 |
|
 |
21. Yüzyılda "Finans ve Sanat Odağı" Olarak "İstanbul"...
Yanılmıyorsam 1992 yılıydı; rahmetli Cihat Burak yayınlanmamış öykü kitabı "YAKUTİLER" ile "YUNUS NADİ ÖDÜLÜ"nü kazanmış, biz de onu İbrahim Paşa Sarayındaki ödül törenine götürüyoruz. Tam günbatımı zamanı asma köprüde çevremizi saran olağanüstü güzellikte bir görüntünün içerisinden geçerken, Cihat Bey'in "Yine güzel, ne kadar uğraşsalar, ne kadar çirkinleştirseler yine de güzel..." dediğini anımsıyorum. (1)
***
İstanbul değişerek, çirkinleşerek, güzellik kavramını da dönüştürerek nasıl yaşıyorsa ve coğrafyasının ve konumunun özellikleri ile hala nasıl sıradışılığını koruyorsa, aynı özellikleri 21. yüzyılda bölgesinin "FİNANS ve SANAT" alanlarındaki önemli bir oyuncusu olma kaderini de -bugüne kadarki yönetimler bunu geciktirmiş olsalar da- kaçınılmaz kılmaktadır denebilir.
Bu konuda umutları arttıran önemli bir girişim Prof. Dr. Selçuk ABAÇ tarafından kurulması öngörülen "TÜRK FİNANS VAKFI"dır. Bu vakıf, Türk Finans Sektörünün gelişimine hizmet etmek ve İstanbul'u "Uluslararası Finans Merkezi" yapabilmek için,
o Finans alanında eğitim kurumları oluşturmayı,
o Ülkenin mikro ve makro düzeydeki finansal sorunlarına tarafsız ve bilimsel temelde çözüm getirecek araştırmalar yapmayı,
o Sistemde mevcut veya öngörülen yeni finansal araçların ve hizmetlerin tasarruf sahipleri, yatırımcılar ve kamuoyunca daha iyi algılanmasını ve benimsenmesini sağlayacak eğitim, tanıtım ve yayın faaliyetlerinde bulunmayı,
o İstanbul'u "Uluslararası Finans Merkezi" yapmayı ve Türk Finans Sistemini Uluslararası Finans Sistemlerine entegre edici faaliyetlerde ve girişimlerde bulunmayı,
o Sanatsal faaliyetlerde bulunmayı ve bu alandaki girişimleri desteklemek amacıyla kurulacaktır.
Prof. Dr. Selçuk ABAÇ'ın girişimcisi olduğu "TÜRK FİNANS VAKFI" yukarıda sayılan amaçlarına ulaşabilmek için,
A- "FİNANS ÜNİVERSİTESİ, FİNANS ENSTİTÜSÜ",
B- "FİNANSAL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ" (FİNAM)
C- "FİNANSAL İLETİŞİM, TANITIM VE HALKLA İLİŞKİLER KURULUŞU",
D- "İSTANBUL ULUSLARARASI FİNANS MERKEZİ KURUMU",
E- "SANATSAL FAALİYETLER MERKEZİ",
kuruluşlarını gerçekleştirmeyi öngörmektedir. Bu girişimin başarılı olmasını ve ülkemizin finans ve sanat alanlarında dünya sistemine varlığını artık duyurabilmesini umuyoruz. Aslında merkezi bürokrasinin ve yandaşlarının obur ve müsrif gırtlakları siyaseten tavizsiz bir perhizle terbiye edildiği an bir çok şeyin yanısıra, İstanbul'un "Uluslararası Finans Merkezi Olması" daha da kolaylaşacaktır. İnsan gücü ve teknolojik donanım konularında ise zaten Türkiye'nin pek bir sorunu yoktur. "8 Yıllık İlköğretim Kampanyası" ile başlatılan eğitim seferberliğinin başarılı olabilmesi için, eğitimin olmazsa olmaz parçası olan "SANATI" ve "EĞİTİMİ"ni de unutmamamız gerekmektedir. Son yıllarda yüksek öğrenim için gençlerin gözde ülkesi A.B.D.'de üniversitelere kabulde "I.Q." (Intellectual Quotient=Zeka Katsayısı) notlarının yanısıra "E.Q." (Emotional Quotient=Duygu Katsayısı) düzeylerinin de önemsenmekte olması, doğruları ancak yabancıların ağızlarından duyunca ayan yetkililerimizi ve kimi aydınlarımızı belki uykularından uyandırabilir. Finans konusundaki mevcutların saptanmasını ve İstanbul'un "ULUSLARARASI BİR FİNANS MERKEZİ" olabilmesinin koşullarını sağlamayı Sn. Selçuk Abaç gibi uzmanlara bırakıp, "SANAT" ve özellikle "PLASTİK SANATLAR" konusunda bir durum tespiti yapıp, somut öneriler getirmek istiyorum. Bunu yapmak gerekmektedir; çünkü İstanbul'da gerçekleştirilecek "ULUSLARARASI FİNANS ve SANAT ODAĞI"nın "SANAT AYAĞI"nın sağlam temellere basabilmesi için tüm bunların düşünülmeye başlanmasının gerekliliğine inanıyorum.
Bugün bütün dünyada görsel sanatlar ve sanatçılar bir ülkenin tanıtımında olduğu kadar, kendi ulusal kültürel değerlerinin başka uluslara benimsetilmesinde de, ulusal ekonomik girişimlerin koçbaşları olarak da kullanıldıkları kadar; meta, eser, iş gücü, dinamizm ve para üretimi açısından da yadsınamayacak roller üstlenmektedirler. Tüm önemli yıldönümlerinin başrolünde "GÖRSEL SANATLAR ve SANATÇILAR" vardır; çünkü kitlelere en dolaysız, dil engeli olmadan ulaşabilmenin yolu "GÖRSELLİK"tir. Londra, 2000 yılı için müthiş hazırlıklar yaparken ("MILLENIUM DOME" ve bir sürü iddialı başka proje ile), Almanlar da Berlin'i "AVRUPA BİRLİĞİ"nin - NEWYORK'a alternatif yeni "KÜLTÜREL BAŞKENTİ" olarak tepeden tırnağa yeniden inşa etmekteler... Biz ise kaynaklarımızı eski politikacılara anıt mezarlar ve devlet dairelerimizi dekore etmeye (2) harcamakla meşgulüz. Şimdi bütün bunları bir yana bırakıp, yakından izlediğimiz "PLASTİK SANATLAR ALANI"nda "OLANLARI, OLMAYANLARI" ve "YAPILMASI GEREKENLERİ" sıralayalım:
A - OLANLAR:
1- "GÖRSEL SANAT EĞİTİMİ" yapan okullar,
2- "GÖRSEL SANAT ÖĞRETMENİ EĞİTİMİ" yapan okullar,
3- Resim ve Heykel Müzeleri (İstanbul, Ankara, İzmir)
4- Arkeoloji Müzeleri (Hemen her önemli kentimizde...) (3)
5- Özel Sanat Galerileri (Tüm ülkede 150 civarında...)
6- Banka Galerileri
7- Bankaların ve Kurumların Kültür Hizmetleri
8- Banka Koleksiyonları
9- Özel Koleksiyonlar
10- Eleştirmen, Küratör, Sanat Tarihçisi Kimlikler
11- Özel Plastik Sanatlar Dergileri
12- SPONSOR KURUMLAR
13- İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı
14- PSD - Plastik Sanatlar Derneği
15- Özel Sanat Galerileri Örgütleşmeleri
16- ART-İST İstanbul Sanat Fuarı
17- Çeşitli Plastik Sanatlar Yarışmaları Organizasyonları
18- "Sanat Kitabı" Basımında Yetkinleşmiş Matbaalar
19- Palazlanmış bir "GRAFİK ve REKLAM" Sektörü
20- Yavaş yavaş "Plastik Sanatlar"a yanaşan bir "MEDYA SEKTÖRÜ" (Basın, TV ve Radyo)
21- Özel Sanat Atölyeleri (Resim, Seramik, Hat, Takı, vb...)
22- Sanata yer veren gelişmiş bir "SÜRELİ YAYIN (DERGİ) SEKTÖRÜ"-özellikle Mimarlık, Dekorasyon ve Kadın Dergilerinde...
23- İNTERNET - yaygınlaşması ile dünya ile her türlü sanatsal iletişimin sağlanması
24- Ülkemizin "ONİKİBİN YILLIK GEÇMİŞ'E UZANAN KÜLTÜREL MİRASININ TÜMÜ" .... (Binalar, Tarihsel Doku, Folklor, Gelenekler, İnsanlar...)
***
B - OLMAYANLAR VE/VEYA OLANLARDAKİ OLUMSUZLUKLAR:
1- Görsel Sanat Eğitimi yapan okullar; tipik bir "Akademizm" içerisinde dinamizmlerini yiritmişlerdir; kadrolarında da bürokrasilerin kaçınılmaz hastalığı klikler sözkonusudur. Coşkulu bir sanat eğitimi ortamı yoktur.
2- Orta öğretimdeki sanat dersi programları tam anlamıyla birer fiyaskodurlar. Bu programlar "resim seveni" resimden "soğutmakta"dırlar. Bunda "Müze Eksikliğimiz"in de büyük rolü vardır. "Görsel Sanatlar Disiplini" "Kaliteli Örnekleri" göstererek en küçük yaşlardan - "Anaokullarından" başlayarak oluşturulabilir.
3- "Resim ve Heykel Müzelerimiz" yetersiz az ve çağın gerisinde kalmışlardır. Mevcutların derhal ele alınması ve her önemli kentimizde "Modern Sanatlar" ve "Çağdaş Sanatlar Müzeleri"nin kurulması gerekmektedir.
4- Arkeoloji Müzelerimiz çağdaşlaştırılmalı ve her alandan, her yaştaki öğrencilerin sanat eğitimi programlarına gezilerle dahil edilmelidirler.
5- "Özel Sanat Galerileri"ne çeşitli fonlardan destek sağlanmalıdır. İngiltere'de ve Almanya'da "Lottery Fund" (Lotarya Fonu) veya "City's Art Council" (Kent Sanat Konseyi) mekanlar ve sergiler için projeleri uygun bulursa destek sağlamaktadır. (4) Vergi konularında da Avrupa ile eşdeş kolaylıklar sağlanmalıdır.
6- Bankaların ve diğer kurumların sanat galerileri Türkiye'de önemli bir sorundur. Her alandaki ucuzlukların, çapraşıklıkların, açıkgözlüklerin bu alandaki yansımasıdır bu banka galerileri... Bir sürü şirketin giriş hollerini sanat galerisi ilan etmeleri de aynı zihniyetin sonucudur. Haldır haldır kartvizit sanatçısı üreten okulların ve özel atölyelerin mezunlarına ince eleyip sık dokumadan sergi açmak imkanını getiren mekanlar olarak bu talebin karşılıkları da denebilir onlara...
Bir tek YKB'nin "Kazım Taşkent Galerisi"nin mekanıyla, kaliteli sergiler programı ile ve bu işin mutfağından yetişen ve piyasayı bilen yöneticisi Veysel Uğurlu ile bir istisna oluşturduğunu söyleyebiliriz. YKB bu sergi ve katalog yayını faaliyetlerini ayrı bir şirket olarak düzenleyip bankalar kanununun kısıtlamalarından kurtulmak yolunu da seçtiği için, Galatasaray'daki bu galeri ticari açıdan da rantabl olma kıstasına mecbur olan, ancak belli ölçüde de bankanın himayesinden de yararlanan ilginç bir örnektir. Aslında YKB yayınları ile, "Sermet Çifter Kütüphanesi" ve orada düzenlenen ilginç "ARŞİV SERGİLERİ", "SALI TOPLANTILARI" ve diğer sergiler ve onlara ilişkin yayınlarla ve yavaş yavaş, sessiz sedasız büyüyen koleksiyonu ile "ADI KONMAMIŞ BİR MÜZE"nin prototipi gibi faaliyet göstermektedir. Ne var ki, özellikle "GÖRSEL SANATLAR ALANI"nda küratörleri, sanat tarihçilerini ve restoratörleri de kapsayan daha geniş bir kadroya ve "UZUN VADELİ BİR KOLEKSİYON ALIMI POLİTİKASI" ile bunu olanaklı kılacak "BÜTÇEYİ" ve "MEKANLARI" bu prototipe eklemlendirerek "YKB MÜZESİ"ni gerçekleştirebilir. "GALERİCİLİK OYNAMAK"la geçen sürelerden elde edinilen birikim ancak böyle bir nihai hedef varsa mazur görülebilir.
Beyoğlu bölgesinin diğer iddialı kurumu AKSANAT'ın plastik sanatlar sergilerinde genelde daha farklı bir sanatçı kesiti izlenmektedir; bu sergilerin havasını büyük ölçüde yansıtan kalıcı belge olan "50. yılında AKBANK SANAT KOLEKSİYONU"nda (5) Akbank Sanat Galerilerinin amatör çizgisinin ve koleksiyon anlayışındaki ucuzcu, gustosuz yaklaşımın izlerini ne yazık ki ağırlıklı olarak izleyebilmekteyiz. AKSANAT'ın bünyesindeki -plastik sanatlar açısından- en önemli fonksiyon bence "BASKI ATÖLYELERİ"dir; diğer bankalar da galeri açacaklarına baskı atölyeleri açsalar veya galerilerini baskı atölyelerine dönüştürseler, en azından bir sanatsal üretime olanak sağlamış olacaklardır.
7- "Kurum Kültür Merkez"lerinin sahiplerinin plastik sanatlar konusunda yeterli düzeyde bilgili ve ilgili olmamaları, bu merkezlerin yönetimlerinin tutarlı politikalardan yoksun olmalarını nedenlemektedir.
8- Bankalar mevcut koleksiyonlarının envanterini yaptıktan sonra "KİMLİĞİ AÇIK, BİR UZMAN DANIŞMAN" ile "KISA ve UZUN VADELİ BİR SANAT PROGRAMI"na "YETERLİ BÜTÇE AYIRARAK" her tür plastik sanat üretimini izleyerek alım yapmalıdırlar.
9- Özel Koleksiyonerler, sanat piyasasının mutfağından haberdar profesyonel danışmanlarla işbirliği içerisinde alım yapmalıdırlar.
10- Parmakla sayılabilen Eleştirmen, Kürtör ve Sanat Tarihçisi yetişmesi için kurumların bu alanlarda kadrolar sağlamaları gerekmektedir (6).
11- Plastik Sanat Dergilerinin tirajları ve içerikleri ne yazık ki özlenen seviyelerde değildir. Plastik Sanatlar Dergileri yazılara kayda değer ücretler ödeyip, bu işle yaşayabilecek insanları varetmeden bunun da olabileceğini söylemek güçtür.
12- Sponsor Kurumlar "VER ve KURTUL" yaklaşımından "İLGİLİ VE BİLGİLİ" mesenler çizgisine ulaşarak uzman danışmanlarla yürütecekleri "SANAT PROGRAMLARI"na ağırlık vermelidirler.
13- "İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı", İstanbul Biennali'nin düzenleyicisi olmanın sorumluluğunu, "full-time" tüm Türkiye'nin plastik sanatlar sahnesini izleyip, arşivini tutabilecek bir örgütlenmeye zaman içerisinde giderek taşımalıdır.
14- PSD- "Plastik Sanatçılar Derneği", üyesi sanatçılara üretme, sergileme ve tanıtım alanlarında yararlı olabilecek girişimler yapıp resmi ve özel kurumlardan mekanlar, sponsorlar ve fonlar için talepkar olmalıdır.
15- Özel Sanat Galerilerinin yurt çapında örgütlenmeleri ve dayanışma içerisinde olmaları acilen gerekmektedir.
16- Art-İst Sanat Fuarı Galeri Örgütlerinin koşulsuz denetimine geçmelidir.
17- Resim Yarışmalarının jürileri tümüyle bağımsız eleştirmenlerden ve sanat tarihçilerinden oluşturulmadıkça ve ödül tutarları da kayda değer rakamlar olmadıkça grafikleri yükselemez. Mevcut jüri oluşumları ve ödül tutarları işi amatörler yarışmasına dönüştürmüştür. (7)
18- Matbaa sektöründe teknolojik ekipmana yakışır daha geniş kadrolu ekiplerle önemli yayınların hazırlanmasına geçilmelidir.
19- Grafik ve Reklam Sektörü ekonomik palazlanmasıyla kendini dev aynasında görmekten vazgeçmelidir; bu sektörün garibim Türk Halkının 1980 sonrası "BEYNİNİN YIKANMASI SÜRECİ"nin önemli bir bileşeni olmasını aklayacak herhangi bir girişimi de henüz yoktur. Oysa Çağdaş Sanatları desteklemek konusunda çok daha etkin rollere soyunabilirler; bu arada kendi profesyonel alanlarında da bu yaklaşımlarından yararlanabilirler (İngiltere'deki Saatchi'ler gibi).
20- MEDYA'nın her dalında uzman plastik sanatlar uzmanlarını istihdam etmesi gerekmektedir; ancak bu sayede neyin kayda değer neyin önemsiz olduğunun ayırımını yapabilecek ve bir takım hataların önüne geçilebilecektir.
21- Özel Sanat Atölyeleri örgütlenerek kendi aralarında bir denetim mekanizması oluşturmalıdırlar.
22- Dergilerdeki Plastik Sanatlar yazıları her açıdan daha seçmeci ve nitelik arayışı içerisinde olmalıdırlar.
23- İNTERNET kullanımının yaygınlaştırılması amaçlanmalıdır.
24- "ÜLKEMİZİN KÜLTÜREL MİRASI" belgelenerek, örneğin yine İNTERNET aracılığı ile tüm öğrencilerin ulaşabilecekleri bir dokümantasyon ve bilgi merkezi ile tüm dünyaya açılmalıdır.
***
C - YAPILMASI GEREKENLER:
1- Sanat'ın varolabilmesi, yaygınlaşabilmesi ve tanıtılabilmesi herşeyden önce bir "KAYNAK" sorunudur. Yazımızın başlığında sözünü ettiğimiz "21. Yüzyılda Bir Finans ve Kültür Odağı Olarak İstanbul" projesinin gerçekleşebilmesi için, düşünülecek örgütleşmeler içerisinde en üst düzeydeki yönetici ile bağlantılı olarak çalışacak "PLASTİK SANATLAR YAPILANMALARI" konunun uzman niteliği tartışılmaz kimliklerin yönetiminde paralel olarak biçimlenmelidirler.
2- Güzel Sanatlar Eğitimi yapan okullar ve hatta ortaöğretim kurumları taranarak veya onlarla irtibat kurularak yetenekli öğrenciler burslarla desteklenmelidir.
3- Yeni mezun sanatçıların üretebilmeleri ve yaşayabilmeleri için, Glasgow'daki "Transmission" (Aktarım) veya "Tramway" (Tramvay) gibi örneklere benzer örgütleşmelerle finans sağlanabilir. (8)
4- Genç Sanatçıların yararlanabileceği ve halka düşük fiatla özgün sanat yapıtı satarak giderlerini karşılayabilecek merkezi "BASKI ATÖLYELERİ" finanse edilebilir. Devinimi ve ulaşabilirliği en kolay sanat nesnesi olan baskıları hem gençlerin sanatlarını geliştirebilmeleri, hem giderlerini karşılayabilmeleri, hem de plastik sanatların yaygınlaşabilmesi için teşvik etmek gerekmektedir.
5- Tüm Dünyadaki ülkelerle değişim programları gerçekleştirilmelidir. (Örneğin "Baskı Sanatı" için Japonya, Çin, Hindistan, Endonezya gibi doğu ülkeleri de muhakkak düşünülmelidir.)
6- "Yaz Akademi"leri düzenlenmelidir; her sanatçı İstanbul'da bir yaz geçirmek ister. Buna karşılık da biz de gençlerimizi dünyanın başka yerlerine gönderebiliriz; Türkiye'nin bir Arkeoloji Hazinesi olması nedeniyle her sene bir başka ilginç yörede organizasyonlar yapılabilir.
7- Merkezi Arşivler oluşturulmalıdır; aksi halde araştırmacılar büyük zaman kaybı yaşamaktadırlar...
8- Türkiye'deki tüm bu olguları olduğu kadar Ortadoğu, Asya, Balkanları da kapsayabilecek -örneğin İngilizce- bir uluslararası yayın çıkarılabilir.
9- Türk Sanatçılarının CD-Rom'ları yapılıp Dünya Müzelerine ulaştırılabilir.
10- Uluslararası Fuar Etkinliklerinin Türkiye'de yaygınlaşabilmesi için "MEKAN" ve "KAYNAK" kolaylıkları sağlanmalıdır.
Görülmektedir ki, kopuk kopuk da olsalar Türkiye'de ve özellikle İstanbul'da "PLASTİK SANATLAR ALANI"nda önemli gizilgüçler ve somut bilgi, deneyim, koleksiyon birikimleri var; iş ne yapacağını bilen bilinçli bir girişimle tüm bu "ATOMİZE UNSURLARI" örgütlemekten geçmektedir, ve tabii en azından ilk ivme için gerekli kaynak sorunlarını da çözmekten...
Uluslararası çevrelerle iletişim içerisinde "İSTANBUL'UN BİR FİNANS ve SANAT ODAĞI" olarak yapılanmasına yönelik "TÜRK FİNANS VAKFI" gibi girişimlerin konuya yıllardan beri sözü edilen katalizör etkisini yapacağı inancındayım. "YOKLUKLARIN OLDUĞU YERLERDE FIRSATLAR DA VARDIR" sözünü anımsayarak, bu tarz çok yönlü büyük organizasyonların girişimcilerinin 21. yüzyılda ülkemizin plastik sanatlar alanındaki eksiklerini giderme sürecini başlatarak, kalıcı onur kazanacaklarını düşünmekteyim. (11)
(1) "Ama artık geceleri daha güzel..." diye kendisini yanıtlamıştım.
(2) Sonunda bu aptalca israf modası tarihi miras kapsamındaki TBMM toplantı salonuna bile sokuldu...
(3) Arkeoloji Müzelerimiz ülkemizin en önemli artılarındandır; ancak çağdaşlaşmaları için yatırım yapılmalıdır ve plastik sanatlar eğitimimizin temel taşları olarak değerlendirilmelidirler.
(4) The Art News Paper'ın Nisan 1998 sayısında önemli bir İngiliz Çağdaş Sanatlar Galerisi'nin Birmingham'daki yeni mekanına 6 milyon sterlinlik bir destek sağlandığı haberi yer almakta (Ikon Gallery'ye...)
(5) Bu kitabın yazarı Sn. Ahmet Kamil Gören'i ve kitabın grafik düzenini gerçekleştiren Sn. Ersu Pekin'i bu eleştirilerden vareste tutmak isterim; onların çalışmasında varolan malzeme ile yapılabileceğin en iyisini yapabilmenin titizliği, sorumluluğu hissedilirken; -satınalma sorumlularının net olarak belirtilmediği- alımı yapılan koleksiyon parçalarının elde edilmesinde benzer bir itinadan eser yoktur.
(6) Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Sn. Sezer Tansuğ'a son yıllarında yalnızca Zaman Gazetesinin sürekli bir yazı köşesi ve aylık bir ödeme sağlaması ibret alınacak bir olaydır. Bu arada 14 Mart 1998-Yeni Yüzyıl'da Sn. Turgay Gönenç'in "Resim Eleştirmenlerinin toplu intiharı" başlıklı yazısındaki saptamaları bu alandaki yozlaşmayı net olarak ortaya koymaktadır.
(7) Yine Sn. Turgay Gönenç'in bu kez 21 Mart 1998 tarihli Yenigün'deki "Ödüller ve Kurum Galerileri" yazısı bu alandaki vahim durumu da net olarak saptamaktadır.
(8) Bakınız Gençsanat Dergisi Ocak 1998, Sayı: 41, "Gençler, Sanat ve Anlatım... Londra ve Glasgow'dan Örnekler", s.8-11.
(9) "Millenium Dome'un bilgisayar görüntüsü; Londra'daki "Albert Hall"un onüç katı büyüklüktedir. Proje için öngörülen toplam harcama 758 milyon sterlindir. Bu bedelin 400 milyon sterlini Lotarya fonlarından, 150 milyon sterlini sponsorlardan, 160 milyon sterlini bilet gelirlerinden, 44 milyon sterlini eşya satışlarından karşılanacaktır.
(10) Richard Meier tarafından tasarlanan Getty Müzesi'nin Lobisi "BİR MİLYAR DOLAR"a malolan bu kompleksin yılda yerel ekonomiye "ÜÇ MİLYAR DOLAR" katkı sağlayacağı hesaplanmaktadır.
(11) Finans ve Sanat ilişkilerini çok boyutlu olarak yansıtan "THE ART NEWSPAPER"ı tüm ilgililere bu arada öneririm. Abone olmak için, telefon +44(0)173 2884023; fax: +44 171 7353332.
Haşim Nur Gürel
09.04.1998
|
 |