 |
|
 |
Yenibinyılın Müze Yöneticileri
Önemli müze yöneticilerinin bir kaç duayeninden biri olan Philippe de Montebello ile yapılmış bir söyleşiden bazı bölümleri aşağıda özetledim. Yazının başlığında kullanılan "Mohikanların Sonuncusu Mu ?" başlığı onun aşağıda okuyacağınız görüşlerinin dünyadaki onbinlerce müzeden oluşan sistemde azınlıkta kaldığını vurgulamakta...Bu görüşler müzeciliğin nereden nereye gitmekte olduğunun da önemli işaretlerini taşımakta...
Modern ve Çağdaş Sanat Müzesiz bitirmeyi başardığımız yirminci yüzyılın son günlerinde, dünyanın finans merkezi sayılan New York'un en zengin müzelerinden biri kabul edilen Metropoliten'in yöneticisinin görüşlerinden 2000- 2010 dönemi için, ülkemizde müze planları yapılırken yararlanılabilir düşüncesindeyim. Koleksiyon, bina, küratör, teknoloji, sunum, iletişim, ulaşım, organizasyon, kadro, mütevelliler gibi kavramların bizim toplumumuzdaki karşılıklarının olup olmadığını, olmayanlarının kısa vadede neyle ikame edilebileceğini ve uzun vadede nasıl giderilebileceğini planlamak açısından bu en uç, en fazla olanaklara sahip bir müzenin en yetkili kişisinin görüşlerinin somut girişimler içerisinde olan veya olmak isteyen sanatseverlerimeize ilginç geleceğini düşünmekteyim. Yazının başındaki karşılaştırma ise, Montebello'nun görüşlerini son dönemin bir başka gündemdeki müze yöneticisinin temel yaklaşımları ile karşılaştırmakta...
"Karşıt İdeolojiler....
1999'daki bir konferansında Gugenheim Müzesi'nin üst düzeyde girişimci yöneticisi Thomas Krens görkemli(1) bir 20. yüzyıl müzesinin bileşenlerini sıralamıştı. 2000 Nisanında the New York Times Philippe de Montebello'dan, Krens'in neleri seçtiğini bilmeden, kendi listesini oluşturmasını istedi. Çarpıcı olan Krens'in küratörlerden hiç bahsetmemesine karşılık, Montebello'nun onları satınalma fonları (Krens'in yine sözünü etmediği bir konu) ile birlikte listesinin en üstlerinde yer vermesi. Krens'in Montebello'nun tersine, başarılılığının ölçütü olarak koleksiyona neler kattığı konusunu da çok önemsemediği anlaşılmakta...
Thomas Krens:
* Şehirlerarası iletişim olanağı da olan çok iyi bir konum.(A great location with urban interaction.)
* Önemli Koleksiyonlar. (Great Collections.)
* Görkemli Mimari. (Great Architecture.)
* Görkemli bir özel sergi.( A great special exhibition.)
* İkinci bir görkemli özel sergi. (A great second special exhibition.)
* İki yerde alış veriş olanağı. (Two shopping oppurtunities.)
* İnternet aracılığı ile yüksek teknolojik yüzyüzelik.(A high-tech interface via the Internet.)
* Küresel bir ağ yoluyla ölçek ekonomileri.(Economies of scale via a global network:)
Philippe de Montebello:
* Önemli sanat yapıtları. (Great works of art.)
* İyi aydınlatma ve etiketleme ile zeki ve baştan çıkarıcı sunum.
* Nitelikli, halka yakın, duygulu küratörler.
* Kayda değer satınalma fonları.
* Pazarlama amaçlı kararlardan uzak bağımsız ve tutarlı kalabilmeye yeterli kaynaklar.
* Müzeye gönül vermiş mütevelliler. (Fully committed trustees.)
* Sanatı yargılamakta ve sunmakta uzmanlığa ve seçiciliğe inanan bir kadro.
* Fiziki olarak da entellektüel olarak- sanatı anlamayı ve deneyimi derinleştiren programlar ile- da ulaşım kolaylığı.
* Duvarların dışında da en son teknoloji aracılığı ile ulaşım kolaylığı.
* Sanatın bir deneyim olarak öneminin "bir agora olarak müze"yaklaşımından her zaman önde geldiğine sarsılmaz bir inanç ile bağlı olmak.
***
"S - Mr. Montebello, bir müzenin bütünlüğünü koruyabilmek için yeterli sermayesi olması gerektiğini söylemiştiniz. Bununla neyi anlatmak istiyorsunuz?
C - Pazara- yönelik olmak yerine misyona-yönelik kalabilmenin gerekliliğini anlatmak istemiştim. Birinin misyonu öncelikle eğitimseldir; halka popüler beğeniyi kepçe kepçe dağıtmak yerine, tanışık olmadığı sanat biçimlerini sunmayı öngörür, halkı müzeye çekip kasalarınızı doldurabilmek için bir başka Van Gogh Sergisini nasıl gerçekleştirebileceğinizi çözümleyebilmek için beyninizi zorlamanızı değil.
S - Sergi sponsorlarının kendi menfaatlerini gündeme getirdikleri durumlarla karşılaşıyormusunuz?
C - Bir sergi için sponsor bulduğumuzda sergi yola çıkalı çok olmuştur, ve sponsorsuz sergiler de açtığımız olur. 1997'deki Bizans sergisinde büyük zorlukla karşılaştık. Çalışmaya başladıktan bir yıl sonra Yunanistan'dan Alpha Credit Bank'ı bulmamaız bir şanstı.Ama bir sponsorun," Şimdi biz sponsor olduğumuza göre sanat yapıtları seçimi değişebilir; biz Renoir'dan hoşlanmıyoruz, Caillebotte'u istiyoruz." dediği bir durum anımsıyamıyorum...
S - New York Times'daki "Olması Gerekenlerin Listesi"nde iyi küratörlere olan mutlak gereksinimden söz etmiştiniz. Küratörün müzelerdeki rolünün tehlikede olduğunu düşünüyormusunuz?
C - Kesinlikle. Burada ise, ben burada olduğum sürece böyle bir durum yok, küratörlerimin de bunu onaylayacaklartını düşünüyorum. Bu kurumda küratörler gelişebilirler, geniş serbestiye sahiptirler ve neticede tatmin olurlar. Başka kurumlarda küratörün rolünün tanımı, kurumun işletme felsefesi("modus operandi"), hatta iş tarifi daha işletmeci bir işleve kaymakta olduğuna şüphe yok. Buralarda nesnenin önceliği , işletmenin önceliğine teslim olmuş durumda.
S - Bu ulusal bir durum mu, yoksa A.B.D. dışında da böyle mi?
C - Ben altmışlarda burada küratördüm ve benim şimdi küratörlerimden yapmalarını istediğim ve dünyanın her tarafındaki küratörlerin yaptıkları şeyler benden istenmezdi. Bir bütçe oluşturmak nosyonu bende hiç olmamıştı. Ben "kıdemsiz(junior) küratör" olarak bölüm başkanına giderdim, ve galerileri yenilemeyi veya küçük bir sergi yapmayı birlikte tartışırdık. Hiç bir zaman yönetime gitmedim vya kendi başıma kaynak yaratmadım, ki bunların ikisi de şimdiki küratörlerden istenmekte. Müzeler giderek daha büyük ve karmaşık oldular , ve kişisel hayırseverliğe ve pazardaki başarıya daha bağımlılar; dolayısıyla küratörler fildişi kulelerinden bütünüyle ayrılmak zorunda kaldılar. İyi küratörler hem akademik olarak kuvvetli, hem de dünyanın gerçeklerinden haberdar olmak zorundadırlar.
S - Bu iki kuvvetliliğe sahip insanları bulmak zor mu?
C - Çok iyi elemanları bulmak her alanda çok zor; ancak biz Met'de oldukça büyük bölümlerimiz ve çoğunlukla bölüm başına altı yedi küratörümüz olduğu için , bazı durumlarda çok bilim adamı tipli içe dönük bir küratörü arkadaşlarından bazıları onun gibi değillerse kaldırabilmekteyiz. Yalnızca bilimsel yaklaşımlı ve dünya ile iletişimsiz küratörlerden oluşan bir bölüm yokolabilir; çünkü onu destekleyen topluluklar ve arkadaşları yoktur. Küratörlerin koleksiyonerlerin bağış yapmalarını sağlamaları, ve hatta satınalmalar veya sergi yapmak veya yayınlar için para yardımı sağlamaları için çaba harcamaları da gerekmekte. Ancak bu benim de rolüm; Bir küratör bu konularda zorluk çektiğinde bana gelir ve ben o işi onun için veya onunla birlikte yaparım.
S - Üniversitelerin ve müzelerin daha fazla işbirliği yapmaları gerektiğini düşünüyormusunuz?
C - Daha fazladan neyi kastettiğnizi bilmiyorum. Üniversiteler ve müzeler zaten büyük çapta dayanışma içerisindeler. Örneğin, New York Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü ile resmi bir program ile yüksek lisans öğrencilerine küratöryel eğitim sağlamaktayız.
S - Küratörleriniz hakikaten müze dışına çıkıp ders veriyorlar mı?
C - Evet, küratörler ders veriyorlar , ben bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Aşırılığa kaçmadıkları ölçüde, bu onları alanlarının tepe noktasında kalmalarını sağlar. Ve biz de New York bölgesindeki bazı üniversitelerden ve Yale ve Princeton'dan öğretim üyelerini çağırmaktayız. Programları onlara önceden bildiriyoruz, ve onlar da gelip derslerini galerilerde yapıyorlar. Böylelikle Bizans Sanatı Sergisinde çok sayıda sınıfa burada öğretim yapıldı.
S - Herkes biliyor ki son on yılda müzelerin eğitim rolü büyük ölçüde genişledi, ancak iki örnek ile görülebileceği üzere ilgi çekici bir eğilim de var. Rijkmuseum (2) galerilerinin büyük bir bölümünü Hollanda tarihini anlatmak için düzenlemeye karar verdi; çünkü yöneticisi bunun artık okullarda öğretilmediğini ve halkın sanat tarihinin geri kalanını üzerine asabilecekleri bir omurga olarak da, öğrenmek için de bunun yararlı olacağını söylemekte. Benzer biçimde Londra'daki National Galeri'de Neil MacGregor İsa Peygamber'in kim olduğunu ve sanatta nasıl temsil edildiğini açıklamak için "Kurtuluşu Görmek"(3) sergisini düzenledi; çünkü artık söz konusu imgeleri halkın tanıdığını söyliyebilmek zor. Okul eğitiminde yeni politikalar sonucunda oluşan boşlukları doldurmakta müzelerin çare rolü üstlendiklerini görmeye mi başlıyoruz?
C - Bu bu ülkede ütopya olurdu. Rijkmuseum veya hatta National Galeri örneğinde - bunun Rijkmuseum'da çok daha açık biçimde yapıldığını düşünüyorum- devlet kurumlarından söz ediyorsunuz, ki bunların belli ulusal sorumlulukları var. Rijkmuseum; koleksiyonunda Hollandalı olmayan çok sayıda sanat eseri olmasına karşın, öncelikle Hollanda süsleme sanatları, resimleri, çizimleri ve benzerleri için bir inceleme merkezidir; bu nedenle belirli bir ulusal mecburiyeti vardır...Bu nedenle biz müzenin düzenini bir tür sosyal program için değiştirmek yerine, eğitsel programlarımızın metodolojilerini yerleştirmelerimize uyarlamasını yeğlemekteyiz. Met'in devasa ve ansiklopedik kapsamı nedeniyle başka bir yaklaşım pratik olmaz. Ancak biz Amerika'da olduğumuz için Amerikan Kanadında Birleşik Devletler'in kültürel tarihini de ele alan küratörlerden esinlenilmiş, didaktik, eğitim programları daha çok var.
S - Ziyaretçilerinizin hangi alanda daha bilgili ve hangi alanda eksik bilgili olduklarını gösteren anketler yaptınız mı ? Bazı eğilimler sezinlediniz mi?
C - Ben anketlere çok inanan birisi değilimdir. Biz bu şehrin ekonomik gelişimine yaptığımız katkıyı gösterebilmek için çok sayıda anket yapmaktayız; çünkü biz aynı zamanda kentten fonlar kullanan bir bölümü belediyeye ait bir müzeyiz. Ancak bütüne bakıldığında, yöneticilerin ve küratörlerin periyodik olarak galerileri gezmelerinden, gelen insanları gözlemlemelerinden daha iyi bir değerlendirme yolu olmadığını düşünmekteyim. Mısır Sanatı Kanadında İslam Sanatı Kanadından daha çok ziyaretçi olduğunu bilmem için bir ankete gereksinimim yok. Ben insanları dinlerim, bir odaya girdikleri zamanki davranışlarına bakarım: en ortadaki resme mi, köşedekine mi gittiklerine...
İnsanların müzede ne istedikleri konusunda oldukça iyi bir duygumuz var. Bunun önemli bir bölümünü oto-rehberlerden(4) alırız: hangilerini aldıklarından, nerede fişi taktıklarından ve nerede takmadıklarından. İzleyici kitlemizin zevkini bilmemiz ve gereksinmelerini genişletmemiz lazım, zaten Metropoliten Sanat Müzesi'nin izleyicileri genelde büyük ölçüde sofistikedir ve geri dönüp yeni kültürleri ve yeni sanat biçimlerini de keşfederler.
Sırlarımızdan biri özel sergiler için ücret istemememiz, bu da insanların bir sergiyi görmek için birkaç kez gelebilmelerini sağlamakta. Eğer biz büyük özel sergiler için ücret alsaydık yalnızca bir kez geleceklerdi; ve bizim sergilerimiz tüm müzenin mekanizmasının içine yuvalandıkları için X sergisine giderken Eski Ustaların Çizimleri veya bir başka galeriden geçersiniz.
S - Bu politikayı sizin başlattığınızı anımsıyorum; bunun iyi işlediğini düşünüyormusunuz?
C - Evet çok başarılı oldu.
S - Bunu rakkamlarla kanıtlayabilirmisiniz, yoksa sadece bir duygu mu?
C - Bir duygu. Öncelikle bu ekonomik bir karar değildi. Apaçıktır ki ekonomik bir karar fiyatı arttırmak olurdu, tümüyle kaldırmak değil. Bu çok daha uygar bir atmosfer yaratmaya yönelik bir karardı, ve özel bir sergiye müzenin koleksiyonunun üzerinde prim vermeyi de önlemeyi amaçlıyordu. Çünkü "Met", hiç özel sergi olmasa da, yine ziyaret edilmeye değer. Ek ödemeler veya yüksek ücretler ve özel sergilerin önceden alınan biletleri halkı olaya-endeksli kılmakta.
S - Sizin modern ve çağdaş sanat koleksiyonlarınız ile MoMA'nın, Guggenheim'ın ve Whitney'inkileri karşılaştırırmısınız?
C - New York yirminci yüzyıl veya yirmibirinci yüzyıl üzerine şaşırtıcı biçimde çok çeşitli ve öğretici bakış açıları sunan bir kent. Whitney, Guggenheim, Modern, Brooklyn ve bizimki gibi çok sayıda kurumun - yalnızca en büyük olanlarını sayarsak- günümüze dek yirminci yüzyılı değerlendirmekleri, izleyiciye hem sanatçı seçimlerinde hem de sunum tarzlarında farklı yorumlar görebilme şansını vermekte. MoMA işleri kronolojik sıra yerine temalara göre gruplandırmayı denemekte, örneğin insan figürü gibi. Met genellikle sanatı koleksiyonlara göre gruplandırmakta. Sonra da farklı alımlar yapan ve onları değişik biçimde sergileyen küratörlerin eğilimleri söz konusu. Ben tüm bunların yararlı ve birbirini tamamlayıcı olduğunu düşünüyorum.
Ben burada Met'de yirminci yüzyıl ve çağdaş sanat olmasının kuvvetinin, onda sanat tarihinin devamlılığını görmemizi sağlaması olduğunu hep ileri sürdüm, tartıştım.
S - Şimdi binanızın dolu olmasından dolayı bir sorununuz var; ancak merdivenlerin altında yeni yerler keşfettiğini duymaktayım.
C - Çok fazla bir yer değil. İçinde oturduğunuzdan daha küçük bir oda; ancak Kipti (5) sanatını orada sergileyebileceğiz. Aydınlıkları kullanarak ve daha bir sürü yaratıcı yol ile müze kübünün içerisinde başka mekanlar elde etmeye çalışıyoruz.
S - İki milyon fut kare(6) alanınız var; binadan daha ne kadar alan elde edebileceğinizi düşünüyorsunuz?
C - 200 000(7) kadar daha elde etme olasılığı var; ki bu da oldukça bir alan, ama tek parça olarak değil.
S - Ama bu özellikle modern ve çağdaş sanatlar söz konusu olduğunda bir sorun, çünkü bunlar büyük boyutlu olma eğilimindeler; ancak çağdaş kalabilmek için de satın almayı sürdürmek zorundasınız.
C - Bu doğru, ve en büyük meydan okumalardan birisi de modern sanat hakkında gelecekte ne yapmak gerektiği. Daha seçici olmak ve yirminci yüzyıl sanatını nasıl temsil edeceğimiz konusunda bazı kararlar almamız gerebilir.Toplama ve sergileme alışkanlıklarımıza farklı bir tanımlama bulmamız lazım.
S - Bunun yakın zamanda olacağını düşünüyormusunuz?
C - Oldukça yakın bir zamaanda bunun olması lazım.Şimdilik bunu söylemekle yetineceğim.
S - Yöneticiliğiniz dönemi içerisinde müzenin bu konumundan başka bir yere gitmeyi öngörmediğinizi söylemiştiniz?
C - Düşünmüyorum. Met'in gücü herşeyi bir çatı altında buılundurmasından kaynaklanmakta.
S - Rolleri hakkında sizin gibi düşünen yeni kuşak müze müdürleri olacağını düşünüyormusunuz?
C - Umarım. Kendimi soyumun son üyesi gibi hissettiğim anlar olduğunu söylemek zorundayım. Ben kendime bir hedef koyup devam ediyorsam, bir şeyi sürekli kılmayı çok sevdiğimdendir. Tarihe inanan bir kişi olduğumdan ve olanları gözlemlediğimden, genç kuşakda da benim gibi olan müze küratörleri ve yöneticileri olduğunu söyliyebilirim, dolayısıyla çok kötümser bir tanıda bulunmak istemem.Bugün yaptığımız şeyler çok daha zor çünkü izleyici kitleleri çok daha büyük ve istekleri kuvvetli biçimde belirginleşmiş durumda. Paraya ve hızlı havaya sokmalara alıştırılmış bir halk için sürekli heyecan yaratma gereksinmeniz var: bu müzeler için paradoksal ve kendi içinde çelişkili bir durum. Ben buradaki küratörlere bakıyorum ve çoğu hala doğru şeye inanan iyi insanlar. Bu bir mücadele ve eskiden bir mücadele değildi. Eskiden bunların önemli şeyler olduğu zaten bilinirdi.
Müze yöneticileri ve küratörler için bir sorun da müteveklli heyetlerini bilgilendirmektir. Benim heyetim büyüktür, yirmi dört kişi; ve onlar çok işletme mantığı ile olaya bakıyorlarsa şikayet etmeden onları kazanmak, olaya inanmalarını sağlamak benim sorumluluğuımdur.
S - Başardığınızı düşünüyormusunuz?
C - Başlangıç için çok çok iyi ham maddemiz vardı. Çok şanslıydık. Küratörler düşüncelerini getirirler ve onları sunarlar. Yakın zamandaki bir satın alma sunumunda iki küratörüm "siyah-kravat" bir topluluğa seslendiler. Ben ön planda değildim ve mütevellilerimiz anladılar ki kurumun akademik tarafı, iyi küratör , en iyi değerimizdir. O bir Caracci'yi teşhis edebildiği için 1,5 milyon USD yerine 15,000 bin USD'a alabilir. Küratörlerin uzmanlığının ve gustosunun yeri başka hiç bir şey ile doldurulamaz."(8)
***
Yukarıdaki düşünceler eşliğinde ülkemizdeki durumu incelediğimizde, önemle üzerinde durulması gereken iki nokta; "müzelerin görsel eğitime katkıları"nın tüm dünyada yaygınlaşması ve tartışılmaz bir olgu olarak okulların programları ile bütünleşmekte olması ve "küratörlerin olağan müze hizmetleri kapsamında da, yeni yüzyılın gerektirdiği ek beceriler açısından da ve bu yeni eğitim rolünün gerekleri açısından vazgeçilmezlikleri" olmakta. Nitelikli ve çarpıcı yapıtlar ve müze yapısı, yeni teknolojilerden yararlanmak da gündemdeki diğer konular; ne var ki bu ikinci saydıklarımız planlama ve finansmana bağlı olaylar , bir kaç yılda bir batık bankalara 6-7 milyar dolar kaptıran Türkiye için de kültür alanına yapılacak yatırımlar çok da ayırılamaz meblağlar değil. Ancak toplumun görsel eğitimine sınıf atlatacak eğitim programlarını oluşturmak ve bu işleri gerçekleştirecek küratörleri yetiştirmek çok daha önceden harekete geçmeyi gerektirmekte. Halbuki bugün hala öncelikle üstünde durulan arsalar, binalar ve parasal kaynaklar... Yapıtları ve onları değerlendirecek ve topluma sunacak insanlara yönelik bir alt yapı hazırlığı ne yazık ki yok, veya olanları da yaşatmak için çok fazla bir çaba gösterilmemekte...
Yapıt biriktiren kurumlarımızın ve kişilerimizin bir kaç yıl sonraki sanat programı hedeflerine göre gereksinim duyacakları insan malzemesine de şimdiden yatırım yapmaları en önemli önceliklerden biri olarak gözükmekte. Onun ötesinde oluşturulacak "çekirdek bir küratörler ekibi" geleneksel medyayı ve internet teknolojisini kullanarak toplumumuzun görsel eğitimine en azından bir kaç basamak atlattırtacak önemli katkılar yapabilir. Battal, ölü binalar yapıp sonra kara kara düşüneceğimize, söylemimizi ve onu dayandıracağımız yapıtları bulup toplumumuzla bir an önce paylaşmak zorundayız. Bugün toplumumuz yoksun kaldığı, yaşamına boyut katabilecek ne gibi güzelliklerden yoksun kaldığından bihaberdardır. Öncelikle onu görsel hazinelerimiz hakkında en kestirme yollardan bilgi sahibi kılmalıyız ki, o daha fazlasını istesin, ve de bügün onları futbola ve üç beş muganniyeye mecbur eden politikacılar ve medya köşeye sıkışsın... Zaten sayısını şaşırmaya başladığım bu yoldaki yazılarımın da amacı yalnızca bu...
Haşim Nur Gürel
29 Temmuz 2000
(1) İngilizce "great" kelimesinin karşılığı olarak kullanılmıştır, ancak "great" çok daha fazla anlamı içermekte.
(2) Amsterdam, Hollanda'daki devlet müzesi.
(3) "Seeing Salvation".
(4) "autoguides".
(5) "Coptic": Mısır yerlisi Hristiyan.
(6) Yaklaşık 180 000 metrekare.
(7) Yaklaşık 18 000 metrekare.
(8) Anna Somers Cocks'un röportajı, The Art Newspaper No.105, Temmuz-Ağustos 2000
|
 |