 |
|
 |
2000'in Müzelerinin Finansmanı…
Aşagidaki yazida deginilen noktalar, "Bati'daki Müzeler Sistemi"ni bir buzdagiina benzetirsek, tümün yalnizca görünen küçücük bir parçasi…Bu sistemin ardindaki temel felsefe ise kisaca şöyle özetlenebilir:
İkinci dünya savaşından sonra, savaş için geliştirilen endüstriyel olanaklar, sıradan vatandaşın masum isteklerini karşılamak için kullanılınca, dünya "Tüketim Toplumu" aşamasına girdi; Marcuse'nin 1968 olayları ile gündeme gelen, ünlü "Tek Boyutlu İnsan" yapıtı, bu tüketime koşullandırılmış insanları anlatır; 1990'dan sonraki "Globalleşme" olgusu ise bu durumu son aşamasina getirmiştir.
Kişinin tüketim alanlari, bildikleri, gördükleri, tattiklari, duyduklari, dokunduklari ile sinirlidir; demek ki, bir ülkenin insanlarinin tüketim biçimlerini belirleyen kültürdür, yirminci yüzyilin ikinci yarisinda da da agirlikli olarak görselliktir, sinemadir,reklamdir , modern ve çagdaş sanattir… Toplumun mutlulugunun, çarkinin dönmesinin olmazsa olmaz koşulu olan tüketim mekanizmasinin dönmesini saglayan kültürel koşullanmayi, bilinçlenmeyi ve egitimi saglayan en üst düzey kurumlardan biri ise müzelerdir. Müzeler her toplum kesitindan farkli duyarliliklara ve bakiş açilarina sahip sanatçi kimliklerinin üretimlerine ev sahipligi yaptiklari için , toplumlarina yönelik çok farkli iletileri ve önemleri buradan kaynaklanan toplumun en marjinal kimliklerinin yaraticiliklarini barindirdiklari için önemsenirler, gezilirler ve evrensel bilinçte o denli etkili olurlar veya varolurlar. Koşullandirdiklari kadar, ilerideki karşi çikişlarin, yeni düşüncelerin ve anlatim biçimlerinin tohumlarini da içlerinde taşirlar, popüler kültürden en önemli farkliliklari da budur.
Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte sanata destek vermek, her ülkenin koşullarına ve önceliklerine göre, o nedenle çeşitli vergi kolaylıkları getirilerek teşvik edilmiştir. Müzeler ülkelerinin vatandaşlarının ve dünya vatandaşlarının maddi ve manevi her türlü hassas noktasını manipule etmeye yönelik çok çeşitli araçlar geliştirmişlerdir. Örneğin, bir müze koleksiyonuna alınan bir yapıtın konumu çok farklı skalalar içerir; bunların en üst düzeyi "SÜREKLİ SERGİLENME" ise en alt düzeyi, "MÜZE DEPOSU veya DEPOLARI"DIR. (Müzesine göre depoların da bir kademelenmesi söz konusu olabilir.) Söz konusu resim sanatçısının veya bağışçısının ağzına bir parmak bal çalmak kaygusu ile kısa sürelerle (Bir ,iki hafta ) "YENİ ALIMLAR", "BAY ….'NIN BAĞIŞLARI " veya "BAY.….KOLEKSİYONU" şeklinde sergilenebilir; veya çeşitli tematik sergiler kapsamında yurtiçi ve yurtdışı başka müzelere yollanabilir, yapıtınız... Ama müze deposuna kaldırılıp hiç sergilenmese de, müze koleksiyonuna kabul belgesi verilen bir bağışçıya önemli vergi yararlarının sağlanması, bu sistemin işlerlik kazandırıldığı ülkelerde çağdaş sanatın önemli bir sektör haline gelmesine olanak sağlamıştır.
Aşagidaki yazi son dönemin en önemli iki müze projesinin finansmaninin ayrintilari içerdigi için, benim hem "takildigim" hem "yüreklendirmeye" çaliştigim ülkemizin müze girişimcilerinin gözlerinden kaçmiş olabilir düşüncesi ile çevrilmiştir; yazinin gündeme getirdigi başka bazi sorunlar ise sonraki bölümde ele alinmiştir…
***
Tate Modern ve Tate Britain için 166 Milyon Sterlin: Para enerjiyi izler..
Tate Galeri, 2000 yılı projeleri olan Tate Modern(Bankside) ve Tate Britain( Millbank) için hedef aldığı 166 milyon sterlinlik hedefe neredeyse erişmiş durumda, ve bu bir İngiltere (UK) müzesi tarafından şimdiye kadar bir araya getirilen en büyük meblağ olmakta. Şimdiye kadar Tate'in bağış toplayan kadrosu düşük bir profil sergileyip , enerjilerini zenginlere kur yapmaya hasretmişlerdi; ancak şimdi, bu muazzam görevin sonuna ulaşılırken, bazı meslek sırlarını da açığa vurmaya nihayet razı olmaktalar.
134 milyon sterlin gerektiren Tate Modern, başedilmesi gereken daha büyük sorundu. Onun bagiş toplayicisi olan Fay Ballard, beş yil önce ilk başlangiç masraflari için gerekli olan 3 milyon sterlinin toplanmasina yardim edebilecek, konuya en sicak bakan bireylerle ( ve birkaçkurumla) yakinlaşarak bagiş kampanyasini başlatmişti. Bu gereksinilen meblagin çok klüçük bir yüzdesini temsil etmesine karşin "Millenium Komisyonu" nun Tate'in bu konuda ciddi olarak kararli olduguna ikna olmasini sagladi ve bu ilk bagişçilarin bir çogu sonra kampanyaya önemli katkilar yaptilar.
Tate "Lotarya Fonu" en erken müracaat edenlerden ve destek kazananlardan birisiydi, ve 1995 Ekim'inde Millenium Komisyonu'ndan 50 milyon sterlin destek kazandı .(Bu büyüklükte bir bedel yalnızca iki başka projeye daha verilmiştir.)
1996 Mayıs'ında Tate resmen "Bankside Elektik Santralı"nın mülkiyetini ve "English Partnerships" (hükümetin kentsel yenileme örgütü) 'den binaların içerisindeki makinelerin çıkarılabilmesi için 12 milyon sterlin destek aldı.
Bu noktada Tate gereksindiği paranın toplanması hedefinin neredeyse yarısına ulaşmıştı; ancak ikinci yarıyı bulmak çok daha zor oldu. Bayan Ballard bir "bağış piramidi" stratejisi uygulayarak, önce en sadık ve zengin destekleyicileri hedef alıp, sonra uç noktadaki zenginlerden çok zenginlere yöneldi.
İlk adım potansiyel bağışçıları belirleyebilmek idi, ve bu önemli ölçüde araştırma ve Tate'in mütevelli heyetinin tavsiyeleri ile gerçekleştirildi. Ondan sonra saptanan isimlerin üzerinde durularak, onlarla ne şekilde irtibat kurulacağına karar verildi. Bir mektup yerine, potansiyel bağışçılara çoğunlukla bir tanıdıkları aracılığı ile kişisel olarak yaklaşıldı.
Bu ulaşilan kimselere iki soru soruluyordu : " Bankside şantiyemizi görmek ister miydiniz ? " ve " Sir Nicholas Serota(1) ile buluşmak ister miydiniz ? "
Genellikle her iki soruya da olumlu yanıt verilmekteydi. Bayan Ballard Sir Nicholas'ın kilit bir rol oynadığını düşünmekte; çünkü "Bankside Projesi"nin "vizyonu"nun ona ait olduğunu ve bunu bağışçılara en iyi anlatabilecek kişinin o olduğunun üzerinde durmakta. Tate'in yöneticisinin son bir kaç yılda vaktinin % 15'ini veya haftada bir gününü bağış toplama faaliyetlerine harcadığı söylenmekte. (" Tate Modern"in yöneticisi Lars Nittve küratöryel planlama üzerinde yoğunlaşmaktaydı.)
Tate'in kadrosu potansiyel bağışçıların cevaplarını dinleyerek, onlarla bir ilişki geliştirebilmek için ellerinden geleni yaptıktan sonra, ikinci adım olarak onlara şu soruyu yönelttiler : " Bankside'a yardım etmeyi düşünür müsünüz ? " Eğer cevap olumlu idi ise, projeyi açıklayan, olabilecek her tür sorularını veya duraksamalarını da yanıtlayan, bazen "Tate'in İş Planı"ndan alıntılar da içeren ve onlar için özellikle cazip gelebilecek bir destek alanı belirleyen, ayrıntılı bir yazılı öneri yollanıyordu. Bir sonraki adım, eğer her şey sorunsuz ilerlemişse bağışı neticelendirmekti. Çoğunlukla bu bir bağışçıya yaklaşım süreci iki yıllık bir süreyi kapsamaktaydı.
Özel bağışçılar, aile vakıfları ve hayır kurumları ( Kentsel Yenileme Örgütü" gibi) "Bankside" için neredeyse 55 milyon sterlin temin ettiler. Bunun üçte ikisi, bir milyon sterlin cıvarında veren, yirmidört "kurucu hayırsever" tarafından verilmişti. Bu bağışçılardan dördü gizli kalmayı yeğledi; diğerlerinin dökümü yanda açıklanmaktadır. Bağışçıların adları, galeri salonları, eğitim bölümleri gibi mekanlara veya bir merdiven gibi mimari bir unsura verilecektir.
55 milyon sterlinden yarısından fazlası İngiliz bağışçılardan toplanırken , geri kalanı ülke dışından bulundu, ki bunun da önemli bölümü Amerika Birleşik Devletleri'nden, bir kısmı Avrupa'dan ve oransal olarak küçük bir miktarı da Uzak Doğu'dan geldi. Yarıya çok yakın olan yurtdışı katkı bazılarını şaşırtırken, Ms. Ballard "Tate Modern"in daha çok "uluslararası" bir müze olduğunu vurgulamakta, ve bu olguyu, " Yıllarının önemli bir bölümünü seyahat ederek geçiren Amerikalı koleksiyonerlerin kendilerini global bir projeyi destekleyen global vatandaşlar olarak gördükleri" şeklinde açıklamaktadır. Amerikalıların hayır işlerine ve sanatlara bağış yapma geleneği de olması (vergi sistemleri tarafından da teşvik edilen) da, bu onların kendi müzeleri tarafından sürekli aranmalarını da beraberinde getirse de, onların bağışlarının yüksek olmasında etken olmuş olabilir.
Dışarıdan izliyenler Tate Modern'e yapılan kurumsal desteğin oransal olarak düşük düzeyine şaşabilirler; bu kalemde toplanan 2.4 milyon sterlin toplamın % 2 sinden azdır. Bunun nedeni şirketlerin , yatırım projelerinden çok, reklamlarını yapabilecekleri ve müşterilerini ağırlayacak/eğlendirecek bir fırsat yaratan sergilere sponsor olmayı yeğlemeleridir.
Sanat dünyası şirketleri arasında belki de yalnızca Christie's ve Sotheby's kurucu hami olabilecek denli büyük oyunculardı; ancak anlaşılmaktadır ki her iki müzayede firması da, Bankside Projesinin bir galeri salonuna adlarının verilmesi olanağının tanınmasına karşın, projelere katkıda bulunmamışlardır.
Tate Modern için nihai para kaynağı, geçen Şubat ayında çağdaş sanatın sergileneceği bir "galeriler süiti"ne 6.2 milyon sterlin öneren "Sanat Meclisi Lotarya Fonu"( Art Council Lottery Fund) olmuştur. Bundan sonra eksik kalan 9 milyon sterlinin az altındaki meblağın Modern'in 12 Mayıs 2000'deki açılışa kadar halledileceği düşünülmektedir.
Tate Modern için henüz çözümlenilmeyen son bir kritik mali konu tekrar gerekebilecek fonlardır. Bankside'ın yıllık işletme giderlerinin kabaca 12 milyon sterlin tutacağı ve bunun % 60'ının galerinin kendi kaynaklarından - özel sergilerin bilet ücretleri, dükkanların ve kafelerin gelirleri, bağışlar ve sponsorluklar - karşılanabileceği düşünülmektedir. Mütevelliler ücretsiz, herkese açık girişten yana olduklarından, bütçede Kültür,Medya ve Spor Bölümü tarafından karşılanması gereken 5 milyon sterlinlik bir açık olacağı öngörülmektedir. Baskıya girmeden az önce öğrendiğimize göre, söz konusu Bölüm bu rakkamın biraz altında bir destek teklifinde bulunmuştur, ve bu ay sonuna doğru mütevelliler tarafından tartışılacaktır. Büyük bir olasılıkla bir uzlaşma sağlanacak ve Bankside'a giriş ücretsiz olacaktır.
Tate Millbank'daki varolan binayı geliştirmek ve Tate Britain'I yaratmak için ise ayrıca 32 milyon sterlin toplamak zorunda idi.( Bu bağış toplama girişimi Anne Beckwith-Smith tarafından organize ediliyordu.) Burada da Lotarya Fonu'na bir müracaat projenin ilk evrelerinde yapılmış ve Şubat 1997'de "Kültürel Miras Lotarya Fonu"(Heritage Lottery Fund) gerekli rakkamın yarıdan az fazlası olan 18.75 milyon sterlinlik bir katkıyı kabul etmişti.
Millbank'ın kurtarıcısı 1930'lardan beri New York'ta yaşıyan bir İngiliz sigorta yetkilisi olan Sir Edwin Manton (The Art Newspaper, No.73, September 1997, sayfa 9) oldu; o ve eşi Millbank'ın geliştirilmesi için 5.7 milyon sterlin bağışladıkları gibi, hemen hemen aynı miktardaki bir meblağı ilk planlama masrafları ve (daha sonra açıklanacak) ilişkili projeler için üstlendiler.
Diğer bireysel bağışçılar toplam 7 milyon sterlin temin ettiler, ki bunun önemli bölümü üç büyük bağışçı ( Lord ve Leydi Sainsbury, Sir Harry ve Leydi Djanogly ve Wolfson Vakfı) tarafından sağlanmıştı. Kurumsal bağışçılar mütevazi bir 100.000 sterlin vermişler, bu da Tate Britain 24 Mart'taki açılışından önce karşılanması gereken 700.000 sterlinlik bir bütçe açığı bırakmaktadır.
Bankside ve Millbank için bu para toplamanın maliyeti ne olmuş olabilir ? Parlak PR( Public Relations: Halkla İlişkiler) ve bağış toplama galalarından kaçınıldı; denizaşırı bağışçılara bilet ve konaklama (accomadation) sağlanmamakla birlikte, Tate olanaklarından yararlanılarak ağırlandılar. Bu konudaki ana masraf kalemi bağış toplayan ekibin masrafları idi, ki bu da geçtiğimiz beş yıl için toplam olarak 1 milyon sterlinin az altında bir meblağ oldu. Buna ağırlama ve diğer kadro masraflarını eklerseniz, parayı toplama masrafının toplanılan 166 milyon sterlinin % 1 'I cıvarında kaldığı anlaşılmaktadır. İki devasa bağış kampanyasını aynı anda kovalamak besbellir ki Tate için belli zorluklar yarattı, ve genellikle ilke olarak potansiyel bağışçıulardan her iki projeye de destek olmaları istenmedi. Çoğu bağışçıların ya İngiliz Sanatı'na ya modern sanata ilgileri olduğundan, onlara yakın olduklara alan için yaklaşıldı. Paradoksal olarak, Lotarya parasının varlığı, başka müzeler ve galeriler de kendi büyük gelişim projeleri için büyük ortaklık(partnership) fonları temin etmeye çalıştıkları için, bu dönemde bağış toplamayı daha da zorlaştırdı. Ms Ballard bunu, " Aynı havuzda avlanıyoruz," diye dilegetirmekte." (2)
***
Dünyanın en tanınmış müzelerinden birinin iki önemli projesini finanse edebilmek için Tate'in uyguladığı bağış toplama stratejisinin " YEDİ ADIMI" nı Martin Bailey şöyle özetlemekte:
1 - Potansiyel bağışçıyı teşhis ediniz.
2 - O kişiyi araştiriniz.
3 - Onlara nasıl yaklaşabileceğinizi araştırınız.
4 - Onlarla konuşunuz ve bir yakinlik geliştiriniz.
5 - Doğru zamanda, projeye katkı yapıp yapmayacaklarını sorunuz.
6 - Ayrıntılı bir öneri üretiniz.
7 - Bağışı sonuçlandırınız, ve gelecekte de karşılıklı iyi ilişkilerinizi sürdürünüz.
Bağış toplamanın ayrıntıları, püf noktaları, incelikleri bir yana, yukarıdaki yazıda önemle üzerinde durulması gereken bir kaç başka nokta var:
Birincisi Tate'in iki projesinin yaklaşik % 50'sini karşilayan fonlarin varligi…"ART COUNCIL LOTTERY FUND", " MILLENIUM COMMISSION", "ENGLISH PARTNERSHIPS FUND", "HERITAGE LOTTERY FUND" ve benzerleri….
İkincisi ise, her türlü ayrıntısı düşünülmüş, planlanmış bir projenin "EN ÜST DÜZEY, KARİZMATİK BİR KİMLİK TARAFINDAN TANITILMASI, SATILMASI ve GÜVENCESİNİN VERİLMESİ.."
Ülkemizdeki müze girişimlerinin bugüne kadar arzulanan hedeflere ulaşamamasinda yukaridaki iki konudaki eksikliklerin önemli rol oynadigi yadsinamaz. Başka ülkelerdeki müze olgularinin öykülerinden yararlanmak, bilgilenmek ve sonra kendi ülkemize özgü yaraticiliklar, çözümler üretmek zorundayiz. Bizde de TOTO,LOTO, AT YARIŞI, MILLI PIYANGO gibi bir sürü şans oyunu oynanmakta ve buradan çeşitli alanlara örnegin, ülke savunmasina, spora( yani büyük ölçüde futbola…) vb. fonlar ayrilmaktadir; ancak bu fonlardan sanata kayda deger lokmalarin ayrildigini söyliyebilmek ne yazik ki olanaksizdir. Devletimiz ülkemiz vatandaşlarinin tüketici kültürü düzeyini hala futbol ile sinirli tutmayi yeglemektedir; bunun sonucunda yeni yetişen kuşaklarimizin örnek kimlikleri de "TELEVOLE","MARATON" gibi programlarin konuklarinca belirlenmektedir. Bu ülkenin en önemli yazarlarinin, sanatçilarinin tüm ömür boyu birikimlerini bir gecede kumarda savurabilen sporcuları önemseyen bir kültür politikası , giderek sanata talebe tırpanlamakta, halkını müzikte, sinemada ve her sanatsal alanda yoz ve ilkel icracılara mecbur etmektedir. Böyle bir ortamda gerçek yaratıcı sanatçıların ortaya çıkabilmeleri ve varolabilmeleri mucizelere kalmaktadır.
Konuımuz olan "MÜZELERİN FİNANSMANI" na dönersek, "Hareket Planları"nı netleştirmemiş,"Koleksiyonlarını Oluşturmamış", "Profesyonel Kadrolar" I olmayan, "Yapmayı Tasarladığını Anlatamayan" organizasyonların toplumun egemen kesimlerinden onay ve destek alabilmelerinin daha zor olacağı ayan beyan ortadadır.
Sonuç olarak, ülkemizde müzelerin gerçekleşebilmesinin önkoşullari, "VERGI KOLAYLIKLARI SAGLAYACAK DÜZENLEMELER", "DAHA GERÇEKÇI VE ESNEK BIR ÖZEL MÜZE KANUNU", "GERÇEKÇI VE YARARLI PROJELERE ADIL OLARAK PAY DAGITACAK FON YÖNETIMLERI", "PROFESYONEL KADROLARIN YETIŞTIRILMESI", "KONUNUN HER ALANININ CIDDI BIR IŞ YAKLAŞIMI ILE ELE ALINMASI" olarak belirlenebilir. Tüm bunlarin olmadigi bir ortamda yola çikan müze girişimcileri ise, hem yukaridaki eksikliklerin giderilmesi için, hem de kendi projelerinin gerçekleşmesi için çalışmak ve mücadele etmek zorunda kalacaklardır.
Haşim Nur Gürel
9 Aralık 1999-12-09
(1) Tate Galeri'nin Yöneticisi
(1) Martin Bailey'in "The Art Newspaper, No.97, November 1999, sayfa 12" deki yazısından çevirilmişti.
|
 |