Türk Resmi Seçkisi   

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

Tartışma Dosyası   


( Müze Dosyası )   

İstanbul Bienali Dosyası   




"Müze Girişimcileri"(1)nin Amansız Yarışı...!!!

Türkiye'nin gözlemlediğim bir özelliği de ; sorunların,konuların ve gereksinmelerin biriktirilerek,ertelenerek ve yozlaştırılarak "patlama noktaları"na veya "görmemezlikten gelinemeyecek noktalara" ulaştıklarında , yine "Alla Turca" çözümlerle çözümlenilmeye çalışılması olmakta..Doğal olarak , plansız,programsız, hazırlıksız bu operasyon anlarında ülkemizde hiç bir zaman eksikliği çekilmeyen "her yerde hazır ve nazır " ve " kıymetleri kendilerinden menkul" insanlarımızın devreye girmeleri ile toplumun önemli eksikliklerini giderme yönündeki çabalar bambaşka platformlara da çekilebilmektedir... 1997 başindan beri sürdürdügüm yazilarimla(1) ülkemizdeki "Güzel Sanat Müzeleri"(2) konusundaki yetersizliklere ve yurtdişindaki her ölçekteki ülkedeki uygulamalara ve yaklaşimlara farkli bakiş açilari ile deginmeye çaliştim; "Millenium"a bir kaç aylik bir sürenin kaldigi şu günlerde sevinerek görmekteyim ki,toplumumuzun bir çok köşesinde "Müze" konusunda küçümsenmemesi ve karalanmamasi gereken ciddi girişimler birbiri ardindan netleşmekte ve kendilerini toplumlarina duyurup destek aramaktalar... "Çağdaş Sanat Müzesi" konusundaki ilk girişimlerden on yıl sonra (3), sayısız tartışma, yarıda kalmış girişim ve gizli gizli koleksiyonlarını oluşturan kimliklerin sarmalında geçen, "verimsiz görünmesine karşın,yaşanması gereken bir on yıldan sonra"; "Görsel Sanat Müzeleri","Çağdaş Sanat Müzeleri","Sanat Müzeleri" olayında "Yeni Bir Aşama"ya geçildiğinin işaretlerinin yoğunlaşmaya başladığının altını çizmek istiyorum....

Beş ayrı kesimden "Müze Girişimleri"haberleri almaktayız :

1 - "Devlet Üniversiteleri"nin Girişimleri . ( Medyada en çok yer alan projelerden birisi bu gruptaki "Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi"nin "Müzesini Düşleyen Sergi" atilimidir..)

2 - "Özel Üniversiteler"in Müze Girişimleri. (Devlet Üniversitelerinin toplumun,iş dünyasinin ve çagin gereksinmelerini karşilamamasi sonucunda, "Yüksek Ögrenim Alani" ndaki son on yilda özel üniversite yapilanmalari önemli bir gelişim göstermiştir.Koç,Sabanci,Yeditepe,Bilgi,Galatasaray gibi olgularin bazilarinin güzel sanatlar alaninda müze girişimleri düşündükleri dile getirilmektedir.)

3 - İş dünyasından Kurumsal Müze girişimleri.( Yüzelli yıllık Türk Resim Sanatı birikiminin önemli bir bölümünün çeşitli bankaların ve kurumların koleksiyonlarında saklandıkları bir vakıadır ; bu kurumların bir bölümünün bu koleksiyonları toplumları ile paylaşmaya yönelik müzeler hedeflediklerini bilmekteyiz.)

4 - Yerel Yönetimlerin Sanat Müzesi girişimleri. (18 Nisan 1999 seçimlerinde seçilen Istanbul'un iki ilçesinin belediye başkaninin ve Anadolu'daki en az bir büyük şehir belediye başkaninin - önümüzdeki beş yillik dönemde gerçekleştirilmek üzere -, çagdaş sanat müzesi projeleri oldugunu bilmekteyiz )

5 - Vakıfların Müze girişimleri. (Müze yapabilmek için devletten mevcut binaları veya arsaları talep edebilmek için vakıflar oluşturan çeşitli toplulukların çabalarından sözedebiliriz...Ankara'da bu yönde somut örgütleşme çabalarından haberler alınmaktadır...)

Esas olarak yukarıdaki beş ana grupta incelenebilecek olan bu girişimlerin tümünün dikkat etmesi gerektiğini düşündüğüm bazı sorunlara değinmeden önce plastik sanatlar alanında jürilerde, yarışmalarda, müze girişimlerinde sorumlulukların önemli bölümünün üniversite öğretim üyeleri kadrolarına devredilme eğilimine ilişkin bir genel değerlendirme yapmak istiyorum.Her kesimden müze girişimcilerinin tüm sorumlulukları bu kadrolara emanet etmelerinin sakıncalarını çok geç olmadan dile getirmeyi bir gereklilik olarak görüyorum...

1980 sonrası YÖK uygulamaları ile ülkemizin her köşesinde çok sayıda yeni üniversite oluşumu gerçekleştirilmiştir; bunların önemli bölümünün gerçek üniversiteler olarak nitelendirilemeyeceği konuya yakın herkesin bildiği bir gerçektir.Ne var ki, kuruluş kanunları olan ve kadrolara ve bütçelere sahip olan olan bu bürokrasilerin bazıları bugün toplumun en çağdışı kesimlerinin örgütlendiği odaklara dönüşmüşlerdir. Bilimsel ve sanatsal yeterlilik ve yeteneklilik yerine bambaşka niteliklerin yeğlendiği bu ortamın üyeleri giderek kararan bir genel tabloya işaret etmektedirler.Ülkemizin üniversiter sisteminde bu anlamda dayanışan bir kitlenin "bilimsel yetersizlik ve görevlerini yerine getirmeme " gibi denetim araçları ile geliştirilemeyeceği,ayıklanamayacağı ve yetkinleştirilemeyeceği kesindir.Böylelikle "dost" bir üniversite ortamına sızabilenler, 65 yaşına kadar kadrolu olarak,bu yaştan sonra da anlaşmalı olarak - ölene dek,eğer isterlerse - o bünyeden kopmamayı başarabilmektedirler. Bu öğretim üyelerinden "bilgilerine ve yeteneklerine güveni olmayan" bazıları kendilerine asistan seçerek yeni kuşak öğretim üyesi kadrolarını oluştururlarken, kendi konumlarını bozmayacak,etkilemeyecek kimlikleri yeğlemektedirler.Bunun sonucunda "kan değişimi olanakları" da olmayan bu sistemde ( Kan değişimini sağlayabilecek , örneğin ABD''deki uygulamalar gibi - yıllık veya iki yıllık anlaşmalar -, ile olabilmektedir; ve bu sistemde söz konusu kimse yalnızca o üniversitede görev yaptığı sürelerde titrini kullanabilmektedir.) öğretim kadrolarının nitelikliliği giderek sulanmaktadır.Zaten yeni üniversitelerin kurulması sürecindeki yetişmiş öğretim üyelerinin dağıtımını da düşünürseniz, devlet üniversitelerindeki eğitim yetersizliğinin başlıca nedenini de ortaya çıkarmış olursunuz.Bu genel ortama son dönemde daha iyi olanaklar sunan özel üniversitelerin çekim güçü de eklenmiştir; sonuç olarak eğitim bürokrasimizde şatafatlı titrlerine karşılık nitelikleri tartışmaya açık bir hiyerarşinin varlığından söz edebiliriz; özveri ile çalışan ve bazı öğretim kurumlarımızı ayakta tutan azınlıkta olan saygın bilim ve sanat adamlarımızın yukarıdaki ağır yargılardan özenle ayrı tutulmaları bir zorunluluksa, bu kurumları yozlaştırmaya ve yoketmeye meyilli bu gelişimi teşhir etmek de bir görevdir.

Özellikle sanat gibi ülkemizde yaygın toplumsal eğitimin olmadığı bir alanda, yukarıda sözünü ettiğimiz tarz olumsuzlukların gölgesinin düşüşü çok daha vahim olabilmektedir; çünkü özellikle sezgilerin ve duyarlılıkların yakalandığı bir alan olan plastik sanatlarda seçkin ile sıradanın, özgün ile taklitin, yaratıcı ile ikinci elin ayırımı çok daha zordur (Ve hatta döneminde bazen olanaksızdır; ve ancak belli bir süreden sonra sağlıklı değerlendirmelerin yapılabilirliği söz konusudur ! ), özellikle bağımsız eleştirinin kurumsallaşamadığı ve sürekliliğinin güvenceye alınamadığı bir ortamda ... Ne var ki, yokluğundan yakındığımız - "MÜZELER ZİNCİRİ" VE "KÜRATÖR SİSTEMİ" gibi - bazı olguların olmamasının getirdiği kazanımlar da söz konusudur; yaşamın her alanında ve anında olduğu gibi, her olumsuzluğun,- farklı bir bakış açısıyla - olumlu olarak değerlendirilebilecek yönleri de vardır. Şöyle ki :

1 - Tutucu "Müze Bürokrasileri"nin olumsuzluklarından (Ülkemizdeki heer bürokrasinin "iş yapan yetenekli ve yaratıcı insanlar " yerine "ülküdaş yandaş depoları" olarak değerlendirildiğini bilmemeiz nedeniyle...) ve yanlış yönlendirmelerinden vareste olmak. ( Yurtdışından bir örnek vermek gerekirse, Fransa'nın - özellikle taşra müzelerinin kadroları açısından-, bu yönde benzer eleştiriler vardır...)

2 - Yanlış alımlarla doldurulmuş "Niteliksiz Müze Koleksiyonları"nın olumsuz etkileri ile yanlış yönlendirmelere neden olmamak...

Yaşanmiş insan deneyimlerinin, duyarliliklarinin, emeginin, yeteneginin en siradişi örneklerinin sonraki kuşaklarca paylaşilkabilmesinin araci olan "Müzeler"in "OLUŞUM" ve "TOPLUMU ETKILEME" süreçlerinde "BAGIMSIZ ELEŞTIRI" ve "UZMAN YORUMLAMA VE SUNMA"(Küratör Katkilari ) olmazsa olmaz zorunluluklardir. Nitelikli bir koleksiyonun varolabilmesi için "OLMAZSA OLMAZ KOŞUL" nitelikli sanat yapitlarinin seçilebilmesi sürecini olgunlaştiracak olan ELEŞTIRMEN ve KÜRATÖR etkinliklerinin nitelikli ve yeterli düzeyde olabilmesidir.
Ülkemizde nitelikli sanat yapıtları üretilmektedir ; ancak onların yanısıra onlarca katı kadar da kalıcılık değerleri tartışmalı taklit,özenti,amatör işler de üretilmektedir. "SIRADIŞI"nın, "AYKIRI"nın, "SEÇKİN"in, "ŞAŞIRTICI"nın, "BAŞYAPIT"ın ayırımını yapıp, toplumu bilinçlendirecek "ELEŞTİRMEN" ve "KÜRATÖR" kimlikleri ise nicelik ve nitelik olarak henüz yeterli değillerdir...Ancak farklı çevrelerden "BOŞLUĞU" doldurma çabaları vardır...

Böyle bir ortamda her kesimden "MÜZE GİRİŞİMCİLERİ"nin kaçınması gereken "TUZAKLAR" olarak akla gelenler şunlardır :

1 - Yukarıda değindiğimiz "ÜNİVERSİTE BÜROKRASİLERİ"nin denetimine terkedilmiş "MÜZE OLUŞUMLARI" nitelikli veya niteliksiz hemen hemen tüm kurum bürokrasilerinin ve onların yakınlarının müze koleksiyonlarında ağırlıklı olarak temsil edilmelerinin yolunu açacaktır.Böyle bir yaklaşımda, "NİTELİK" yerine "KİŞİSEL İLİŞKİLER" ve "DAYANIŞMALAR" bazında seçimi yapılacak koleksiyonlar söz konusu olacaktır. "ÜNİVERSİTE MÜZESİ" girişimleri kendilerini bu "ŞAİBE"den kurtarmak istiyorlarsa, "SEÇİCİ KURULLARINI"(Akademik jürilerde yaptıkları gibi...) kendi bünyeleri dışındaki "BAĞIMSIZ" VE FARKLI " kesimlerden bilgi ve uzmanlık odakları ile oluşturmak zorundadırlar.

2 - "Müze Yönetim Kurulları"nda "YARATICI","GÜÇLÜ" ve "SEZGİLİ" kimlikler bir araya getirilmelidir; yani, tartışılmaz duayen sanatçı kimlikler, önemli mimar kimlikler, toplumun (Özellikle iş dünyasının ) saygın ve mesen yaklaşımlı insanları, küratörler ve eleştirmenler...

3 - Yapılan her işlemin, seçimin, kararın sorumluları net olarak toplumun bilgisi dahilinde olmalıdır.Alınacak tek yapıtın da, düzenlenecek serginin de, müze yapısının mimarının seçiminin karaının altındaki imza veya imzalar da, anlaşma koşulları da saydam ve net olmak zorundadırlar.Toplumun eğitimi için toplumun kaynakları kullanılırken topluma hesap verilmesi ve herkesin düşüncelerinin ve kararlarının ardında durması "NETLEŞMELERİN ANCAK ZAMAN İÇERİSİNDE OLABİLECEĞİ BU ALAN" için önemli zorunluluklar olarak ortaya çıkmaktadırlar...

4 - Türkiye "MÜZE GİRİŞİMİ ALANINDA" kendine özgü modeller geliştirmek zorundadır.Bu modelde eğitim,finansman, örgütlenme ve koleksiyon birikimi birarada, eş zamanlı ve eş güdümlü olarak içiçe olmak ve birbirlerini besleyen ve destekleyen profesyonel bir işletme mantığına kavuşturulması önkoşul olmalıdır. Tartışmanın, uzlaşmanın, kaynakların biraraya getirilmesinin ve toplumun farklı kesimlerini biraraya getirip uzlaştırıp birlikte iş yaptırarak, sanatı yaşatarak eğitmenin çok boyutlu sürecinde hatalar yapılsa da, bu tarz ortak hataların yükü paylaşılarak ortak deneyimlerin zenginleşmesi sağlanabilecektir.

5 - Sanatın, Yaratıcı Eylem'in,Eleştiri'nin "Öznel Boyutu"nu yoksamak olanaksızdır.Bu nedenle yine de "MÜZE GİRİŞİMLERİ"nin başarısı biraraya getirebilecekleri kadroların ne denli bu özelliklere haiz kimlikleri biraraya getirebileceklerine büyük ölçüde bağlıdır.

6 - Uluslararası platformlarda kabul görecek bir yetkinlik başarısı yakalanması çeşitli "MÜZE GİRİŞİMLERİ"nin kendilerini sınamalarının "NESNEL DENEYİ" olacaktır.

Yazımızın başlığında değinmek istediğimiz "AMANSIZ YARIŞ" deyimi hem "MÜZE" konusundaki geçikmişliğimize ironik bir değinmeyi hedeflerken, hem de gerçekten önümüzdeki bir iki yıl içerisinde kapılarını açabilmeyi başarabilecek ilk yeni "SANAT MÜZE"sinin avantajlarına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.Özellikle,

A - Sanatçılardan Yapıt Bağışları ( Arşiv ve döküman malzemesi de...),
B - Sponsorluk katkıları,
C - Sınırlı yetişkin kadrolar
gibi konularda "FIRST COME FIRST SERVE"( 4) deyimine uygun olarak Türkiye'de bir ilki gerçekleştirecek "MÜZE GIRIŞIMCISI" bu üç alanda da en seçkin katkilara ulaşabilmek açisindan öncelikli bir konuma sahip olacaktir.Sonraki, arkadan gelen girişimcilerin işi,- ilk örnegin deneyimlerinden yararlanabilecekleri için kolay - ancak onun prestijinden ve rakipsiz konumundan yoksun olacaklari için de o denli zor olacaktir.

Haberdar olduğumuz 7-8 müze girişiminin hepsinin başarı ile gerçekleşmesini ve çok ihmal edilmiş "MÜZE"- PLASTİK SANATLAR MÜZELERİ-, konusunun farklı alanları ele alan yaklaşımlarla toplumumuzun sanatsal yaratıcılıklarının kapsayıcı bir perspektifini verebilecek bir bütünlük içerisinde oluşmasını dileyelim. Ve ilk resim ve heykel müzemizin kuruluşundan 62 yil sonra ve "Çagdaş Sanat Müzesi" ne yönelik ilk girişimlerden 10 yil sonra farkli girişimcilerin projelerinin yariştigi bu ortamin - bu rekabet ortaminin- 21. yüzyilin müzelerinin daha nitelikli olarak gerçekleştirilmelerine katki saglayacagini ve bu oluşum sürecinin halkimizi her bakimdan egiterek, tüm bu müze oluşumlari için olmazsa olmaz bir zorunluluk olan, "MÜZE IZLEYICISI" kitlemizi yayginlaştiracagini umalim...

Haşim Nur Gürel
6 Mayıs 1999


(1) Bu yazıların önemli bölümü "MUHAYYEL MÜZE" adlı kitabımda biraraya getirilmişlerdir. ( Sevimce Sanat Galerisi Yayınları No: 5, 1998.)
(2) Ülkemizin sanat eğitimi veren devlet okullarını tanımlamak için bu twerim kullanılmaktadır.
(3) Beral Madra;"Çağdaş sanat açısından İstanbul bir "yoklar" metropolüdür.","Dosya:Çağdaş Sanat Müzesi". ARREDEMENTO/DEKORASYON Dergisi, 1997 Ocak Sayısı,sayfa 94.Dosya kapsamındaki makalesinde Sn.Madra , kendi bilgilerine göre, "Çağdaş Sanat Müzesi" konusundaki ilk toplantının Ocak 1989'da Ramada Oteli'nde yapıldığını dile getirmekte...
(4) "İlk gelene ilk hizmet edilir" olarak çevrilebilecek bu ingilizce deyimin, Türkçede karşılığı "Tekkeyi bekleyen çorbayı içer" veya "İlk gelen çorbayı içer" şeklindedir...



Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası