzellerinden birisi...
21 - Nejad Melih Devrim; "Halikarnas", t/yb, 78/108, 1943.
Nejad'ın 20 yaşında iken dayısı Cevat Şakir'in Bodrumu'nu belgeleyen ve ilk resim sergisinde teşhir edilmiş olması gereken bu resim, yalnızca bu nitelikleri ile bile bir koleksiyonerin ilgisini çekebilir. Bunun ötesinde ressamın fırça sürüşleri ve renk seçimleri de soyut döneminin tüm ipuçlarını hissettirmekte...
22 - Neşet Günal, "Kapı Önü IV", t/yb,150/168, 1977.
Kırsal kökenli bir anne ile iki çocuğunun yoksulluğunu ve yaşama bakışlarını, bir tiyatro sahnesine oyun koyan rejisör ustalığı ile kurgulayan Sn. Neşet Günal'ın önemli resimlerinden birisi. Onca ayrıntıya karşın, resmin tartışılmaz odak noktaları üç insanın farklılaşan bakışları. Bu arada kız çocuğunun bakışlarının masumyeti ile ona bakan ağabeyinin "büyümüş de küçülmüş hali" ve "maço" bakışları çok çarpıcı...
23 - Nedim Günsür, "Resmi Geçit", t/yb,48/48.
Günsür ustanın herhalde çocukluk anılarına döndüğü bir başyapıt, en önde sol el, havada çocuk belki de kendisi. Kompozisyonu, ayrıntıları, renkleri ve ülkemizde bir dönemin ruhunu yakalayışı ile rüya gibi bir resim...
24 - Orhan Peker; Koleksiyondaki "Beygirler", t/yb, 100/94; "Dibekte Çiçekler", t/yb, 91/63 ve "Mavi Peçeteli Natürmort", tual marufle/yb, 34/44; tüm dünya müzelerinde yer alabilecek yetkinlikte eserler.
25 - Erol Akyavaş; "İsimsiz" (Ordugah), t/kt, 125/95, 1983.
Akyavaş'ın en hoş resimlerinden birisi; aynı zamanda da tuğla örgülerinden bir sonraki döneme geçişi de yansıtan yapıtlardan. "Ok Yağmuru" ve "vurulmuş penbe gül" motifleri de çok çarpıcı...
26 - Burhan Uygur; Koleksiyonun en önemli bölümlerinden birisi. Burhan'ın az bilinen dönemlerinden son yıllarına uzanan bir süreç, kesintisiz belgelemesi açısından önemli. Gusto ile seçilmiş bu kesit başlı başına bir olay...
27 - Komet (Gürkan Coşkun); 75 adet, Komet'in her döneminden her tür yapıt koleksiyonun bir başka kuvveti. Bu kadar geniş bir skala'da dikkatimi çeken ressamın siyah beyaz dengelerine gösterdiği özen oldu, bir de siyahı renk olarak kullanmaktaki ustalığı. Burhan'ın resimleri arasında yapmadığım (belki de yapamadığımı) seçimi yapıp en çarpıcı bulduğum resim de bu iki değindiğim iki konunun bence en çarpıcı örneği olan; "Kaçan Adam", t/yb, 130/195, 1984-87, (6)
28 - Alaettin Aksoy; "Üç Ressam", t/yb,60/82, kendini, Güleryüz'ü ve Komet'i bir arada tek bir "bisiklete binerken" veya "bisikletten düşerken", resmeden bu yapıtı ile Alaettin Aksoy ressamlar arası dostlukların (!) ve gerilimlerin sıradışı bir sentezini yakalamış. Her koleksiyonerin sahip olmak isteyeceği, sıradışı bir başyapıt.
29 - Yavuz Tanyeli; "Arabalı ve Şahinli Beykoz Pasajı", t/yb, 100/170, Yavuz'un Beykoz'daki atölyesinin parapetine konan "Şahin"i, Boğaziçini, arabasını ve diğer her türlü mahlukatı sabah karanlığında tasvir eden bu resim, onun resimle yatıp resimle kalkan kimliğinin sezgisel ve duyarlı boyutunun öne çıktığı önemli yapıtlarından bir tanesi...
30 - İsmet Doğan; İsmet'in Taviloğlu Koleksiyonunda yer alan dört resmi de ilk dönemlerinin en iyi yapıtlarından; ancak birisini seçecek olsaydım, kolajla tüketim malzemelerini de kullanan "Şişeli Natürmortlar" dizisinin en güzel yapıtlarından birisi olan "Masallardan Masallar"ı (d/yb+a+kolaj, 70/80, 1983/84)ü seçerdim.
Taviloğlu Koleksiyonu Kataloğunun Türkiye için bir örnek olması onu daha da önemli kıldığından, titizlikle incelenmesi, ona ilişkin görüşlerin ortaya konması da elzem oluyor; çünkü bu ilk öncüyü, hem benzeri amaçlarla, resim satın alan/alacak ve bunları kataloglarla toplumumuza sunacak kimliklerin izlemesi söz konusudur. Taviloğlu Kataloğunun biçimlenişinde de, resimlerin edinilmesinde de bu ilkliğin de etkileri olduğunu düşünmekteyim. Yayının Türk Resmine şimdiye kadar hiç ilgi duymamış kimseleri konuya meraklandırtma amacıyla ve de bir sanatçılar sözlüğü gibi de kullanılabilme düşüncesi ile bir taşla belki de en az üç kuş vurulmasının istendiği söylenebilir. Bu yaklaşımı saygı ile karşılayarak, son derece iyi tasarlanmış ve sunulmuş envanter bölümüne fazla bir itirazım yok. (7)
Bence yanlışlık, koleksiyonun içerisinden seçilen ve kronolojik olarak sunulan ressamlar ve yapıtları ile Türk resmini belgeleme -bir kesitini verme- iddiasındaki ikinci bölümde. Burada belki yine insanlarımızı bilgilendirmek ve resme ısındırmak için çeşitli yazarlarımızın, başka vesilelerle söz konusu ressamlar üzerine yazdıkları yazılardan bölümlerle, o ressamın koleksiyondaki yapıtları yanyana getirilmişler... Yani yine ressamlar üzerine genellemeler hikayeler ve de çok daha uzun yazıların içerisinden yapılan alıntılar, Taviloğlu Koleksiyonunda son adreslerini buldukları anlaşılan resimlerin görüntülerine monte edilmişlerdir. Koleksiyondaki "spesifik-resmi" çözümleyen, onun ressamın yapıtları arasındaki yerini, varsa Türk Resmi açısından önemini işaret eden yeni yazı üretimlerinden ne yazık ki kaçınılmıştır... Bu biraz da belki ülkemizde sözünü ettiğim tarz bir yaklaşımın henüz yaygınlaşmamasından ve bu tarz bir yaklaşıma soyunabilecek kalemlerin azlığından, ve de bu tarz fikir üretimlerinin bedellerinin, resimleri satın alırken ödenen paralar kadar kolay ödenememesi nedeniyledir. Ne var ki, sözünü ettiğim, tek bir resmi her şeyiyle çözümleyebilen analitik bir gözün açacağı yoldan, resim sanatının gizleri, süprizleri ve açmazları ile tanışabilecek sıradan insanların bu kültürün her alanına girmelerinin çok daha kolay olacağını düşünmekteyim.(8) Resim eleştirisi yazılarımıza egemen olan "genellemelerin arkasına sığınma" tavrının da bu yolla kırılabileceğini düşünüyorum. Ne yazık ki, Taviloğlu Koleksiyonu katalogu için yazılarından alıntılar yapılan kimliklerin hiç birisi, yukarıda sözünü ettiğim yaklaşımı öne sürerek bu konuda izin vermemezlik etmemiştir. Yoksa resim sanatımızın resim üretimine büyük çapta egemen olan tek düzelik mi, resim eleştirilerindeki sıradan ve öyküsel anlatımları doğurmaktadır? Yoksa müze, enstitü, kurumsal koleksiyon, kadrolu sanat eleştirmenliği, sanat tarihi eleştirmenliği, sanat tarihi araştırmacıları gibi varlıkların yokluğunun "kerbela"kıldığı bu ortamda "gönül aşkı" ile bu alanda kalem oynatanlar; ancak bu kadarını mı yapabilmektedirler dersiniz?
Ne olursa olsun, artık koleksiyonerlerimizin, sanat dergisi yayıncılarımızın, her tür editör ve koordinatörlerimizin bu "her başa aynı traş" yaklaşımını bırakmaları gerekmektedir. Tek bir resmi çözümleyemeyen hiç bir resmi çözümleyemez; bir tek resmi çözümleyebilen "iyi, kötü" her resmi bir nebze de olsa anlayabilir veya ona yakınlaşabilir...
***
M.Ü.İ.R.H. Kataloğuna ilişkin eleştiri yazımda (8) ele aldığım şekilde Taviloğlu Koleksiyonu da en az üç yayını daha doğurabilecek nicelik ve nitelikte olduğundan, bu ilk kataloğu koleksiyonun ve "Türk Resmi"nin kişiye özel bir "envanter-kataloğu" veya "sözlüğü" olarak kabul edip, sonraki yayınlarda "Catalog raisonne" yaklaşımı benimsenebilir diye düşünüyorum. Koleksiyonun önemini vurgulamak için,
1) Taviloğlu Koleksiyonunun Başyapıtları
2) Taviloğlu Koleksiyonundaki Burhan Uygur Resimleri
3) Taviloğlu Koleksiyonundaki Komet Resimleri
ileride ilk akla gelebilecek yayınlar olabilirler...
***
Mustafa Taviloğlu kaleme aldığı önsözünü "Önümüzdeki yıllarda nice sanatçının nice resminde buluşmak üzere ..." diye noktalamış. Bu ilk 25 yıllık sürecin ve ilk katalog yayınının deneyiminden sonra onun nasıl bir yaklaşımı benimseyeceği, bu yayından sonra onun çok daha fazla sayıda izleyicisi olacağını varsayabileceğimiz için, önem kazanmaktadır. Çeşitli yazılarımda değindiğim (10) "KURUMLAR ve SANAT", "KURUMSAL KOLEKSİYONLAR", "SANAT PROGRAMLARI" yaklaşımları ile kendisini sistematize edeceğini ve hem geniş ufuklu hem de ayrıntıları gözden kaçırmayacak bir yol izleyeceğini umalım.
1998'in bu ilk günlerinde peşpeşe gelen ve herşeye rağmen bizi sevindiren bu iki katalog yayınının, aslında büyük ikramiyelerin amortileri olduğu gerçeğini ve hiç bir zaman büyük ikramiyelerin yerlerini tutamayacaklarını unutmayıp, ömür boyu hep bu tarz kataloglarla "nefis körletmek" yolunun benimsenmesi tehlikesine de işaret etmek istiyorum. Görsel Sanatlar alanında hiçbir şey birebir, aracısız iletişimin yerini tutamayacağına göre, büyük ikramiye diye adlandırdığımın ne olduğunu herhalde anlamışsınızdır:
Modern Sanat Müzeleri, Çağdaş Sanat Müzeleri, Sanat Enstitüleri vs. vs. vs. ... (11)
(1) Batı ülkelerinde son yirmi-otuz yılın ürünü koleksiyonlar için bile önemli yatırımlar yapılabildiğine göre (örneğin Guggenheim'in Panza Koleksiyonu için Bilbao uydusunu gerçekleştirmesi), yer ve mekan ikincil önemdedirler...
(2) 1- Üstün eser; 2- Üstün değerde, TDK Sözlüğü, s.671
(3) Bu arada Osmanlı'nın pratik ve keyifçi yaşam yaklaşımının ürünü olarak özel olarak yere serilmiş olan kıymetli halıya da dikkatinizi çekerim...
(4) Bu resim Maçka Mezat A. Ş. tarafından satılmıştır.
(5) Taviloğlu Koleksiyonunun 85. sayfasında yer alan resim için ise -"Alla Turca" sanat tarihimizin "A'la Minuit" Halil Paşa Kitabı- başlıklı yazımdaki (Türkiye'de Sanat, Eylül-Ekim 1994) düşüncelerimi koruyorum. Halil Paşa'nın aynı noktada çok resim yapmış olduğunu bilmeme karşın, benzer imzalı somut örneğin bilinmemesi nedeniyle bu konunun araştırılması gerekmektedir...
(6) Taviloğlu Koleksiyonundaki Burhan ve Komet yapıtları, dönem arkadaşı olan ancak biri Üsküdar'da, diğeri Paris'te kişiliğini bulan Türk Resminin bu iki önemli kimliğinin de ilginç bir karşılaştırmasını yapabilmek fırsatını da vermekteler. İşte genç araştırmacılara hazır bir araştırma konusu ve başlığı: "Taviloğlu Koleksiyonundaki Örneklerle Komet ve Burhan Uygur'un Ressam Kimliklerinin Analizi..."
(7) Bu tabii ki profesyonel bir bakış ile, koleksiyondaki her ismi ve her resmi onayladığım anlamına gelmemeli... Zaten önsözde de net olarak hiçbir danışman belirtilmediğine göre bu resimlerin seçiminin tüm sorumluluğu da Sn. Taviloğlu'na aittir.
(8) Bir önceki bölümde ele alınan 30 tek resim ve resim grubuna ilişkin değinmelerde bu tarz bir yaklaşımın ipuçları verilmeye çalışılmıştır.
(9) Türkiye'de Sanat, "Envanter Katalog"dan "Catalog Raisonne"ye, Ocak-Şubat 1998, Sayı: 32, s. 50-53
(10) "İsim mi? Resim mi?", "Şablon Kimlikler, Şablon Koleksiyonlar", Sığ Sularda Sanat ve Siyaset-Sevimce Sanat Galerisi Yayınları. "Çağdaş Sanat Koleksiyonlarından, Çağdaş Sanat Müzelerine", Gençsanat, Haziran 1997, Sayı: 34, s. 2-7
(11)Kataloğu incelerken gözüme takılan iki şey.
s.11; Ferruh Başağa'nın doğum yılı 1914'dür.
s.18; Gül Derman'ın doğum yılı 1942; ölüm yılı 1994 olacak.. Ölüm yeri de Aydın ilinin Germencik ilçesi, Manisa değil...
Haşim Nur Gürel
|
 |