 |
|
 |
"Envanter-Katalog"dan "Catalog-Raisonne(1)"ye...
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi 60 yaşında (2) bir müze olmasına karşın 1998'in şu ilk günlerine kadar içine kapalı, ser verip sır vermeyen bir kimlik sergilemiştir. Müzenin sınırlı açık saatleri (Çarşamba/Pazar 12.00-16.00), kuytu konumu ve dönem dönem uzun sürelerle (1939-1951 arası ve 1976'dan sonraki...) kapalı kalması da bu duruma neden olmuştur; ancak ülkemizdeki kültürel etkinliklerin öncü kurumu olan Yapı ve Kredi Bankası'nın duyarlılığı sayesinde sonunda gerçekleştirilen Koleksiyon'un "Envanter-Kataloğu" ile bu aşılabilmiş oldu. Ne var ki, YKB'nin kendi öncü konumunu zedelemeyerek gerçekleştirdiği yayının onurunu taşımaya hazır çok sayıda kurumun olması, artık Türkiye'nin sanatsal geleceğine daha iyimser bakabilmemizi sağlıyor; ve bundan sonra yapılması gereken yayınlar için de, prestij arayışı içerisindeki kurumlar arasında bir yarış başlatıyor, belki de... Müze koleksiyonunun "Katalogue-Raisonné" yaklaşımı isteyen çok sayıda yayını doğurabilecek bir bereketi olduğunu, bu ilk yayınla net olarak görebilmek olanağına kavuşmuş olduk. Cilt cilt yayınlanabilecek belirli konuları inceleyen bu kataloglar dizisini yine YKB mi sürdürür, yoksa bu ilk şerefi kaçıran diğer sanatsever kurumlarımızdan birisi tarafından mı, veya birçoğunun bir imecesi ile mi, bu gerçekleştirilebilir, bunu sözünü ettiğim kurum sorumluları ile Mimar Sinan Üniversitesi'nin ve Müze yönetiminin yetkililerinin görüşmeleri neticelendirecektir. Benim burada vurgulamak istediğim nokta, konunun sahiplerinin ve ilgi duyanlarının "Bu iş bitti" rehavetine kapılmamalarının gerekliliğidir. Bu ilk "Envanter-Katalog" bir başlangıçtır, ve MSÜİRHM Koleksiyonunun, ekip çalışması yapacak sanat tarihçilerinin, küratörlerin, restoratörlerin, eleştirmenlerin, koleksiyonerlerin ve sanatsever kurumların beraberce gerçekleştirebilecekleri bir dizi olarak yayınlanması ile "Görsel Sanatlarımız"ın 1910'lardan günümüze, her yönüne ışık tutabilecek bir kanıtlar ve belgeler hazinesi ortaya çıkmış olacaktır. (3)
Örneğin dünyanın en varlıklı müzesi olarak bilinen "J. Paul Getty Müzesi" Koleksiyonunu yedi cilt olarak sunmayı uygun bulmuştur. "J. Paul Getty Müzesi'nin Başyapıtları" başlıkları ile gerçekleştirilen bu yayınların ana konu başlıkları "PAINTING" (Resimler), "ANTIQUITIES" (Antikite), "DRAWINGS" (Çizimler/Desenler), "ILLUMINATED MANUSCRIPTS" (Tezhipli El Yazmaları), "PHOTOGRAPHS" (Fotoğraflar) ve "SCULPTURE" (Yontu) olarak belirlenmiştir. Dizinin resim kataloğunda resimler birer sayfalık metinlerle açıklanmış, ve 1330 tarihli bir Simone Martini'den 1893 tarihli bir Paul Cezanne ve yine aynı tarihli bir Edvard Munch ile noktalanan 68 adet Getty Müzesi Koleksiyonundan resim ile resim sanatının 500 yılı aşkın bir kesiti müze sorumlularının seçimleri ile verilmiştir. Katalogda her dönemin alımlarından sorumlu küratörleri, müze müdürleri ve yapıtların alım tarihleri ve resimlerin açıklama yazılarını yazan çeşitli yazarlar ayrı ayrı ve net olarak belirtilmişlerdir. "Thames and Hudson" yayınevi ile "J. Paul Getty Museum"un birlikte ortak olarak yayınladıkları 128 sayfalık (8 forma) bu yayın, MSÜİRHM'sinin "Catalogue Raissoné"leri için yararlanılabilecek örneklerden birisi olabilir. (4) MSÜİRHM Koleksiyonu içerisindeki binlerce yapıtın arasından başyapıtların belirlenmesi, bunların açıklamalı metinleri ile kamuoyuna sunulmaları insanlarımızın net olarak resim tarihimizin doruk noktaları ve has ressamlarımızın kimler oldukları konusunda fikir edinebilmeleri için zorunludur. Bu yazının son bölümünde bu ileri sürdüğüm düşüncenin örneklenebilmesi ve müzemizin tartışılmaz başyapıtlarının hangileri olduğunun belirlenmesi tartışmasının başlayabilmesi için, MSÜİRHM koleksiyonunun "İNSANI", "YAŞAMI", "SANATÇININ YARATICILIĞINI, YALNIZLIĞINI ve ÖLÜMSÜZLÜĞÜNÜ" yetkinlikle belgelediğine inandığım 12 tane resmini bu yazının son bölümünde kısaca ele alarak, "MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları"nın belirlenmesi sürecine naçizane bir katkıda bulunmak istiyorum.
Yukarıdaki işin bitmediğini ve başyapıtların belirlenmesinin gerekliliğini vurgulayan bu girişten sonra, İRHM'sinin, oluşum süreci üzerinde durmak istiyorum. Eski Akademi ve şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi bünyesinde bir müze olarak sayılı üniversite müzelerinden olan bu kurum, kuruluşundan günümüze kadarki yapılanma ve eser toplanma sürecinin her aşamasında, her dönemde bürokrasisine egemen olan ressam gruplarının tercihlerini yansıtan bir kimlik sergilemektedir. 60 yıl sonra yayınlanan "envanter-katalog" ile tüm bu bürokrasilerin günahları ve sevapları da bağımsız sanat tarihçilerinin ve eleştirmenlerinin değerlendirmelerine ilk kez açılmış olmaktadır: Bir anlamda "Akademi Bürokrasisinin Sanatsal Birikiminin Arşivi" veya "Evrak-ı Metrukesi" kamuoyuna açılmış olmaktadır. Vurgulanması gereken ikinci önemli konu da budur. (5) 60 yıl içerisinde bu kurumda biriken 2500 adet olduğu belirtilen yapıt nasıl bir araya gelmişlerdir? Ne kadarı bağışdır? Ne kadarı satınalmadır? Kurumun uzun vadeli bir satınalma politikası olmuş mudur? Bu soruların cevapları araştırmacılarını beklemektedir...
***
Müzelerin eser kabul etme ve bağış yapanların istekleri konusunda en eski ve en ilginç örneklerden birisi, 1894'deki Gustave Caillebotte'un bağışı ile yaşananlardır. Ressam Caillebotte bağış koşulu olarak, verdiği 60 kadar yapıtın "tümünün de Luxembourg Müzesi'nde (O zamanki Ulusal Modern Sanat Müzesi) ve daha sonra da Louvre'da sergilenmelerini" ve "bu yapıtların hiç bir şekilde depolara ve taşra müzelerine konulmamalarını" istemişti. Onun tahmin ettiği gibi müze yetkilileri 60'dan fazla resimden oluşan koleksiyonun tümünü sergilemek istememişlerdi. Vasiyetin uygulayıcısı olan Renoir'ı oldukça yıpratan ve basında da olumlu ve olumsuz yankıları olan uzunca bir çekişmeden sonra, 1896'da 40 adet yapıtın halka sergilenmek üzere kabul edilmesine karar verilmişti...
Bu olayla vurgulamak istediğim "müzelere eser kabulüne ve özellikle sürekli teşhire konacak eser kabulüne verilen önem"dir. Adamların geri çevirdikleri yirmi küsur resim de empresyonistlerin başyapıtlarındandı hiç kuşkusuz; ama yine de ilk kez devletin müze bürokrasisinin isteksizliğine karşın, bu bağış sayesinde ilk kez müzelere girebilen empresyonizm "Akademik Ressamlar"ın bu mevzilerdeki direncini aşabilmiş oluyordu.
Sistematik, titiz ve tutarlı çizgilere sahip müze koleksiyonlarına yapıtlarını kabul ettirebilmek sanatçılar için bugün de bir övünç vesilesi ve yapıtlarının kalitesini sanki bir "Standartlar Enstitüsü"ne onaylatmakla eşdeş bir şey... Ama "Caillebotte Bağışı Olayı"ndan (1894-1896) günümüze, geçen yüzyıl içerisinde müzelerin konumunun yüzseksen derece değişikliğe uğradığını söylemek yanlış olmayacaktır; özellikle çağdaş sanat bölümleri olan müze kuruluşları, geniş küratör kadroları, bütçe ve sergileme olanakları ile son dönemlerde ünlü sanatçılar yerine, genç yeteneklerin ilk pırıltılarını yakalamaya yönelik çalışmaktalar, çoğunlukla... Onların keşfettikleri, filizlendirdikleri sanatçıları da ticari galeriler kemale erdirmekteler... MSÜİRHM ne yazık ki bu olanaklara sahip bir yapılanmaya sahip bir müze konumunda değildir; ve koleksiyonundaki en önemli yapıtların da 1870-1970 dönemini kapsaması nedeniyle, belki de bu tarihler arasındaki yüzyılın müzesi olarak düzenlenmesi düşünülebilir. 1970'lerden sonra özel sanat galerilerinin artması ve bir sanat piyasasının oluşması ve MSÜİRHM'sinin satınalma bütçelerinin yetersizliği, son dönem yapıtlarının nitelik ve nicelik bakımından eksikliklerinin açıklanmasında ilk akla gelen nedenlerdir.
***
MSÜİRHM Koleksiyonunun Dünyaya Açınımın Sağlanabilmesi
"Envanter-Katalog"u merak ve keyifle incelerken resimlerden çok heykel koleksiyonunun beni şaşırttığını söylemek isterim. Resim koleksiyonunun en önemli parçalarından önemli bir bölümünün sergilenmesine karşın, heykellerin hem dağınık, hem de uygun aydınlatmadan yoksun olarak sergilenmeleri, hem de önemli bir bölümünün depolarda olmaları ile bunu açıklayabiliyorum. Ancak heykel koleksiyonunun klasik bölümünün büyük çoğunluğunun "BÜSTLER" olması da ilginçtir. Buradan aklıma gelen bir konuya giriş yapmak istiyorum: Bu koleksiyon nasıl sergi bütünlüklerine bölünüp dünya müzeler sisteminin sergi programlarınca talep edilebilecek ilginçlikte oluşumlara dönüştürülebilir? Yukarıda değindiğim cilt cilt yayınlanma olayı ile bu sergiler dizisi olayının paralelliği, daha doğrusu çakışmalarının zorunluluğu, tartışılmaz bir gerçek olarak ortadadır. Bu yaklaşım bizim eksikliğini çektiğimiz kendimizi dünyaya anlatma ve tanıtma atağımızın da önemli bir hamlesi olarak devletten ve özel kesimden maddi ve manevi destek bulabilecektir. Parklarımızı saran "savaşçı-hükümdar büstleri"nin ülkemiz heykel sanatının tümünü temsil etmediğini de hem ülkemiz hem de dünyamız insanlarına belgeleyebilmek de bir başka zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bakış açılarıyla üzerinde durduğum belirli temalı sergiler ve katalog ciltleri önerimin konu başlıkları konusunda eldeki malzemeyi baz olarak alarak, aklıma gelenleri burada sıralayıp tartışmaya açmak istiyorum:
1) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - PRİMİTİFLER
2) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "İlk Kuşak Ressamlarımız" (6)
3) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - Türk Empresyonistleri (7)
4) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - HÜSEYİN AVNİ LİFİJ
5) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "Müstakiller" (8)
6) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - 1933-1960 Dönemi (9)
7) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - 1960-2000 Dönemi
8) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "BÜSTLER ve TORSLAR"
9) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "SOYUT YONTULAR"
10) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "Suluboya ve Pasteller"
11) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "Türk Kadın Sanatçıları"
12) MSÜİRHM Koleksiyonunun Başyapıtları - "İstanbul Resimleri"
Bu liste seçilebilecek değişik bakış açıları ile uzayabilir; ancak en az tartışma yaratabilecek, nesnel bakış açısı mesafesi oluşmuş ve içerikleri yeterli zenginliğe sahip gruplamaların yukarıdaki şekilde yapılabileceğini düşünüyorum. Tek bir yayın ayrılmasını önerdiğim Hüseyin Avni Lifij'in farklı kimliğini, koleksiyondaki yapıt sayısının çokluğunu (40), resminin ayrıntı verilmesine uygunluğunu, tartışılmaz ustalığını ve duyarlılığını bu düşüncemin gerekçeleri olarak ileri sürebilirim. Kadın sanatçılarımızın resim ve yontularının ayrı bir yayında toplanılması önerisi ise, bunun dünyada oldukça yaygın bir uygulama olmasının yanısıra, bu yaratıcıların hakikaten önemli yapıtlarının koleksiyonda yer alması nedeniyledir. "İstanbul Resimleri" önerisi ile de, müzede bu temadan önemli yapıtların olması nedeniyle, her kesimin ilgisini çeken bu tür resimlerin kendi ülkemizin de dünyanın da beğenisine sunulması ile son yıllarda Türk Sanat Piyasasını saran bu tarzın karikatürü denebilecek çoğaltmaları utandırmak amaçlanmaktadır.
***
MSÜİRHM Koleksiyonundan 12 Başyapıt
Zaman zaman düşündüğüm bir yazı konusu, bazı resimlerin gözleri ve kulakları olsaydı ve gördükleri ile duyduklarını anlatabilseydiler ne denli inanılmaz, şaşırtıcı ve sansürsüz insan yaşamları kesitleri sunabilecekleri olmuştur. Sanatçısının şövalesinden başlayarak, gerçekleştirilme sürelerinden izlenilme süreçlerine, yalan/yanlış ve duygulu/bilgili yorumlama çabalarından, el değiştirme pazarlıklarına ve veraset intikallerine, müzayede salonlarından ev mekanlarına ve en sonunda çok sayıda gözün okşayışına terkedildikleri müze salonlarının duvarlarına, sıradan insan yaşamlarından çok daha hareketli ve renkli olduğu tartışılamaz bir varoluş - ve bir kazaya uğramazlarsa, normal insan ömrünü kat kat aşan bir kalıcılık...
MSÜİRHM Koleksiyonundan bu 12 yapıtı belirlemeden önceki ilk düşüncem 70 veya 100 başyapıt belirlemeye çalışmaktı; ne var ki bu 12 yapıtın farklı gizi onları öncelikle ele almaya yöneltti beni, üzerinde düşününce yukarıdaki yaşanmışlık ölçütüne uyan yapıtlar olduklarını görüyorum. Bu 12 yapıtın gördükleri ve duydukları son yüzyıllık tarihimizi tüm boyutları ile kesinkes yansıtırdı diye düşünüyorum. Bu 12 resim hakkında ilk saptamamı tamamlayan bir başka temel özellik, resimlerin içerisinden en az bir kişinin resmi izleyen kişinin gözlerinin içine bakması; yani beni "BANA BAKAN" veya "Bakışları ila Kendimin Kendi İçime Bakmamı Sağlayan" resimler etkilemiş. Resim üzerine düşünen ve yazan kimliklerimizin kendilerini en çok etkileyen 12 resmi seçerek bunun nedenleri üzerinde düşünmelerinin ilginç olacağını düşünmekteyim.
Resimler:
1) (Şeker) Ahmet Paşa, "Kendi Portresi" (116x84) - Gerçek insan boyutlarına yakın bu yarım portre, Devlet adamı, Osmanlı aydını, öncü ressam ve sergi organizatörü, müze koleksiyonunun ilk başlatıcısı özelliklerinin taşıyıcısı olduğunu bilmem kadar, ressamın kendini yalın ve çok başarılı yansıtışı ile de etkilemekte beni belki de. Yüzyıl sonra da olsa Ahmet Ali Paşa gözlerinizin içine bakmakta...
2) (Halife) Abdülmecit, "Sarayda Beethoven" (155.5x211) - Bu resim şahit olduklarının hayali ile olduğu kadar; Osmanlı'nın en üst kademesinin yapay ve yüzeysel Batı özenticiliğinin de ilginç bir tasviri olarak da bence önemli bir belge...
3) Halil Paşa, "Uzanan Kadın" 1894-(41x60) - Halil Paşa'nın onaltı yaşındaki Çerkez eşini resmettiği bu resim, belki de son dönem Osmanlılarının eş seçimlerinin önemli bir kesitini belgelediği kadar, erkeğin kadınına ve kadının erkeğine bakışının bir belgesi olarak da ve resim kuralları açısından tartışılmaz kusursuzluğu ile de etkileyici...
4) Osman Hamdi, "Mimozalı Kadın" (Eşi Naile Hanım) 1906-(135.5x98) - Osman Hamdi Bey'in "Mihrab" resminde rahleye oturtarak kendisi için en önemli olduğunu belirttiği eşi Naile Hanım'ın bu yaşlılık portresi, bir insana duyulan sevginin nasıl resimleşebileceğinin ilginç bir örneği olduğu kadar, Halil Paşa'nın resmindeki kadın bakışı ile farklılığının kıyaslanması açısından da önem kazanmakta, birlikte değerlendirildiklerinde...
5) H. Avni Lifij, "Kendi Portresi" 1908/1909-(65x46) - Lifij'in "Bu iş bu kadar" dercesine tüm ustalığını sergilediği ve ressamları ve dolayısıyla kendini de hınzırca hicvettiği ünlü allegorik resmi. Kısık gözlerin bakışı, omuzundaki delik ve kirli çorap, şarap kadehindeki yansımalar, piponun dumanı... Tartışılmaz bir başyapıt...
6) Nazmi Ziya Güran, "Atatürk" 1925'ler-146x96.5 - Peysaj ressamı Nazmi Ziya'dan çarpıcı bir Atatürk Portresi; samimiyeti, yalınlığı, aydınlığı, kıyafet ve aksesuar seçimleri ile etkileyici bir resim.
7) Cemil Cem, "Veli Efendi Çayırı" 1928 sonrası-120x400 - İkinci Meşrutiyetin ünlü karikatüristi Cemil Cem'in 1928'de dergi yayınlaması yasaklanır; inzivaya çekilen Cem'in fırçasından o yılların tüm tanınmış kimliklerinin nasiplerinin aldıkları bu ünlü tablo, gerçekleştirilme koşullarını da düşünürseniz, ülkemizin sosyo-politik ortamını tam anlamıyla yansıtan bir başyapıt.
8) Ali Çelebi, "Maskeli Balo", 1928-140x187 - Bu resim de bakan gözleri ve maskeleri ile gizemini hiçbir zaman yitirmeyecek, seyretmekten bıkılmayacak bir başyapıt olduğu kadar, 1920-30 yılları arasının "Çılgın Çarliston Yıllarını" da çok güzel belgelemekte...
9) Namık İsmail, "Mediha Hanım'ın Portresi", 1920-63.5x58.5 - Mediha Hanım'ın inanılmaz sevecenlikteki gülen bakışları ile insanı çarpan bu resim, Namık İsmail'in yaşama sevincini en iyi yansıtan yapıtlardan biri olduğu kadar, çok seri icrası ile de ressamın çalışma tekniğini ve ustalığını da sergilemekte...
10) Çallı İbrahim, "Şapkalı Kadın Portresi", 1930'lar-56.5x97 - Kadınları seven bir başka ressam olan Çallı İbrahim'den, kadın ve erkek bakışlarının farklı düellolarına çok başarılı bir başka resimsel örnek. Her şeyin yerli yerinde olduğu az sayıda Çallı resimlerinden birisi...
11) Neşet Günal, "Baba Oğul", 1961-193x93 - İki nesil Anadolu insanının elele, farklı bakışlarla gözlerinizin içlerine baktıkları bu resim, yılların insanın yaşama bakışını nasıl değiştirdiğini de, insan fiziğinin nasıl değiştiğini de, çok öz anlatan sıradışı yapıtlardan birisi olarak çok etkileyici...
12) Cihat Burak, "İncili Kız", 1968 (145.5x97) - Rahmetli Cihat Bey bu resmi hangi koşullarda gerçekleştirdiğini bana anlatmıştı. Bursa Spor Salonu için kentte bulunduğunda kocaman bir konakta tek başına kalıyormuş; pek bir ısınma olanağı da yokmuş. Bu olumsuz koşullarda kendine özgü bir "Venüs" yaratıp, onun hayali ile ısınabilmek, yalnızca Cihat Burak Usta gibi bir yaratıcıya nasip olabilir...
***
İnsanın temel ve değişmez sorunları olan sevgi, iletişimsizlik, aşk, soyun sürdürülmesi, kadın ve erkek ilişkileri, yaşamın anlamı, bireyin toplum içindeki konumu, sanatçının yalnızlığı ve yaratıcılığı, baskılara direnişi tüm sanat dallarında olduğu gibi resim ve heykel alanında da büyük ustaların ellerinde ölümsüz yapıtlara dönüşebilmekte...
***
Sonuç olarak, Müze Müdürü Sn. Kemal İskender'in sunuş yazısındaki "koleksiyonun depolardaki asıl ağırlığı ..... da bu kitapta yer aldığı şekliyle ve tek tek örnekler halinde sanatçılara, sanatseverlere, eleştirmenlere ve sanat yazarlarına, özetle konuyla ilgili herkese ve araştırmacılara sunulmuş olacaktır." düşüncesi doğrultusunda bu yazıda dile getirdiğim "Mimar Sinan Üniversitesi-İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kataloğu"na ilişkin görüşlerimi, başka yapıcı araştırmaların ve eleştirilerin izlemesi dileği ile... (10) (11)
Dipnotlar:
(1) Düşünülmüş/açıklamalı katalog.
(2) "Resim Eserleri Müzesi Tüzüğü"nün ilk tarihi olan 25 Haziran 1917'yi dikkate alırsak, koleksiyon 80 yıllık bir geçmişi bugüne taşımaktadır.
(3) Bu ilk yayında yapıtların koleksiyona "NE ZAMAN" ve "NE YOLLA" katıldıklarının bilgileri verilmemiştir. Kayıtlardaki bu tarz bilgiler -örneğin yapıtın satın alınarak mı, bağış yoluyla mı, hangi müze müdürünün görev döneminde veya hangi komisyonların kararları ile alındığı- araştırmacılar açısından önem taşımaktadır. Bu arada yapıtın hangi kaynaktan geldiği ve kısa tarihçesi de verilebilir. Elvah-ı Nakşiye koleksiyonunda olup, bu ilk yayında yer almayan kopyaların da bir yayınla belgelenmesi, ünlü ressamlarımızın ilk dönemlerinde ilgi duydukları ünlü yabancı ressamların kimler olduklarının ipuçları ve teknik becerilerinin ölçütleri olarak, sanat tarihimiz açısından önem taşımaktadırlar. Örneğin, Hamit Görele'nin Veronese'den "Çarmıhta İsa"nın alt kısmını, Zeki Faik İzer'in Poussin'in "Musa'nın Sudan Kurtarılışı"nı, Eren Eyüboğlu'nun Matisse'den "Kadın Portresi"ni, Neşet Günal'ın Tiziano Vecelli'nin"Mezara İndiriliş"ini seçmesini ilginç buldum...
(4) İlgilenenlere not: "J. Paul Getty Museum"un başyapıtlarını belgeleyen bu diziyi "Karum Kitabevi"nde bulabilirsiniz.
(5) "Envanter-Katalog"un biçimlenişini belirleyen tercihlerin eleştiriye en açık yönü de, varolan bürokratik olgularla estetik ölçütlerin dengelenme çabasının yayına yansıyışı olacaktır.
(6) Şeker Ahmet Paşa, Osman Nuri Paşa, Süleyman Seyit Bey, Osman Hamdi Bey, Hüseyin Zekai Paşa, Ahmet Bedri, Şehit Hasan Rıza Bey.
(7) Halil Paşa, Ahmed Münip, Hoca Ali Rıza, Nazmi Ziya Bey, Çallı İbrahim, Sami Yetik, Hikmet Onat, Namık İsmail, Feyhaman Duran, Şevket Dağ, Vecih Bereketoğlu, Eşref Üren.
(8) Hale Asaf, Muhittin Sebati, Mahmut Cûda, Şeref Akdik, Zeki Kocamemi, Ali Avni Çelebi, Refik Epikman, Cevat Dereli.
(9) 1960 yılı hem İbrahim Çallı'nın ölüm yılı, hem de 1961 Anayasasını doğuracak olan 27 Mayıs 1960 darbesinin yılı olması nedeniyle, ekonomik, sosyal ve sanatsal olgular açısından önemli bir dönüm noktasıdır.
(10) Kataloğu incelerken dikkatimi çeken bazı noktaları sayfa numaraları ile aşağıda sıralıyorum:
S.93 - "Shephard" - "Shepherd" olacak.
S.107 - "The Farrier" - "The Blacksmith" (Nalbant) olacak.
S.107 - Sn. Ferruh Başağa'nın doğum yılı 1914 olacak.
S.291 - Kasım Koçak'ın resminin tarihi 1996 olacak, 1976 değil.
S.458 - "Talat Erim" - "Talat Emin" olacak.
S.519 - "Anton Lehten" - "Anton Lehmden" olacak.
S.525 - "Rubomovski ?" - Casimir Rubolowski olacak.
S.540 - Sağdaki sıranın en üstündeki gravür Zeki Kocamemi'ye aittir.
S.547 - Soldan dördüncü N.G. inisyalli resim Nedim Günsür'e aittir.
S.549 - "Players of Jereed" - "Players of Javelin" olacak.
(11) Envanter-Kataloğun gerçekleştirilme aşamasında Sn. Kemal İskender'e, Sn. Güven Turan'a ve Sn. Veysel Uğurlu'ya tablo ve yontuların imzalarının da fotoğraflarının çekilerek bir "İMZA KATALOĞU"nun da ayrıca yapılabileceğini önermiştim. Bu projenin de ilerideki yayın çalışmalarının arasında mutlaka yer alması gerektiğini düşünmekteyim...
Haşim Nur Gürel
07.12.1997
|
 |