|
Türk Sanatçılarının Dünya Ustalarıyla Coşkulu Buluşması - Bülent Berkman
Yeni bir sanat mevsiminin eşiğinde olduğumuz şu günlerde, İstanbul'da büyük bir plastik sanatlar olayına tanık olacağa benziyoruz. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nca düzenlenen ve 25 Eylül-15 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 1. Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri, bugüne değin basına ulaştırılan programıyla, içeriğiyle, ilginç mekân ve sanatçı, seçimleriyle vakfın şimdiye değin İstanbul Festivali ve Sinema Günleriyle İstanbullu'lara sunduğu coşkulu ortamlara bir yenisinin ekleneceğini muştuluyor.
Uluslararası sanat ve kültür etkinliklerinin üst düzeyde bir kesitini yurdumuzda sergilemek, Türk izleyicisine ve sanatçısına uluslar arası sanat ortamında evrensel sanatın gelişimine katkıda bulunan sanatçıları tanıtmak, Türk sanatçıları uluslararası sanat ortamına sunmak, uluslar arası sanat olgusunu oluşturan birimler ile Türkiye'deki birimler arasında ilişki ve iletişim kurmak gibi görünüşte oldukça iddialı ilke ve amaçlarla yola çıkan İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, bir Düzenleme Komitesi oluşturarak bir yıl önce, uluslar arası sanat ortamında etkili olan kişilerden bir grubu İstanbul'a çağırmıştı. Bu görüşmeler sonucunda, sergilere katılacak yabancı sanatçılar saptandı ve basına açıklandı. Bu sanatçıları Türkiye'ye getirecek olan İtalyan eleştirmen Germano Celant, festival düzenleyicilerinin belirttiklerine göre, söz verdiği sanatçıların programlarını ayarlayamadıkları gerekçesiyle bu yılın değil, gelecek yılın sergilerine katılabileceklerini açıkladı. Bunun üzerine yeni adlar belirlendi. Vakfın Genel Müdürü Aydın Gün, bu yeni adların saptanmasında ve gereken ilişkilerin sağlanmasında Beral Madra'nın büyük katkıları olduğunu özellikle belirtiyor.
İlk programın gerçekleşmemesi ve yerlerine kısa sürede yeni sanatçıların bulunmak durumunda kalınması sanat çevrelerinde çeşitli söylentilere yol açtı, doğal olarak. Bunlardan en önemlisi ve büyük bir olasılıkla en doğrusu sergiler için ayrılan bütçenin yeterli olmamasıydı.
İkinci kaygı, kısa sürede yeni adların saptanmasının kaliteyi düşüreceği yönündeydi. Ancak bu kaygıyı da bir ölçüde ortadan kaldıracak flaş sanatçılar yok değildi, yeni listede. Örneğin İtalyan "Arte Povera" akımının iki ünlü temsilcisi Michelangelo Pistoletto ve Gilberto Zorio, tüm dünyada tanınan, kendilerini kabul ettirmiş sanatçılar. Bu arada, ilk sanatçıları saptayan ancak daha sonra bunu gerçekleştiremeyen İtalyan eleştirmen Germano Celant'ın, yeni bir dünya arayışı içinde olan yüksek öğrenim gençliğinin coşkusuyla, Kuzey İtalya'nın Turin kentinde oluşan "Arte Povera" akımının isim babası olduğunu da belirtelim.
Yabancı sanatçılara (pek tabii ki Türk sanatçılara da) parasal yönden doyurucu olanaklar sunulamaması üzerine, onlara çekici gelebilecek başka yollar arandı. Ülkemize çağrılan yabancı sanat otoriteleriyle de yapılan karşılıklı görüşmeler sonucunda, bu sergiler kapsamında İstanbul'un tarihsel öneminin belirtilmesi ve görkemli tarihsel anıtların kullanılması önerisi ağırlık kazandı. Bu düşünce çok cazipti, çünkü İstanbul'da büyük çapta bir sergi olayını içine alacak bir sanat merkezi yoktu.
"Geleneksel Yapılarda Çağdaş Sanat" başlığı altında, bir Bizans mekânı olan Aya İrini Kilisesi ve bir Osmanlı mekânı olan Ayasofya Hamamı'nda (Mimar Sinan Hamamı) gerçekleştirilecek olan sergiler bu düşüncenin ışığı altında filizlendi.
Uluslararası İstanbul Sergilerinin ana yapısı oluşturulmuştu. Şimdi sıra yan bölümlerin oluşturulmasına, bu bölümlere katılacak sanatçıların seçilmesine gelmişti. Bu seçimi yapacak Düzenleme komitesi, Prof. Doğan Kuban, Aydın Gün, Beral Madra, Prof. Belkıs Mutlu ve Sezer Tansuğ'dan oluşuyordu. Bu sergilerin düzenlenmesinde, sanatçısıyla, galerisiyle, koleksiyoncusuyla ve izleyicisiyle görsel sanatların varlığının geniş kitlelere hızla yayılmasından yola çıkan ilgililer, uluslar arası sanat piyasasının önemli sanatçılarını Türkiye'de tanıtmak kadar, bugünkü Türk sanatını bir bütün olarak, sergilere katılacak yabancı sanatçı ve izleyicilere sunmayı da amaçlamışlardı.
Bu amaç doğrultusunda resmin yanı sıra heykel, seramik ve özgün baskı dallarından da sanatçılar belirlendi. Sayıları kısa sürede artan ve sanat yaşamında artık önemli bir işlevi üstlenen galerilerin bu sergilere doğrudan katılımı sağlandı. Koleksiyoncular unutulmadı.
Tüm bu seçimlerin ölçütü neydi?
Düzenleme komitesi adına Beral Madra ve Aydın Gün, şöyle yanıtladılar bu soruyu:
"Uluslararası sanat olgusu içinde yerimizi almamıza olanak sağlayacak, Türk sanatını bir bütün olarak temsil edecek sanatçıları seçmeye çalıştık. Sayı kısıtlı olmalıydı, çünkü bir sanatçıyı tek yapıtıyla değil, yapıtlarının bütünüyle tanıtmayı istedik. Ayrıca şöyle düşündük: Bu sergiler sürekli olacağı için, önümüzdeki yıl başka sanatçılar bu olanaktan yararlanacaklar. Sergilere katılacak galeriler ise, özeller arasından seçildi. Yani herhangi bir kuruluş ya da holdingin desteğini almayanların arasından. Bu seçime İstanbul ve Ankara'daki galeriler dahil edildi. Galerilere, koleksiyonlarından seçecekleri sanatçılar konusunda da öneriler götürüldü. Olabildiği kadar, öteki sergilerle bir denge kurulması yoluna gidildi."
Bu açıklamadan sonra, 1. Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri kapsamında yer alan yerli ve yabancı sergilere ve bu sergilere katılacak sanatçılara geçebiliriz. Sergiler dört ayrı mekânda gerçekleştirilecek. "Geleneksel Yapılarda Çağdaş Sanat" sergilerinin yapılacağı Aya İrini Kilisesi ve Ayasofya Hamamı'nın yanı sıra, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ile Askeri Müze, öteki sergi alanlarını oluşturacaklar.
Resim ve Heykel Müzesi
"Batı Anlamında Türk Resmi"nin korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak amacıyla 1937 yılında Atatürk'ün emriyle kurulan Resim ve Heykel Müzesi'nde düzenlenecek olan "İstanbul Koleksiyonlarında Çağdaş Türk Resmi" Sergisi, doğum tarihleri 1900 ile 1925 yılları arasına rastlayan ve Cumhuriyet döneminde biçimlenmeye başlamış özgür ve ilerici sanat yapısına katkılarını günümüzde de sürdürmekte olan ressamlarımızın yapıtlarından seçilmiş yaklaşık 150 resimden oluşuyor. Bu resimlerin 30'u aşkın koleksiyondan derlendiğini, aralarında Cevat Dereli, Ali Çelebi, Zeki Faik İzer, Sabri Berkel, Eren Eyüboğlu, Adnan Varınca, Nejad Devrim, Neşet Günal, Adnan Turani, Turan Erol gibi sanatçıların bulunduğu 23 ressamın yapıtlarının yer aldığını da belirtelim.
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin halen onarımda bulunan ve bu sergiye hazırlanmakta olan Şeker Ahmet Paşa adlı orta salonunda gerçekleştirilecek sergi, 16 Ekim-15 Kasım tarihleri arasında gezilebilecek.
Müzenin bir başka bölümünde, Hareket Köşkü'nde düzenlenecek olan "80'li Yıllarda Fransız Sanatı Sergisi" 14 genç sanatçının 50 yapıtını içeriyor. 80'li yıllarda Batılı ülkelerde birbirine koşut olarak ortaya çıkan akımların Fransa'daki temsilcisi olan Yeni Figür akımının temsilcileri arasından seçilen bu sanatçıların yapıtlarının, bugün Fransa'da sanat alanındaki nesnelliği ortaya koyarken, bir yandan da Doğu kavramının kapsadığı büyüleyiciliği, şiirselliği ve düşselliği yorumladıkları için ilginç oldukları ve seçimde bu yönün ağırlık kazandığı belirtiliyor.
Büyük bir bölümü resim, bir bölümü heykel, bir bölümü de çevre düzenlemesinden oluşan yapıtlarıyla bu sergide yer alacak sanatçılar şunlar: Robert Malaval, Jean Pierre Bertrand, Robert Compas, Philippe Cognée, Denis Laget, Eric Dalbis, Philippe Favier, Jean Michele Alberola, Bernard Frize, Patrick Tosani, Jean Lucvilmouth, Richard Baquie, Ange Leccia, Philippe Cazal.
Askeri Müze'deki Sergiler
Askeri Müze'de açılacak sergiler iki ana grupta toplanıyor: Ulusal sergiler, uluslararası sergiler.
Ulusal sergiler ise beş alt grupta kümeleniyor. Bunların ilki heykel sergisi. Burada bir açıklama yapmakta yara var. Uluslararası Sergiler'de Türk heykel sanatını önce İlhan Koman'ın tek başına temsil etmesi kararlaştırılmıştı. Ancak sanatçının ölümü üzerine yeni bir seçmeye gidildi ve şu sanatçılar belirlendi: Handan Börüteçene, Saim Bugay, Gürdal Duyar, Ali Teoman Germaner, Meriç Hızal, Füsun Onur ve Seyhun Topuz.
Seramik sergisinde Türk sanatını temsil edecek sanatçılar ise şöyle: Alev Ebuzziya, Candeğer Furtun, Atila Galatalı, Güngör Güner ve Melike Abasıyanık Kurtiç.
Yukarıda katılma ve seçilme koşullarından söz ettiğimiz Galeriler Sergisi ve Fuarı' na katılacak galeriler, kendi koleksiyonlarından seçtikleri yapıtları sunuyorlar, Uluslararası Sergiler'e. İstanbul galerilerinden Baraz; Özdemir Altan, Neş'e Erdok, Adnan Çoker, Cumalı; Hayri Karay, Lebriz; Erdal Alantar, Maçka; Hale Arpacıoğlu, Nur Koçak, Füreya, Tem; Komet, Teşvikiye; İbrahim Örs, Burhan Uygur, Urart; Yunus Tonkuş, Utku Varlık, Ankara galerilerinden Artisan; Utku Varlık, Hayri Karay, Komet, Nev; Koray Ariş, Burhan Uygur, Tanbay ise Tamer Akakıncı ve Timur Kerim İncedayı'nın yapıtlarını sergileyecek.
Düzenleme Komitesinden Sezer Tansuğ, Galeriler Fuarı'na ilişkin şu görüşlerini belirtiyor:
"Galeriler Fuarının önceden düşünülmesine rağmen gerçekleştirilemeyen bir yönü bazı yabancı galerilerin çağrılmasıyla bütünleşip çok daha farklı bir boyut kazanmasıdır. Zaten gerçek anlamda bir fuar niteliği taşıması için bazı Avrupa galerilerinin bizimkilerle birlikte yer alması uygun olur ve piyasa sorunlarının çözümünde yeni düşünceler geliştirilmesi için bazı ilginç fırsatlar doğabilirdi. Yine de, bu düzenleme sırasında da, yabancı ziyaretçilerden Türk sanatçılarının yapıtlarına karşı bazı satın alma isteklerinin uyanabileceğini düşünüyoruz. Ama bu istek, yabancı galerilerin bir kıyaslamaya olanak veren katılımları olsaydı, daha güçlü bir istek olabilirdi."
Askeri Müze'de yer alacak sergilerden biri de Erol Akyavaş ile Burhan Doğançay'ın resim sergileri. Bu serginin özelliği, öncelikle Ayasofya Hamamı'nda yer alacağının bildirilip, daha sonra Askeri Müze'ye alınması.
Ulusal sergilerin sonuncusu Ergin İnan'ın özgün baskı sergisi. Uluslararası alanda bir çok ödülün sahibi olan İnan, çalışmalarını şöyle özetliyor: "Benim düşüm, ne Avrupa sanatında ne de Doğu sanatında var olan bir dili oluşturmak. Sanatımla evrenselliğe vardığım nokta, Doğu ve Batı arasındaki kültür sentezi içinde aranmalı."
Askeri Müze'de yer alacak öteki sergiler grubu, uluslararası sergiler. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Dış İşleri Bakanlığı ve ilgili yabancı ülkelerin konsolosluk ve kültür ataşeliklerinin katkılarıyla gerçekleştirilen ve uluslararası sanat alışverişinde ülkemizin de yer almasını sağlamayı amaçlayan bu sergiler de, yine beş alt bölümden oluşuyor. Bunlardan ikisi kişisel. Büyük Avusturyalı ressam Oscar Kokoschka'nın 21 yapıtının yer alacağı sergi, özgün baskıyı geniş anlamda kullanmış bir sanatçının, etkileyici soluğunu ilk kez İstanbul'a taşıması açısından önem taşıyor.
Uluslararası sergiler kapsamında ele alınan Fikret Mualla sergisinin önemli bir özelliği, İsviçre'nin Cenevre kentindeki Petit Palais Müzesi'nin genel yönetmeni Oscar Ghez'in koleksiyonundan alınan 40 tablodan oluşması. Sergi, 27 Eylül'de açılacak.
Uluslararası sergilerin öteki konukları üç ayrı ülkeden, Polonya, Yugoslavya ve Kanada'dan. Polonya'dan getirilen Art Center Studio Koleksiyonu, 13 sanatçıyı sunacak Türk sanat severlere: Tadeusz Dominik, Marek Jaromski, Monika Malkowska, Slawomir Ratajski, Erna Rosenstein, Jacek Sempolinski, Jacek Sienicki, Jerzy Stajuda, Jonacz Stern, Jerzy Szot, Jan Tarasin, Marek Wryzwkowski, Andrej Zwierchowski.
Djuro Seder ve Aneta Svetieva , bu bölümde yer alan iki konuk Yugoslav sanatçısı. Ayrıca Kanada'dan "10 Çağdaş Sanatçı" 30 desen ile tanıtılacak. Bu sanatçılar şunlar: David Bolduc, Sheila Butler, Oliver Girling, Betty Goodwin, Lynn Hughes, Shelag Keelay, Ed Radford, Chrisreed, John Scott, Robert Youds.
Görüldüğü gibi, 1.Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri, gerek yoğun programı, gerekse sanatçıların seçiminde gösterilen özenle, geniş kitlelerin ilgisini çekmeye aday. En azından, plastik sanatlara bugüne değin İstanbul festivalleri içinde açılan dar pencereden dışarı çıkma ve kendi başına soluk alma olanağı getiriliyor. Plastik sanatların, son yıllarda ülkemizde gösterdiği yaygınlık ve canlılığa koşut nice uluslararası sergilere...
Geleneksel Yapılarda Çağdaş Sanat
1. Uluslararası İstanbul Çağdaş Sanat Sergileri'nin en büyük ilgiyi çekmesi beklenen bölümü, iki ayrı tarihsel mekânda gerçekleştirilecek olan ve "Geleneksel Yapılarda Çağdaş Sanat" başlığı altında toplanan iki sergi.
Uluslar arası sergileri düzenleyen İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'yla bu sergilerin gerçekleştirilmesine katkıda bulunacak eleştirmen, müzeci, öğretim üyesi, vb. kişilerden oluşan yabancı heyetin karşılıklı görüşmeleri sonucunda, olayı yurt dışında da çekici hale getirmek için, İstanbul'un tarihsel öneminin vurgulanması ve görkemli tarihsel anıtların sergi mekânı olarak kullanılması görüşü ortaya çıkmıştı.
Bu görüşten yola çıkarak, mekân-sanat birlikteliğini vurgulayacak yerler olarak, bir Bizans mekânı olan Aya İrini Kilisesi ile bir Osmanlı mekânı olan Ayasofya Hamamı (Mimar Sinan Hamamı) seçildi. Aya İrini, yapıtlarını İstanbul'da oluşturacak yabancı sanatçılara, Ayasofya ise Türk sanatçılara ayrıldı.
Aya İrini'deki Sergi
Avlulu Bizans kiliselerinin ender örneklerinden biri olan ve dinselliği ön plana çıkaran yapısıyla dikkatleri çeken Aya İrini Kilisesi'ndeki sergi, bir bakıma uluslararası sergilere katılan ve bazı çevrelerde "apar topar" saptandıkları iddia edilerek, nitelikleri açısından kuşkuyla bakılan yabancı sanatçılar konusundaki bir yanıt görünümünü taşıyor. Fransa'dan Jean-Michel Alberola ve François Morellet, Avusturya'dan Arnulf Rainer, Almanya'dan Marcus Lupertz, İtalya'dan Gilberto Zorio ve Michelangelo Pistoletto'nun katılacağı bu sergide yer alacak sanatçılar arasında Fransız ve İtalyanlar kendilerini tüm dünyada kanıtlamış isimler.
Bunlardan François Morellet, özellikle Osmanlı sanatı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınmış, geçtiğimiz yıl içinde Paris'in ünlü kültür merkezi Beaubourg'da düzenlenen retrospektifiyle önemli bir başarı elde etmiş bir sanatçı. Jean-Michel Alberola ise, son yıllardaki çıkışıyla birçok uluslar arası yarışmada adını duyurmuş, ödüller almış bir isim.
İki İtalyan sanatçı Gilberto Zorio ile Michelangelo Pistoletto ise "Arte Poversa" akımının temsilcileri. 1963-1970 yılları arasında akımın doğduğu Kuzey İtalya'nın Turin kentindeki Academia di Belli Arti'de öğrenim gören Zorio, temelde sanatçının toplum içindeki yerini basit doğal malzemelerden yararlanmak yoluyla araştıran bu akımdan hiçbir zaman uzaklaşmadı. Otoriteler, Zorio'nun yapıtlarındaki belirgin gerilimin, yaşanan ve yaşanacak dönemlerin dinamizmini yansıtan, mekân içindeki izleyiciyi yepyeni estetik duyuşlara yönelten bir yaklaşım olduğunu belirtiyorlar.
"Arte Povera"nın İstanbul'daki ikinci konuğu Michelangelo Pistoletto, tüm adı geçen yabancıların en ünlüsü. 1933 yılında doğan Pistoletto, yaşamını Torino'da sürdürüyor. Parlak metal yüzeyler üzerine yapıştırdığı ya da boyadığı nesneler ve insan görüntüleriyle bireyin işlevlerini mekânik bir yolla çoğaltma yolunu deneyen Pistoletto, "Yaptıklarım konstrüksiyon sayılmamalı. Bunlar sadece özgürleştirmelerdir" diyor. Pistoletto'nun şimdiye değin, en önemli sergisi "ayna resimleri" olarak bilinir. Bu resimler ilk sergilendiğinde, resimlere bakanların hem resmi, hem kendilerini gördükleri, yapıtlardaki bu iki imgeyi, yani yansıyan ile boyanmış olanı ayırmayı, var ile yansıtılan arasındaki sınırı belirlemeye çalıştıkları vurgulandı. Bu ilginç ressamın, İstanbul'da oluşturacağı yapıtları merakla bekliyoruz.
Ayasofya Hamamı
"Geleneksel Yapılarda Çağdaş Sanat" yaklaşımının ikinci sergi mekânı Mimar Sinan'ın gerçekleştirdiği Ayasofya Hamamı. Sergiye katılacak sanatçılara geçmeden önce kısaca mekânı tanımlamakta yarar var. 1556 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde Haseki Hürrem Sultan için yapılan hamam iki eşit bölümden oluşuyor: Ayasofya yönündeki erkekler bölümü ve Sultanahmet yönündeki kadınlar bölümü. Sergi, büyük kubbeli orta salon ve buraya açılan kubbeli dört küçük odanın çevrelediği ana mekândan oluşacak.
Bu mekânda yapıtlarını sergilemek üzere, önce 8 Türk ressamı belirlendi: Erol Akyavaş, Bedri Baykam, Burhan Doğançay, Mehmet Güleryüz, Mehmet Gün, Sarkis, Ömer Uluç ve Şenol Yorozlu. Bunlardan Erol Akyavaş ve Burhan Doğançay, mekânın değerlendirilmesi ve yapıtların bu mekâna yerleştirilmesi konusunda endişeleri olduğunu belirterek, kendilerine ayrı bir salon verilmesini istediler. Bunun üzerine, bu sanatçıların sergileri Askeri Müze'ye aktarıldı.
Ayasofya Hamamı'nda yapıtlarını sergileyecek sanatçılardan Bedri Baykam, tasarladığı projenin gerek boyutları, gerekse içeriği açısından bu sergi için oluştuğunu belirterek, şunları söylüyor, yapıtı üzerine:
"Üzerinde teorik olarak konuşulması güç bir sergi yapıyorum. Şimdiye değin, Türkiye'de açtığım kişisel sergilerden çok farklı bir çalışma olacak. Öncü Türk Sanatından Bir Kesit sergisinde yer alan "Demokrasinin Kutusu" adlı çalışmamın bu sergi için bir ipucu olabileceğini söyleyebilirim. İzleyicinin önünden transit geçemeyeceği bir çalışma. Ve kendim için yeni olan yaklaşımların tohumlarının atıldığı, ilk denemesinin yapıldığı bir sergi olacak Hamam Sergisi."
Bir başka sanatçı Mehmet Gün de, resimle mekân değerlendirmesinin bütünleştiği bir çalışmayı sergileyecek Ayasofya Hamamı'nda. Daha önce Türkiye'de sergilenmemiş 4 yapıttan oluşan bu çalışması sırasında, Mimar Sinan'ın yapısıyla büyük bir diyalog kurduğunu, yalnız bu yapıyla değil, Sinan'ın tüm yapıtları ve yaşadığı dönemle iletişim sağladığını belirtiyor.
Sergiye 2.60 x 2.60 boyutlarında dört tablo ile katılacak olan Mehmet Güleryüz ise, yapıtlarının Ayasofya Hamamı'nda sergilenmesinin, nitelikleri açısından fazla önem taşımadığını, herhangi bir mekânda da sergilenebileceklerini belirtti.
Ömer Uluç ise, Ayasofya Hamamı'ndaki sergi için uygulanan yöntemin, bütünüyle çağdaş bir tavrın ürünü olduğunu söyleyerek, sanatçılara tanınan büyük özgürlükten hoşnutlukla söz ediyor.
Geçen yıl İsveç'e giderek, bir yıl bu ülkede çalışmalar yapan, genç kuşağın önemli ressamlarından Şenol Yorozlu, Ayasofya Hamamı'ndaki sergide yer alacak yapıtı üzerine görüşlerini, dergimizin 15 Ağustos 1987 tarihli sayısı için şöyle açıklamıştı:
"Yeni yapıtlarım arasında göze batan form üçgen tualler olacak. Ansiklopedilerdeki araştırmalarıma göre, üçgenin dik olanı ilkel uygarlıklarda, okyanus toplumlarında erkeğin cinsel organını, bunun tersi olanı da kadının vajinasını simgeler. Ayasofya Hamamı'nın mimari özelliğinde böyle bir form yakaladım. Halvet Odası'nda üçgenimsi dekoratif bir form var, mimari özelliği içinde bu form yineleniyor. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı izin vermeyince, duvarları boyamaktan vazgeçtim. Üçgen tualler içinde yer alacak figürlerin toplumsal ve çarpıcı işler olacağını sanıyorum. Çarpıcılık etkisi, açık-koyu dengeleri belli bir kompozisyon içinde verilecek".
Türk Sanatçılarının Dünya Ustalarıyla Coşkulu Buluşması, Milliyet Sanat, 15 Eylül 1987, S. 176, s. 32-41
|