Türk Resmi Seçkisi   

Dönemsel Sergiler Dosyası   

  Eleştiri & Tez Dosyası   

Tartışma Dosyası   


( Müze Dosyası )   

İstanbul Bienali Dosyası   




Muhayyel Müze

1. İNSANLARIMIZA, RESİM BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜM PLASTİK SANATLARIMIZI SEVDİRECEK,
2. GÖRSEL SANAT EĞİTİMİ YAPAN ÖĞRENCİLERİMİZİN PLASTİK SANATLARIMIZIN BÜYÜK USTALARININ YAPITLARINI İNCELEYEREK KENDİ YOLLARINI BULMALARINI SAĞLAYACAK,
3. ÜLKEMİZE GELEN, DÜNYANIN HER YÖRESİNDEN YABANCILARA, GÖRSEL SANATLARIMIZ ARACILIĞI İLE ÜLKEMİZİ, İNSANLARIMIZI, ONLARIN DÜŞÜNCE VE DUYGU DERİNLİKLERİNİ VE ZENGİNLİKLERİNİ BİRKAÇ SAATLİK BİR SÜREDE AKTARABİLECEK, BİR "MÜZE"YE GEREKSİNMEMİZ VAR...

***

RESİM, HEYKEL, SERAMİK sanatlarının yanısıra KARİKATÜR ve GRAFİK (1) dallarının her dönemdeki en yetkin ürünleri ve dönemlerinin yaşantısı ile içiçeliklerini vurgulayan ve belgeleyen net ve araştırmacı bir yaklaşımın organize ettiği dönemsel salonlar veya sergiler dizisinin oluşturacağı, "GÖRSEL TARİHİMİZİN KALICI ve CANLI BELLEĞİNİ OLUŞTURACAK BİR YAPILANMA"nın özlemini çekmekteyiz. Örneğin ilginç bir karşılaştırma, her yılın "Devlet Sergileri"nde ödüllendirilen resimlerin hangileri oldukları ile bugün bizim önemsediğimiz aynı yıl ürünü resimlerin kafa kafaya tokuşturulmaları olabilir. Bunun eksiksiz ve doğru yapılabilmesi için tüm resmi ve özel koleksiyonlardaki önemli resimlerin küratör, sanat tarihçisi ve eleştirmenlerden oluşacak yetkin bir ekibin elinin altında olması zorunludur. "Merkezi Bellek Arşivi" bunun gibi araştırmalar için elzemdir...

***

1937 yılında, her ülkede olduğu gibi, en üst düzeyden bir siyasi iradenin -MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ün- önermesi ve takibi ile gerçekleştirilen "İstanbul Resim ve Heykel Müzesi"nin yukarıda saydığımız beklentilerle çakışamayıp o günden bugüne canlı bir gelişim gösterememesinin nedenleri bugüne kadar derinlemesine ve etraflı olarak incelenmemiştir. "YENİLER GRUBU"nun "D GRUBU" ressamlarının sergileri için, halkı resimden soğuttukları ve kopardıkları görüşlerini dikkate alırsak, 1933'deki ilk sergilerinden sonra Akademi'de, İ.R.H. Müzesi oluşumunda ve Ankara'daki kilit bürokratik mevkilerde ağırlık kazanan bu grubu müzeyi kendi çıkarları doğrultusunda kullanmakla suçlamak kabildir. Müze koleksiyonundaki D Grubu ressamlarının yapıtlarının sayıları ise, bu iddiaların somut delilleri olarak ancak 60 yıl sonra yayınlanabilen "Müze Kataloğu"nda yer almaktadır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1937'de İ.R.H.M.'nin açılmasından sonra yazdığı bir yazısında müzeye konulmak üzere çala fırça büyük ebatlı tuvaller çırpıştıran bazı arkadaşlarının şimdi o yapıtlarından pişmanlık duyduklarını düşündüğünü yazar. Müze'nin uzun yıllar kapalı kalmasında, dinamik, halkla bütünleşen bir konuma getirilmemesinde, bürokrasisine egemen "D Grubu" ressamlarının -nesnel ölçütlerle değerlendirildiklerinde- kendilerinden önceki kuşakların ressamları ile karşılaştırılıp beğenilmeme korkusunun olduğu çoğu kez dile getirilmiştir. Aradan 60 yıl geçtikten sonra bağımsız eleştirmenlerin, halkın ve müzayede evlerinin yargısı da aynı yöndedir. D grubu ressamları (2) hiç bir zaman ne ilk kuşak ressamlarının, ne Çallı kuşağı ressamlarının, ne Müstakillerin, ne de sonraki kuşakların Yeniler ve Onlar Gruplarının bazı üyelerinin performanslarına yaklaşamamışlardır (3). Bu koşullarda yapıtlar, kuşaklar, ressamlar arası karşılaştırılmaların yapılma ve akla karanın ortaya çıkma yeri olan Müze'nin halktan koparılması ve toplumla bütünleşmesi yönünde çaba gösterilmemesi manidardır.

***

60 yıl sonra bugün olduğumuz noktanın çok farklı olduğunu söylemek ne yazık ki oldukça zordur. Görsel Sanatlar günümüzün sihirli gücü "MEDYA"nın ilgisine ne yazık ki bugün de mazhar olamamaktadır. Medya'nın baş tacı olan "FUTBOL" giderek soysuzlaşan ve yozlaşan "GEYİK MUHABBETİ" deyimlerinin çeşitlenmesinin dışında kalıcı hiçbir şey üretmeden bu toplumun boş zamanlarını ve "İŞ DIŞINDA HARCANACAK" kaynaklarını tüketmektedir. 20 yaşlarındaki futbolcular yılda birkaç "MİLYON DOLARA" 40/50 maç oynamak üzere anlaşmalar yaparlarken, eski dansöz-yeni süperstarlar bir "extra"ya 20-30 bin USD alırlarken; bu ülkede en pahalı resim yapıtları (Osman Hamdi Bey) sadece bir kaç milyon dolar; en ünlü çağdaş sanatçıların yılda birkaç tane üretebildikleri büyük boyutlu yapıtları ise 10-20 bin USD dolar aralığındadırlar. 70-80 yaş kuşağındaki "DUAYEN RESSAMLARIMIZ"ın yapıtlarına galerilerde veya müzayedelerde 2-6 bin USD dolar aralığında rastlamak ve sahip olmak 1998 yılında hala olası iken, en genç kuşak ressamlar da büyük boyutlu yapıtlarını 1-2 bin USD aralığında satmaya çalışmaktalar ve bu nedenle de zorlanmaktadırlar. Çallı Kuşağının, Halil Paşa ve Hoca Ali Rıza gibi toplum ile iletişimi her devirde iyi olmuş ressamların orta boy yapıtları ise, (54/73-60/80 gibi) resmin niteliğine göre 50 ila 250 bin USD arası fiatlara ulaşabilmekte iken, Fikret Mualla ve İbrahim Safi gibi üretkenlikleri ile kendilerini piyasaya kabul ettirmiş ressamlarımız, "ALBENİLİ, NOSTALJİK" konulu yapıtları ile müzayedelerde zengin hanımefendileri kapıştırarak 50 ila 90 bin USD'lık fiatlara ulaşabilmektedirler. Tüm bu dengesizliklerin ve zigzaglı fiatların en önemli nedenlerinden birincisi bankaların ve önemli kurumların sanat pazarına, piyasasına önem vermemeleri, "MÜZE" kuracakları veya "MEVCUT MÜZE YAPILARI"na katkıda bulunacakları yerde "GALERİCİLİK OYNAMALARI"dır.

***

Rahmetli Kemal Tanındı 1975'lerde Künmat Galerisi'nde Burhan Uygur'un ilk önemli sergisini açarken, 1940 doğumlu bu sanatçının büyük boy yapıtlarının fiatlarını 5000 TL olarak belirlemesine, kendi fiatları da o günlerde bu düzeyde olan Nuri İyem, Bedri Rahmi, Cihat Burak gibi ressamlardan tepki aldığını; ancak onlara "aslında fiatlarını olması gerekenden aşağı tutarak genç kuşağı ezdiklerini, onların çıkışını engelledikleri" görüşünü ileri sürerek kendisini savunduğunu bana anlatmıştı. O Burhan Uygur Sergisinde ise, son günlere kadar satış yapamayıp ama o fiatlarda direndiğini, sonunda yepyeni birkaç bir müşteri ile başarılı satışlar yapabildiğini, kendisini eleştiren önceki kuşak ressamların da fiatlarını zaman içerisinde 20.000 TL'lara çektiklerini heyecanla anlatışını dün gibi anımsıyorum. O yıllarda yayınlanan sanat dergilerindeki fiatları inceleyenler; o dönemde, sergi açan ve basında yer alan yaşayan ressamlarla, yaşamayan veya köşesine çekilmiş eski kuşak ressamların fiatlarının da çok yakın olduklarını göreceklerdir. 20 yıldır hercai gönüllü, bilinçsiz koleksiyonerlerin ite kaka bugüne getirdiği bu piyasada bugün de yine bazı kuşakların fiatlarının aynı aralıklara sıkıştığını söyleyebiliriz.

Bu noktada tekrar "MUHAYYEL MÜZE"mize dönmek istiyorum:

"RESİM SALONLARI" veya "DÖNEMLER" için ÖNERİ:

1) "İlk Dönem, Minyatürler, Halk Resmi, Yazı-Resimler, Selçuklu Taş Rölyefleri, 19. Yüzyıl PRİMİTİFLERİ"...

2) "Osman Hamdi Bey'in ve Halil Paşa'nın aile yaşamlarını belgeleyen resimler" veya "1900'lerde Aristokrat Osmanlı'ların İstanbul'daki Yaşamı..." (Fotoğraflarla desteklenerek izleyicinin o devrin ruhunu yakalaması sağlanabilir.)

3) "Hoca Ali Rıza ve İzleyicileri"-1880-1930 döneminin halk adamı bir büyük ustanın gözünden ve elinden dile getirilişi-Sami Yetik ve Nazmi Ziya gibi bir sonraki kuşaktan öğrencisi ressamlara etkileri ve ayrıca öğrencisi olmuş kayda değer tüm ressamlar olabildiğince iyi yapıtlarıyla ve ustalarının yaklaşımı ile "GÜNDELİK YAŞAMI YANSITAN" yapıtları ile...

4) 1908-1923 Dönemi:

a) Çallı Kuşağı Ressamlarının 1910-1914 Fransa Dönemi yapıtlarından ve döndükten sonraki yapıtlarından örnekler. Nazmi Ziya'nın Poşadları ve portreleri, Ruhi Arel'in aile resimleri... Çallı'nın romantik dönem yapıtları, Feyhaman'ın portreleri, Hikmet Onat'ın peysajları, Namık İsmail'in kadınları vb...

b) Osmanlı İmparatorluğu'nun bu son döneminde resim sanatı en önemli ve etkili bir medya unsuru olarak devlet tarafından desteklenmiştir. "HAMASİ" resimler, "SAVAŞ RESİMLERİ", "ŞİŞLİ ATÖLYESİ" resimleri diye adlandırılan olgular.

5) 1923-1933 Cumhuriyet'in İlk On Yılının Resimleri: Devrimlerin coşkusunun yaşandığı bu dönemin yapıtları: Lifij'in "İmar Çalışmaları", T. Zaim'in "Doğu ve Batı Halkının Ata'ya Teşekkürleri", Ali Çelebi'nin "Maskeli Balosu" (1928), Hale Asaf'ın modern erkek ve kadın portreleri, Zeki Kocamemi'nin "Mekkare Erleri" vb...

6) 1933-1950: Üç kuşağın çatıştığı en tartışmalı dönem. Malik Aksel, Turgut Zaim, Zeki Kocamemi, Ali Çelebi, Nejad, Selim Turan, Avni Arbaş, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Eşref Üren, Cemal Tollu, Fikret Mualla'dan işler... Zeki Kocamemi'nin "Atatürk'ün Cenaze Töreni", vb...

7) 1950-1960: Nuri İyem, Ferruh Başağa, Avni Arbaş, Neşet Günal. Cihat Burak'ın Köroğlu'su, N. Günsür'ün Madencileri, Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu'nun büyük mozaik panoları, Aliye Berger'in "İstihsal"i vb...

8) 1960-1970: 27 Mayıs'ın ve sonrasının resme yansımaları Nuri İyem'in Gecekondu, Grev ve Göç Resimleri, Nedim Günsür'ün Sloganlı Mahalle Resimleri (Büyükdere), Kızamık Ölümleri Resimleri, N. Günal'ın "Toprak Adamları", Cihat Burak'ın "Nazım'ın Ölümü", "Başkomutan" ve "Hanı Yağma" ikilisi, O. Peker'in "Aşık Veysel"leri, "Torbalı Atları" vb...

9) 1970-1980: Galeriler döneminde Ali Çelebi ve Cevat Dereli'nin yaşamlarının son döneminde topluma ve resim satışı olayına yaklaşımlarını yansıtan resimler. Burhan'ın en özgün ve çarpıcı resimleri, Cihat Bey'in pastel, gravür ve seramiğe yöneldiği yıllardan örnekler, Orhan Peker'in güvercinleri, Eşref Üren'in Ankaraları ve Çiçekleri, Aydın Ayan'ın "Göstericili, Bayraklı, Darağaçlı Resimleri" vb...

10) 1980'den Günümüze: Burhan Uygur'un "KAPISI", "Penceresi!", Şenol Yorozlu'nun Kutsal Adam ve Muhafızları", Erol Akyavaş'ın "Dini Temalı Resimleri", Doğançay'ın "Duvarlar"ı ve "Kapıları", Kasım Koçak'ın "Lodosçunun Seyir Defteri" rulosu, Yavuz Tanyeli'nin "İrtica" Resimleri vb...

Adnan Varınca'dan, Mehmet Pesen'den, Komet'den, Alaettin Aksoy'dan Mehmet Güleryüz'den, Ömer Uluç'tan, Turan Erol'dan Neşe Erdok'tan, Mustafa Pilevneli'den, Ali İsmail Türemen'den, Ergin İnan'dan, Berna Türemen'den, Hüseyin Yüce'den, Balaban'dan, İsmet Doğan'dan ve daha önce saydığımız diğer kuşak ressamların yeni üretimlerinden (4) ve burada sayamadığımız başkalarından özgün örnekler... Bu salonlara bağlı yan mekanlarda aynı devirlerin yontuları, seramikleri, afişleri, kitapları, fotoğrafları, karikatürleri vb. her türlü görsel ürün yer almalıdır. Devrin modası, müzikleri, politik ortamı da audio-visuel araçlarla müze işleyicilerine iletilerek, örneğin 1923-1933 döneminin heyecanının, coşkusunun tüm boyutlarıyla yaşanması sağlanmalıdır.

***

"MUHAYYEL MÜZE"nin gerçekleşebilmesi için bir araştırmacılar, küratörler ve sanat tarihçileri ekibinin yukarıdaki on dönemi tüm boyutları ile ele alarak "10 Sergi" hazırlamaları yararlı bir ön adım olabilir. Her dönemin en yetkin eserlerini ortaya çıkarabilecek bu sergiler dizisinden ve kataloglardan yapılacak bir seçki muhakkak ki çok daha kapsamlı ve doğru olacaktır.

O zaman mekanı, kadrosu da olmasa "MUHAYYEL MÜZE" en azından "SANAL MÜZE" olarak Internet'ten isteyenlerin yararlanmasına açılabilir.

***

Türkiye'nin yakın bir gelecekte Avrupa'dakiler ölçeğinde bir yapılanma ve eser toplama girişiminde bulunabilmesi uzak görünüyor; bu durumda yazımızın başında sıraladığımız üç hedefin gerçekleşebilmesi için:

1) Her tür sanat yapıtı envanterinin gerçekleştirilip araştırmacıların bilgisine sunulabilmesi,
2) Küratör, restoratör ve sanat tarihçisi ekiplerinin yetiştirilmesi ve sürekli bir organizasyonun birimleri olabilmeleri,
3) Sergiler ve kataloglar gerçekleştirebilecek kaynaklarla bu ekiplere yıllık ve iki, üç yıl sonrasına programlar yapabilmeleri için bütçeler,
4) Bu tür etkinliklerle ilgisiz toplum kesimlerinin sanata ilgilerinin uyandırılıp bu yolla onların eğitilmeleri,
5) Genç Sanatçılara Baskı Atölyesi olanakları yaratılarak, gerçekleştirdikleri baskıların halka en uygun fiat ve ödeme koşulları ile ulaştırılması ile sanatçı ile toplum arasında kopukluğun aşılıp, genç kuşak sanatçılarının sanatları ile yaşayabilmeleri,

sağlanmalıdır.

***

"İnsan hayal ettiği müddetçe yaşarmış"; sanat eseri de hayal etmeden varedilemez; herşeyi kendine göre olan ülkemizin "MÜZE" konusundaki açmazı da belki böyle bir "MUHAYYEL MÜZE" ile aşılabilir. Konuya ilgi duyan, kafa yoran tüm düşünen kimliklerimizi on veya istedikleri kadar dosya açarak "Türk İnsanı"nın son yüzelli yıllık "GÖRSEL SANAT YAPITLARI"nı gözden geçirerek kendi "MUHAYYEL MÜZELERİ"ni gerçekleştirmeye çağırıyorum. Bu hayallerin birleşimi -ki aslında haklarını teslim etmeye çalıştığımız yaratıcı sanatçılarımızın en sıradışı anlarındaki benliklerinin bir araya gelişidir-, Mecnun'un Leyla'sı gibi isteyenin hayali ile ruhunu ve gönlünü aydınlatabileceği düşünce ve duygu birikimleridir.

Hayal edilen veya gerçekten varolan....

Önemli olan yaşamak, üretmek, paylaşabilmek, hissedebilmek ve görebilmek değil mi?

(1) Eski Akademi mevzuatına göre "AFİŞ"
(2) İlk kuruculardan söz ediyorum. Z. Faik, N. Berk, Elif Naci, A. Dino, C. Tollu, Z. Müridoğlu (Heykel). Daha sonraki katılanların bazıları (B. Rahmi, E. Üren, Eren Eyüboğlu, Sabri Berkel, F. Zeid gibi) bağımsız kimlikleri ile başarılı olmuşlardır.
(3) Bir tek Cemal Tollu'yu bu ağır yargıdan bir ölçüde vareste tutabiliriz.
(4) Burada saydığım isimler benim kendi çevremle sınırlı gözlemlerimin sonucudur. Başka bir görüş sahibi kendi açısından başka önermelerde bulunabilir ve bulunmalıdır da; neticede bir yapıtın bir müzenin duvarlarında tutulabilmesi toplumun tüm ilgili çevrelerinin konsensüsü ile olmalıdır, görsel sanat eserleri tartışılmalıdır ve paylaşılmalıdır.

Haşim Nur Gürel
20.05.1998



Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik

Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları
Paneller | Bilgi & Haber | Site Haritası