 |
|
 |
Japonya Müzelerinin "Demir Üçgeni"...
"Müze" konusunu bambaşka bir boyuta - her kasabada bile bir müze boyutuna -taşıyan bir ülke Japonya... Bu olgunun perde arkasını inceleyen aşağıdaki incelemeden konuyla ilgili çevrelerimizin yararlanabileceğini, yazının ülkemizde gerçekleşmesi olası müze yatırımları sırasında gündeme gelebilecek benzer bazı tuzaklardan sakınmalarını sağlayabilecek örnekler ve dersler içerdiğini düşünmekteyim...
* * *
"BİR MÜZE İÇİN - SANAT SERGİLEMEK DIŞINDA - BİR DÜZİNE YARARLI İŞLEV !!!
Japonya'nın en çarpıcı yanlarından biri de müzeleridir. Son otuz yıldaki ateşli inşaat sürecinde, tek-odalı "Düğme Müzesi"nden ünlü mimarlar tarafından tasarlanmış devasa boyutlu "Tokyo Çağdaş Sanat Müzesi"ne dek binlerce yeni müze açılmıştır. Ülke dışından gelenleri şaşırtan bir konu ise, bu müzelerin çoğunluğunun gösterişli dış görünümlerine yakışır koleksiyonlara sahip olmamalarıdır.
Bir Japon müzesi bir büyük mağaza içerisindeki bir mekan, bir büro bloğunun bir katı veya ayrı bağımsız bir bina da olabilir; tek bir özel kişiye ait olabileceği gibi, bir şirkete, bir dini tarikata, bir vakıfa veya Devlete de ait olabilir. Müzeleri denetleyen, Eğitim Bakanlığına bağlı olan Kültürel İşler Bürosu'nun listelerinde gözüken 4, 507 müzenin 845' i sanat müzeleri olarak sınıflandırılmıştır.
Bunların yedi tanesi, çoğunlukla II. Dünya Savaşı' ndan önce inşa edilmiş ulusal müzelerdir. Daha sonra 1970'lerde "ikinci dalga" bir müze yapılaşması, Japonya'nın ekonomik "boom" (1) döneminin itici gücü ile, başlayıp 1990' ların sonuna dek devam etmiştir. Bunların çoğu valiliklerin özel idaresine bağlıydılar veya Tokyo'nun çeşitli bölgelerindeydiler. Bu tarz müzelerin en iyi bilinen örneklerinden birisi Yasuda Yangın ve Deniz Sigortası'nın, Van Gogh'un 24 milyon sterlinlik tartışmalı "AyÇiçekleri"(2) ini göstermek için sürdürdüğü Tokyo Merkez Binasının kırkikinci katındaki müzesi.
Bugünlerde ise bir "üçüncü dalga", bu sefer de shichoson (şehirler, kasabalar ve köyler) projeleri, Japonya'nın tümünü sarmakta. Yerel olarak finanse edilen bu müzelerden halihazırda 100 kadarı gerçekleştirildi, ve başkaları da hala planlanmakta.
Biri Tokyo'da, diğeri Kyushu'da olan iki yeni ulusal müzenın inşaatına da çok yakında başlanacak. Tokyo "Ulusal Galerisi" nin koleksiyonu olmayacak; sergileyeceği nesneleri "ödünç alacak olan" Kyushu müzesinin de satınalma bütçesi yok.
Bu alışılagelmedik bir durum değil. Japon müzeleri "Bubble"(3) yıllarında hararetle yapıt satın almış olmalarına karşın, 1990'lardan bu yana, özellikle yerel olarak finanse edilen müzelerin ve özel müzelerin satınalma bütçeleri iyicene kısıtlanmış durumda. Bunların bir örneği , 1999 yılında bütçesi 135 milyon yen'den ( 1,242,000 USD ) 54 milyon yen'e (497,000 USD ) inecek biçimde kesintiye uğrayan Tokyo'daki Çağdaş Sanat Müzesi'dir. Bir çok daha küçük müze de, kendi koleksiyonları olmadığı için yerel sanatçıların eserlerini göstermekte veya sergiler ödünç almaktadır.
O zaman ilk baştan neden inşa edildiler ki ? Bunun cevabı olarak, biraz kentli gururu, daha çok parasal konular ve bazen de sanatla hiç ilgisi olmayan nedenler gösterilebilir. Çok sayıda müze tasarlamış olan mimar Arata Isozaki' ye göre, seçim zamanlarında politikacıların bir yeni müze sözü vermeleri hala oldukça yaygın: "Belediye başkanları ve valiler binanın içeriğinden çok büyüklüğü ile ilgililer. Avrupa'da bir müze öncelikle küratörleri olan bir koleksiyondur. Japonya'da ise öncelikle ve herşeyden önce bir binadır."
Uzun süredir Tokyo'da yaşamakta olan British Council'den Jenny White bu projelerden bir çoğunu ziyaret etmiştir: " Yapılacak şeyin amaç , içerik ve toplumun gereksinmelerine uygunluğu gibi konular düşünecekleri en son şey olan veya ilgili toplulukları dinlemeyi bile düşünmeyen çıkar zümreleri vardır. Düşünce yaklaşımı şu şekildedir: Bu (müze) bölgemize şirketleri getirecek, iş alanları açacak ve bizim öz kentimizle onur duymamızı sağlayacaktır."
Para unsuru yapım bütçelerinden gelmektedir. Japonya dünyada kamu yatırımları konusunda en fazla harcama yapan ülkedir: Gayrisafi gelirinin % 8.7' sini . Ülkenin harcaması A.B.D., Kanada, Almanya, Fransa ve İtalya'nın toplamından % 29 daha fazladır. Bu Japon hükümetinin ekonomiye ivme getirme yöntemidir, ve inşaat faaliyeti mevsimlik işçilere de iş yaratarak işsizliği de sıfırlamaya yarar sağlamaktadır.
Ulusal seviyede gözlemcilere göre; politikacılar, bürokratlar ve iş dünyası liderlerinin oluşturduğu bir "demir üçgen" in yüksek bütçeleri sürdürmeyi istediğinden söz edilmektedir. Politikacılar inşaat firmalarından seçilmeleri için gerekli fonları sağlarlarken, karşılığında da onlara tatlı kazançlı kontratlar sağlamaktadırlar; bürokratlar ise sistem üzerinde kontrolu elde tuttukları gibi emekli olduktan sonra da beleş işlere "gökten zembille inebilmek" şansına sahip olmaktadırlar.
Japonya'nın kamu harcamaları sisteminin sözünü sakınmaz eleştirmenlerinden biri olan, Chuo Üniversitesi'nin öğretim görevlilerinden Akio Ogawa'ya göre, üllkedeki 3300 il, kent, kasaba ve köyde de daha küçük demir üçgenlerin varlığı söz konusudur: " Devlet yerel yönetimlerin müzeler ve konser salonları inşa etmelerini % 10-30 arasında değişen bütçe ödenekleri ile teşvik etmektedir. Bunun geri dönüşü olarak ise, inşaat şirketleri yerel politikacılar için para ve oy ve yerel bürokratlara da emeklilikleri sonrası için iş sağlamaktadırlar. Dolayısıyla bu müzeler büyük ölçüde yapılmış olmaları için yapılan binalardır. Çoğu durumlarda, bu yerel demir üçgenler sanatla ilgili değillerdir. Çoğu müzelerin tümüyle boş veya neredeyse boş olmalarının nedeni de budur."
Ms White'ın da bu konuda benzer görüşleri var: "(Müzeler) güçlü inşaat endüstrisine iş ve para vermektedirler. Bundan sonra işletme masrafları, satınalma bütçeleri, ve tanrı korusun, halka yönelik sanat programları (! ) için para sağlamak onlara bir külfet olmaktadır. Bu nedenle duvarlarında hiç bir şey olmayan yepyeni bir konser/sergi salonunu terlikler giyerek , "sevecen" bir bürokratın refekatinde gezdiğinizde bir uyumsuzluk veya münasebetsizlik duygusu yaşarsınız."
Bu yerel olarak finanse edilen müzeler için de geçerlidir; rant yatırımları konusunda ise Bay Ogawa'ya göre başka teşvik edici unsurlar söz konusudur: "Kentsel bir alanda devasa bir bina inşa etmek isteyen büyük bir arazi geliştirmecisi iseniz, ve "halkın yararlanabileceği mekanları" önerirseniz, mükafat olarak daha fazla sayıda kat yapma olanağı elde edebilirsiniz. Örneğin parselinizde izin verilen en fazla kat sayısı yirmi olsun; bir mini-park veya müze önerirseniz, yirmialtı veya otuz katlı bir bina izni alabilirsiniz. Arazinizde birden çok bina planlarsanız, ödülünüz, bağışınızdan oransal olarak çok daha büyük olacaktır. Basit bir hesap, küçük bir hediye karşılığında önemli metrekarede satılabilinir veya kiralanabilinir alan elde edebileceğinizi gösterecektir.
Kendisi Tokyo'daki - birinci sınıf bir bölgedeki büyük kent içinde kent bir komplekste yer alan "Suntory Salonu" örneğini vermektedir: "Müteahhit bir konser salonu yapmayı önerip, kanuni olarak izin verilenden çok daha yüksek bir bina yapmak izni almıştı." Aynı müteahhit, Mori İnşaat, aynı bölgedeki bir başka büyük proje üzerinde de çalışmaktadır; buradaki kule kütlesinin elli üçüncü ve ellidördüncü katları - "Kunsthalle" olarak kullanılacak olan, çünkü herhangi bir alım yapılması planlanmamaktadır - bir müze olacaktır ( şirket tarafından da "dünyadaki en yüksek müze" olarak da tanıtımı yapılacaktır). Mori İnşaat' tan duyurulduğuna göre New York'taki Modern Sanat Müzesi ile yardımlaşma bağlantısı sağlanması üzerine , Geliştirme Yöneticisi Kazuhiko Yamamoto da, kültürel projenin bir sonucu olarak komplekste bir miktar daha"ekstra alan"ın elde edildiğini doğrulamıştır.
Müzeler inşa etmenin çekiciliğinin son noktası onların vergiden muaf olmaları, ve her hangi bir durumda zararlarının başka yerlerdeki karlar ile sıfırlanabilmesidir; bu nedenle onları hiç kimsenin ziyaret etmemesi bir dert değildir. Bu özellikle ticari şirketler için geçerlidir, ve bazı özel müzelerin "raison d'etre"ini de açıklamaktadır. Japonya' da cezalandırıcı, %70 oranında bir veraset vergisi vardır; ve ancak bir koleksiyon bir özel müzeye konur ise, koleksiyoncu öldüğünde vergi memurundan kaçabilecek, veraset vergisi vermeyecektir..
Tabii ki, tüm Japon müzeleri içleri boş, müteahhitlerin ceplerini para ile doldurmaya yarayan vergiden muaf bahaneler değillerdir. Yukarıda dile getirilen görüşler daha çok son yirmi yıl içerisinde gerçekleştirilen kimi müzelere ilişkin ve tabii de hepsini kapsamayan yargılar ... Çok şükür ki, Japonya her kategoride çok sayıda nitelikli müze ile de övünebilmekte; Hara Çağdaş Sanatlar Müzesi veya Nezu gibi özel kurumlar, İdemitsu, Bridgestone veya Suntory gibi şirket koleksiyonları, veya Miho ve MOA gibi dini grupların müzeleri, Shizuoka İli Sanat Müzesi veya yerel idarenin Yokohoma Sanat Müzesi ve daha birçoğu gibi.
Ancak bütün Japon müzeleri bu kurumların belirlediği yüksek standartlara uymamakta, ve bu durumun da yakın gelecekte değişmesi beklenmemekte. Bununla beraber Japon vergi yükümlüsünün sistemi sorgulamaya başladığının işaretleri de var. Yerel topluluklar Tokyo'nun banliyölerindeki Fuchu'daki dev bir müzeye karşı çıkmaktalar, ve Saitama ilindeki Urawa'nın vatandaşları büyük bir il müzesinden 1 km uzaklıkta inşa edilmesi düşünülen bir belediye müzesi planını sorgulamaktalar. İki büyük kamu projesi olan Kobe hava alanı ve Shikoku'da bir baraj projelerine karşı çıkan yerel muhalefet ülke çapında destek görmekte.
Hernekadar "demir üçgen"in sonu henüz gözükmüyorsa da , belki sadece sonun başlangıçını izlemekteyiz. Bu beyaz fillere ne olacağı bir başka sorundur." (4)
* * *
Ülkemizde de aynı tür irili, ufaklı "demir üçgen"lerin varlığınının ulaştığı boyutları, parasal ilişkilerin söz konusu olduğu her alanda izlemekteyiz. Görsel sanatlara büyük önem veren, ve özellikle 1980 - 1990 döneminde uluslararası sanat piyasasının en önde gelen alıcısı olan Japon şirketlerinin müze kurma öyküsünün geri planının - mutfağının- küçük bir kesitini sunan yukarıdaki inceleme kendi ülkemize yönelik değerlendirmeler ve olası uyarlamalar açısından ilginç iletiler taşımakta.
Sanat yatırımlarının ekonomiye katkısı açısından bir bakış açısının ülkemizde de işlenebilirliği söz konusudur; ancak bugünkü yapı ile aynen Japonya'daki kokuşmuş tablonun burada da yinelenmesi bugünkü koşullarda kaçınılmaz gözükmektedir. Bu açıdan ülkemizin "Avrupa Birliği" ile de bütünleşme olasılığı olan 2005 yılına kadar bu ortamın bir nebze daha temizleneceğini ve profesyonelleşeceğini ve Türkiye'nin "Çağdaş Müzeler Atağı"nı bu tarih itibari ile başlatmak amacıyla, önümüzdeki beş yıl içerisinde sürecin adım adım gerçekleştirilmesi hazırlıklarının yapılması gerektiğini düşünmekteyim.
Bu arada gerçekleşme olasılığı yüksek bir kaç özel müze girişiminin önümüzdeki yakın dönemde sanat ortamımıza katkıda bulunmaya başlamaları gibi bir sevindirici durumun ortaya çıkmasının ve bu ilk müze örneklerinin getireceği deneyimin ve birikimin ise işin "bonus"ları olabileceğini umuyorum.
Haşim Nur Gürel, Feneryolu 21 Ekim 2000
(1) İngilizce "patlama"; ekonomilerin büyüme hızlarının çok ve birden arttığı dönemler için kullanılır.
(2) "Sunflowers".
(3) İngilizce "kabarcık".
(4) Georgina Adams'ın yazısı, The Art Newspaper, No. 106, September 2000, sayfa 14
GEÇEN SAYIMIZDAKİ "HAŞİM NUR GÜREL" İMZALI YAZIYA İLİŞKİN DÜZELTME:
Ekim 2000 ayında yayınlanan 74 . sayımızda yer alan "Yeni Binyılın Müze Yöneticileri" başlıklı yazının röportaj bölümünde, yazının dizilmesi sırasındaki bir yanlış algılamadan dolayı, Philippe de Montebello'ya sanki Thomas Krens sorular yöneltmiş gibi yanlış izlenim yaratan bir durum ortaya çıkmıştır. Gerçekte ise, yazının ilk bölümünde Krens ve Montebello'nun önemli bir müze için nelerin olmazsa olmaz olduğu konusunda görüşlerini ortaya koydukları bir "Öncelikler Sıralaması" karşılaştırılması yapılmış; yazının bir sonraki bölümünde ise, Philippe de Montebello ile Anne Somers Cocks'un yaptığı bir röportajın çevirisi yer almıştır. Bu yanlışlıktan dolayı özür dileriz.
GENÇSANAT
Resim Alt Yazısı:
Japonya'nın "Kabarcık Devri" (Bubble-Era) müzelerinin en gösterişli örneklerinden birisi belediye tarafından finanse edilen "Tokyo Çağdaş Sanatlar Müzesi"dir. Takahiko Yanagisawa tarafından tasarlanan ve geniş bir alana yayılmış bu müze, 1995'te büyük bir tanıtım kampanyası ile açılmıştı; ancak daha sonra kullanışsız, merkezden uzak konumu ve satın alma politikası nedeni ile yoğun eleştirilere hedef olmuştu.Yüksek fiyatlara önemli sanat yapıtları alınmış; ancak 24,000 metrekarelik alanına ve başka bir müzeden de aktarılan çok sayıda modern Japon sanat eserlerini de kapsayan 3,800 yapıtlık sürekli koleksiyonuna karşın, genellikle yalnızca 100 sanat yapıtı sergilenmeye sunulmuştu. 1998'te müzenin satın alma bütçesi büyük ölçüde kesintiye uğrarken, bu yıl ise tümden iptal edildi.
|
 |