 |
|
 |
Görünürlük veya "Görünmez Adam"lıktan Kurtulma Arayışları Üzerine…
2001 Güzünde Görsel Sanatlar Alanındaki Son Gelişmeler…
SORU :
MÜZELER NE İŞE YARARLAR?
CEVAP:
SANAT YAPITLARINI GÖRÜNÜR KILARLAR…
SANAT YAPITLARINI ANLAMLANDIRIRLAR…
SANATÇILARI PAYELENDİRİRLER…
SANAT YAPITLARININ DEĞER KAZANMALARINI SAĞLARLAR…(?)
SANAT PAZARININ HAREKETLENMESİNE KATKI SAĞLARLAR…
Ayrıca,
Toplumun boş zamanlarını geçirebileceği, kendi arasında iletişim kurabileceği, nitelikleri sanatsal ürünlerin alışverişini de yapabileceği ve farklı yemek yeme seçenekleri de sunan alternatif bir mekan sağlarlar, sunarlar.
Toplumun sanat yapıtı ve belge birikimini saklarlar, korurlar, restore ederler. Bu birikimlerini sergilerler, yorumlarlar ve yine bunlara ilişkin ve diğer sanatsal ve toplumsal sorunlar üzerine araştırmalar yaparlar.
Toplumdan kurumlarına yönelik her türlü katkının sağlanabilmesi için sürekli olarak her türlü girişimi yaparlar, projeler geliştirirler.
***
ÜLKEMİZDEKİ RESİM HEYKEL MÜZELERİNİN VE DİĞER DEVLET GALERİLERİNİN VE KURUMSAL KOLEKSİYONLARIN 1937( İ.R.H.M.sinin Atatürk'ün emri ile kurulduğu tarih)'DEN GÜNÜMÜZE GELİŞİMİ VEYA İSTENDİĞİ ÖLÇÜDE GELİŞEMEDİLER İSE, NEDENLERİ…
R & H Müzeleri ve "Kent Galerileri" projesinin 1930'lardaki "Halkın Eğitimi"ne yönelik tüm diğer düzenlemeler ile bütünleşen, kendi içinde tutarlı, akılcı bir yapısı olduğu söylenebilir… "Devlet Sergileri" aracılığı ile her yılın en nitelikli sanat yapıtları üretimi "Ana Müze"nin koleksiyonunda biriktirilecek ve "Kent Galerileri" aracılığı ile tüm toplum ile paylaşılıp, toplumun görsel eğitimine katkıda bulunmaları sağlanacaktı…
Ne var ki, "d Grubu" ressamlarının "Akademi" ve "Müze" yönetimindeki ağırlık kazandıkları o yıllarda, hem devlet sergileri, hem de müze yapıt alım tahsisatlarının yapıt kalitesi dışında kıstaslara göre kullanıldığını gösteren çok sayıda örnek ve çok sayıda bu konuya ilişkin öykü vardır…
Örnek olarak, kendisi de bir "d Grubu" sanatçısı olan Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun şu satırlarını anımsayalım:
"… Cepheye mermi taşıyan köylü kadınlar mevzuu ancak bu kadar ciddi bir mesai sonunda bir eser kisvesine bürünebilir. Yukarıdas ana çizgilerini sıralamaya çalıştığımız malzeme ve çalışma temin edilmedikten sonra günde birkaç saat çalışarak bir veya iki ayda ortaya konan esere tam manasıyla şişirme tabir olunur. Ve malesef ressamlarımızın çoğu bir aralık bu nevi tablolar yapmışlardır.
Bugün bu tablolar Dolmabahçe'deki müzenin muhteşem duvarlarında asılmakta ve neden sonra aklını başına devşiren ressamlarımızdan çoğu bu resimleri gördükçe renkten renge girmektedirler. Bütün emelleri daha iyi resim yaparak müzeye hediye etmek ve onları oradan kaldırmaktır.
Üçüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisinde bu nevi şişirme tabloların buluınmayışı bu bakımdan dikkate layıktır.
Bir sanatkarın her şeyden evvel kendi imkanlarını bilmesi kendini tanıması ve yorganına göre ayağını uzatması lazımdır…"
(Bedri Rahmi Eyüboğlu, Bütün Eserleri / 9, sayfa 99, Bilgi Yayınevi, Birinci Basım Aralık 1995 - Yazının ilk Yayınlandığı Yayın: Ülkü Dergisi, 1 Aralık 1941)
***
Sonuçta müze, toplumun görsel eğitimine ve sanatçıların başarılılık ölçülerine göre görünür kılındıkları ve ödüllendirildikleri bir kurum olmak yerine, bir klikin olanaklarını kendi ürettiği yapıtları değerlendirmek için kullandığı ve yeterli ölçüde yapıt ve belge toplamayan - hatta topladıklarını saklıyamayan ve koruyamayan - etkinlik, araştırma ve sanat yapıtlarını yorumlamak işlevlerini yapmayan, bu işleri yapabilecek nitelikte kadrolar oluşturamayan ve yetiştiremeyen bir "Depo-Müze" haline dönüştürülmüştür.
Özellikle 1969 davalüasyonundan sonra mevcut devlet müzelerinin alım bütçeleri son derece yetersizleşmiş , ve örneğin İ.R.H.M. Koleksiyonunun 1975 sonrasında üretilen yapıtlar açısından birikiminin önemli yapıtlar açısından son derece sınırlı ve yetersiz kalması sonuxcunu doğurmuştur. Bu dönemde üretilen yapıtların en "hasları" seçkin özel koleksiyonlartda yerlerini almışlar; ancak toplumun görsel belleğine kayıtları büyük ölçüde olamamış veya sahiplerinin iyi niyetlerine, girişimciliklerine veya "paylaşmak" sağ duyusunu göstermelerine bağlı kalmıştır…
***
Son onbeş yıl içerisindeki ( !987'deki İlk Uluslararası Sergiler veya I. Bienal'den Günümüze) müzelerimizin çağdaşlaştırılması girişimlerinin başlatılmasında İ.D.R.H.M'nin 50. Kuruluş Yıldönümüne denk gelen Milli Saraylar Sempozyumu'nun rolü olduğu kadar, bugün yaşanılan sıkıntıların temelinde 1937 - 1987 döneminde mevcut müzelerimizin yeterli, nitelikli ve doğru yöntemlerle çalışmamalarından kaynaklanan sorunlar da vardır...
Bugün 2001'deki müze hedefli girişimlerin en azından bu açıdan doğru yaklaşımlara sahip olmaları çok önemlidir, hayati önemdedir…
Toplumumuzun büyük çoğunluğunun görsel sanatlara ilgisi konusunda ise şunlar söylenebilir:
1- Son derece kısıtlı bir görsel sanatlar izleyicisi kitlemiz vardır. Sıradan sergilerde 150 - 500 kişi; "Mega Sergi"lerde (Erol Akyavaş, Burhan Doğançay Retrospektifleri gibi) 10 - 15.000 kişi; Bienallerde ise 35 - 70.000 kişi…
2- Büyük Medya (Büyük gazeteler ve bağlantılı TV'ler ve dergi grupları) "Görünürlülük Şansı"nı öncelikle,SANSASYONA, SKANDALA, MAGAZİNE, POLİTİKACILARA, FUTBOLCULARA, CİNSELLİĞE ve PARAYA vermektedir.
3- Profesyonel olarak görsel sanatlar ile ilgilenen krkum sayısı hala çok sınırlıdır.
4- Sürekli olarak bünyelerinde profesyonel görsel sanat danışmanları olan kurum sayısı çok sınırlıdır; büyük medya kuruluşlarında bilr bu anlamda sorumluluk yükümlenen kişiler yoktur. Örneğin gazetelerde daha çok edebiyatçılar görsel sanat konularında ahkam kesmektedirler. Örneğin Hürriyet Gazetesi , sürmekte olan "İstanbul Sanat Fuarı"nı ve onun "Onur Sanatçısı Adnan Varınca"yı es geçip bir ay sonraki "Kitap Fuarını ve onun Onur Sanatçısı"nı - sanat fuarı sürerken sanat ekinin manşetine çıkarmakta beis görmemektedir, ve hiç bir şekilde de hiç bir kışıden eleştiri almamaktadır. Gazetenin bu konularda sorumluluk taşıdığı varsayılabilecek kişisi sanat fuarı süresince davetli olarak gittiği Frankfurt Kitap Fuarı'ndan öyküler nakledip, bir gün bile Danışma Kurulu Üyesi de olduğu İstanbul Sanat Fuarı'na, Onur Ödülleri'ne, orada yeralan sergiler ve sanatçılar konusuna değinmemeyi başarabilmektedir. Tabii bu konuda Fuar Düzenleyicisi meslek örgütü, Sanat Galericileri Derneği'nin tanıtım çalışmalarının yetersiz kalmasının da rolü büyüktür.
5- Sanat Fuarı gibi bazı görsel sanmat olaylarının görmezden gelinmesi tavrını başka bir çok medya organında ve kişisinde görmek de olasıdır…
***
Neticede "Görülebilirliği en yüksek düzeyde olan bir sanat dalı" "GÖRÜNMEZLİĞE" mahkum edilebilmektedir…
Bunun başka ne nedenleri olabilir ?
1- 1980 sonrası görsel sanat yapıtları üretimimizde genelde bir heyecan yoksunluğu, tekrar, yurtdışından alıntılama eğilimleri yoğun olarak izlenebilmektedir.
2- Üretyilen sanat yapıtlarının en azından önemli bir bölümü toplumun görsel eğitimine katkı sağlaması için önkoşul olan "iletişim sağlayabilme" ve "bireyin gündelik yaşamına pozitif bir katkı getirebilme" boyutlarından yoksundurlar…
***
Çağdaş Sanat ve Görsellik Üzerine Başka Gözlemler & Saptamalar…
Batı ülkelerinde özellikle A.B.D.'de "Duchamp'a Saygı" bizde ise "Türkan Sultan'a Saygı" yaklaşımının ardında bizdeki görsel sanatçıların toplum çoğunluğunun görsel belleğinde yer atmiş bir imgeye referans vermeye çalışmaları, o bellek tuğlasına tutunmaya çalışmak ile açıklanabilir… A.B.D.deki çağdaş sanatçı binlerce rakip sanatçının arasından sıyrılabilmel için seçtiği sanat dalının en saygın ikonlarından birine gönderme yapmayı seçerken, ülkemizin türk sanatçısı son yılların ilginç bir gelişmesai olartak ona ilgi göstermeyen, bir anlamda dışlayan toplumun büyük bölümü ile iletişim kurabilmek için, onların belleğinin ortak tartışılmaz bir ikonuna bir sinema yıldızına - toplumun son kırk yılının en görünür kişilerinden birisine tutunmayı seçebilmektedirler…
Duchamp'ın ürettiği işlerin imgeleri ile Türkan Şoray'ın sinema kariyerinden fotografik imgeler Rsındaki entellektüel oran da batı toplumundaki izleyici ile bizdeki izleyici arasındaki donanım farkını mı ortaya koymaktadır acaba?
Yoksa büyük toplumun ilgisini batı taklitçisi yaklaşımlar ile çekebilme, çelme umudunu yitiren galericilerin populizm bataklığına sürüklenişlerinin bir işareti midir bu?
***
Art Newspaper'ın Kasım 2001 sayısından Arjantinli economist Eduardo Costantini'nin "Latin Amerika Sanatı Müzesi, Buenos Aires'in New York'a 11 Eylül'de yapılan terrorist saldırıdan 10 gün sonra açıldığını öğreniyoruz; çok ilginç bir raslantı olarak Can Elgiz'in Türkiye'nin illk güncel sanat müzesi olma iddiasındaki "Proje 4 L - İstanbul Güncel Sanat Müzesi" de halka kapılarını 21 Eylül'de açtı.(Protokol açılışı ise 20 Eylül 'de idi…) Bir başka ilginç raslantı, ikisi de derin bir ekonomik kriz süreci yaşayan ve birbirleriyle kıyaslanan Arjantin ile Türkiye'nin müze girişimciliği konusunda da bir senkronizasyon tutturmaları…
Bu iki girişimi ana hatları ile kısaca özetlemek konuyu daha da ilginç hale getirebilir ve aydınlatıcı olabilir diye düşünüyorum…
Latin Amerika'nın yatırım fonlarını yöneten Consultatio şirketinin başkanı olan Costantini , son on yılda Sotheby's ve Christie's New York'taki Latin Amerika satışlarındaki sürekli alımları ile dikkat çekmişti.
The Museo de Arte Latinoamerikano de Buenos Aires (MALBA), üç genç Arjantinli mimarın - Gaston Atelman, Martin Fourcade, Alfredo Tapia - tasarladığı kentin seçkin bir bölgesi olan Avenida Figueroa Alcorta'da (Ki burada gayrimenkul kiralarının metrekaresi 2750 USD mertebesinde) yer alan 25 milyon USD'lık bir binaya sahip…
Daha once "Palacio de Bellas Artes, Mexico City"nin yöneticisi olan Agustin Arteaga MALBA'nın ilk yöneticisi ve Costantini de Mütevelli Heyetinin başkanlığını üstlenmiş durumda…
Müzenin yapımına karşı çıkan bir grup küçük ancak gürültücü komşuların protestolarına karşın Costantini'nin projesi gerçekleştirilme sürecinde imar yönetmeliklerine iki konuda uymama izni veren yerel yönetimin yardımları ile, ki bunlardan birisi çatı terasının şeffaf bir çatı ile kapatılarak sergilenme alanının tasarlananın - iki katta 1800 metrekare- iki misline çıkabilmesini sağladı.
Açılış sergisinin -" Latin Amerika'da Sanat"- özünü, Costantini'nin kendi koleksiyonundan 228 Latin Amerikan yapıtı oluşturmakta ; bunların arasında Robert Matta, Frida Kahlo, Diego Rivera, Wilfredo Lam, Tarsila do Amaral, Joaquin Torres-Garcia, Pedro Figari, Antonio Berni, Emilio Pettoruti ve Xul Solar gibi sanatçıların yapıtları var. Koleksiyonda özellikle Uruguay, Brezilya, Arjantin ve tabii ki Meksika sanat yapıtları daha kuvvetle temsit edilmekteler. Bunlar dışında 60 kadar yapıt da galerilerden, özel koleksiyonerlerden ve diğer kurumlardan açılış sergisi için ödünç alınmış…
Sonraki programda, 26 ülkeden sanatçıları , bu arada A.B.D. ve İspanya'daki Latin sanatçıları da kapsayan çağdaş Latin ve İspanyol sanatı konulu bir sergi - "Politicas de la diferancia: arte iberoamericano de fin de sieglo"- var. Programlanan diğer sergiler arasında , "Lasar Segall Retrospektifi", Frida Kahlo ve Diego Rivera'nın resimlerine ve fotograflarına adanmış bir sergi ve bir "Guillermo Kuitca Retrospektifi" de var.
Müzede alışılmış modern hizmetlere sahip : bir multimedia kitaplık, hediyelik eşya dükkanı, lokanta ve kafe, Koleksiyonun 480 sayfalık bir katalogu da İspanyolca ve İngilizce olarak edinilebilmekte…
(Victoria Verlichak'ın yazısından kısaltılşarak çevirilmiştir. HNG- The Art Newspaper, No. 119, Kasım 2001)
***
Kule tipi A 4 tipi yapılar konusunda uzmanlaşmış bir inşaatçı olan Can Elgiz'in Proje- 4L'sinin ise aşağı yukarı yukarıda anılan müzenin onda biri cıvarında bir ilk yatırım maliyetinin olduğu söylenebilir. Binanın yer aldığı Büyükdere Caddesi paralelindeki Ali Kaya Sokak'taki ofislerin aylık kira bedellerinin metrekaresinin ise 20 USD civarında olduğu bilinmektedir.
Can Elgiz'in "Uluslararası Sanat Yapıtları Koleksiyonu"nda ise 50 cıvarında farklı ülke sanatçılarından sanat yapıtı olduğu (Peter Haley, Eric Fischl, Andy Warhol, Julian Schnabel, Gerhard Richter gibi sanatçılardan) ; değişik kuşaklardan Türk sanatçılarının 350 cıvarında farklı türlerde sanat yapıtlarından oluşan, son dönemlerde daha çok soyut sanat yapıtlarına yoğunlaşan bir "Türk Sanatçıları koleksiyonu olduğu da bilinmektedir.
Proje 4L'nin etkinlik ve sergi programlarını küratör Vasıf Kortun'un organize etmeye çalıştığı gözlemlenmektedir.
Mimarisi Giz Mimarlık'a ait olan müzeye, iç dekorasyonu Mahmut Anlar tarafından yapılan, içiçe çözümlenilmeye çalışılmış bir kitapçı ve bar/kafe mekanı bağlantılı olarak çözümlenmiştir.
Açılış öncesi organize edilen üç konferanstan sonra, müzenin açılış sergisi çağdaş Türk ve bazı yabancı sanatçılardan bir kesiti sergileyen "Yerleşmek" adlı kavramlı sergi oldu; sonraki programlar konusunda kesin bir bilgi müze yöneticilerinden öğrenilemedi.
***
Bienal konusunda söylenebilecek çok fazla bir şey yok; kısaca söylebnebilecek tek şey , "Parayı bizim verdiğimiz düdüğü onların çaldığı…"
Haşim Nur Gürel
4 - 9 Kasım 2001
|
 |