(   Türk Resmi Seçkisi )    

Tez Dosyası   


  Eleştiri Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

İstanbul Bienali Dosyası   

Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik



Yeni Eğilimler Sergisi ve Değişik Çağrışımlar - Özer Kabaş

Mimar Sinan Üniversitesi, 5. İstanbul Sanat Bayramı programı çerçevesinde yer alan sergi, "kendini yenileyen sanatçıları yüreklendirmek" amacını taşıyor.

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin 1977 yılında başlattığı "Sanat Bayramı" ve onun kapsamı içindeki "Yeni Eğilimler" sergisi iki yılda bir tekrarlanarak, değişik aşamalardan geçerek ve değişik sanatçı kadroların katkısıyla yaşamını sürdürerek bugüne kadar gelmiştir. Ve bu yıl 5. sergiyi, Mimar Sinan Üniversitesi, Osman Hamdi Salonu'nda kamuoyuna sunmaktadır. Bu serginin yanı sıra yer alan sanat içerikli sempozyumları da bu bayramı canlandıran bir etkinlik olarak düşünürsek, bu önemli sergi ve çevresindeki etkinlikler artık bir gelenek olarak oturmuştur.

Bunun sürekliliğini sağlamak ve dinamizmini artırmak bu kurum ve sanatçıların kaçınılmaz görevi haline gelmiştir.

Yeni kimliği ve ismiyle Mimar Sinan Üniversitesi böylesi bir geleneği devam ettirmek isteğinde görünmektedir. Bence ilk merak edilmesi gereken konu Dolmabahçe Sarayı'ndaki avizelerdeki kristal parçaları kadar kalabalık yasalar arasında ve hükümranlığında çalışan bir Yüksek Öğretim Kurumu'nun öncü bir sergiyi üstlenmekte kararlı görünmesidir. Bu tür bir serginin her açılışında bir tartışmaya neden olması ayrıca ilginçtir.

Tartışmaya ve eleştirmeye yanaşmayanların bıyık altından gülerek sergiyi hafife alır duruma geçmeleri çağdaş sanat eğilimlerinin "Modern Sanat" dediğimizde Modern'likten koparak Modernizmi akademik rafa kaldırmasının getirdiği şaşkınlık tam olabilir; ve çağdaş dünyanın bilim ve sanat potasından Türkiye'ye uzanan enformasyon akışındaki kopukluk ve düzensizlik başka bir neden olabilir. Bir de plastik sanatların ölçütlerini ve hangi tür sanat yapıtını hangi akımsal dolap gözüne havlu yerleştirir gibi yerleştirmeyi artık ve çoktan ve çok iyi öğrendiğini zannedenlerin şaşkınlığı ve zor gizlenen kızgınlığı her zaman kulağa gelmektedir.

Ayrıca, Türkiye gibi büyük zıtlıkların yaşandığı bir ülkede böylesi etkinliklerin bazı kişi ve gruplar tarafından yadırganmasını da anlayışla karşılamak gerekir. Türk plastik sanatlarında derinlemesine bir çabayla yer yapmış sanatçıların böylesine atak, sıçramalı ve öncü sergilerde yerinin ne olduğu ilk 4 sergide oldukça belirsizdi. Bu nedenle sergi, bazı haklı eleştirileri üzerine çekiyordu. Bu eksikliği görerek "5. İSB. Yeni Eğilimler" sergisinin şartnamesinde bazı değişiklikler ve eklemeler yaptık. En önemli değişiklik de şöyle: "Üslupsal yenilenme uğraşı içinde olan ve kendini yenileyen sanatçıları yüreklendirmek" ve ardından "Bu yeni yaklaşımları ve bireysel yenilenme çabalarını tartışmaya açmak."

Şöyle bir örnek vereyim. Türkiye'deki birçok değerli resim hocasının hocası Hans Hoffman, Amerika'ya gittiğinde elli bir yaşındaydı. Oraya vardıktan bir süre sonra hocalığının dışında kendi resim uğraşı içinde dehşet, dinamik ve olumlu aşamalar yaptı. Ve yepyeni eğilimler ortaya çıktı. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bir sanatçının kendi kendisini yenilemesinin karşısında olması o insanın kendine duyduğu hayranlığın nicelik ve sürekliliği olabilir, yaratıcılık ve tasarım dağarcığının tükenmiş olması olabilir, dış dünyanın gelişmelerine, olaylarına ve dinamizmine kapalı olmanın getirdiği yapay alçakgönüllülük olabilir ve resim sanatında spekülasyonun, ticari taleplerin ve galerilerin sanatçıyı alıştırdıkları bıktırıcı kimlik ve kendini tekrar olabilir. Bütün bunları gözönünde bulundurarak, bu tür yenilenmeye açık sanatçılara davet çıkarmak görevimizdir. Son sergideki bazı katılmalar ve ödüller bizim haklı olduğumuzu gösterdi. Çok genç sanatçıların yanı sıra kendi uğraşında belli bir süre sonra aşama yapmaya çalışan orta kuşaktan sanatçıların varlığı sevindiriciydi. Yeni Eğilimler Sergisi'nin şartnamesinin son hali bir süreklilik kazanırsa bu sergi Türkiye'de çağdaş sanat uğraşının büyük şirket yarışmalarından ödül kapma yarışından başka türlü bir uğraş olması gerektiğini yeniden öğretebilir ve kanıtlayabilir.

Şimdi açımızı değiştirip böyle tartışmalı bir serginin 1970'li yıllarda neden başlamış olabileceği düşüncesi üzerinde duralım. Türkiye'de ufak bir grup aydın ister 19.yüzyılda olsun, ister Hasan Ali Yücel döneminin o beyaz kaplı siyah puntolu kitaplarıyla aydınlanmaya başlamış olsun, çağdaş düşünce ve sanatın en son aşamalarından şu veya bu biçimde kopmayı içine bir türlü sindirememektedir. Ekonomik ve endüstriyel altyapısı gelişmekte olan ülkelerde gelişmelere oranla en kolay gelişen hastalık 1) İzolasyonizm (kendini tecrit etme diyelim), sonra 2) Xenophobia (yani yabancı düşmanlığı)'dır. Bazı durumlarda bu yakın xenophobia tam bir dönüşüm yaparak ve bir sublimasyon taklası atarak total bir "yerel değerler düşmanlığı" olarak da ortaya çıkabilir. Beterin beteri de vardır.

Bu çağdaşlaşmadan ne olursa olsun kopmama düşüncesi genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş mayasında vardır. Bu düşünceyi yaşatmaya çalışan kurum ve kuruluşların çağdaş Batılı ülkelerle bilim, sanat, öncülük, yeni eğilimler gibi konularda yarışması, henüz olası değildir. Ama gerçek konu ille de yarışmak ve yetişmek midir, yoksa çağdaşlığa giden yolları açık tutmak mıdır? Bence şimdilik ikincisidir. Yoksa fizik dalında Nobel alamadık diye fizik ders ve araştırmalarını ders programlarından kaldırmak gerekir. Özetle, bu tür etkinlikler nesli şimdilik tükenmekte olan Cumhuriyet aydınlarının saltgelenekçiler tarafından küçümsenen olumlu çabalarından biridir. Konuyu plastik sanatlara odaklaştırırsak, 1900'lü yıllardan 1945'e kadar sanat akımlarına bir göz atarsak ve kısaca sıralarsak, Fovizm, Ekspresyonizm, Kübizm, Dürizm (Orfizm ve Vortisizm gibi daha önemsizleri) Fütürizm, Dada ve Sürrealizm, Suprematizm, De Stijl, Konstrüktivizm, gibi-iki elin parmaklarından biraz fazla olduğunu görürüz. Oysa, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni akımların yığılması daha da hızlanıyor ve neredeyse-akım-bölü-sene dersek her üç seneye bir akım düşüyor. Eksikleriyle beraber Hareketli-soyut, Geometrik-soyut, Color-field soyut, Minimal Art, Op-Art, Pop-Art Hiper-Realizm, Post-Modernizm ve Kavramsal-sanat (bütün alt dallarıyla beraber, Body-Art, Earthworks vb.leri) Yeni Ekspresyonizm, Graffitti, sibernetik sanat, Eleştirisel-Gerçekçilik, Yeni Figürasyon ve bazı başkaları. Sanat eleştirisinde bilimsel ve dilbilimsel yeni yaklaşımlar ve Türkiye'de aniden patlayan içeriği insafsızca fakir, biçimsel yönden insafsızca yeni bir reklam grafiği, yeni elektronik ev canavarları video (video art), atariler, computer ve onun getirdiği yeni renk ve grafik olanakları.

Bu kültürel-teknolojik patlamanın ivmesi dehşet verici olduğu gibi buna karşı direnmek boşunadır. Bu olayın baskısının, bu teknolojik kültür devriminin ülkemizde en çok algılandığı dönem 1960'ların sonu ve 70'lerin başıdır. Böylesi bir gelişmeye birkaç resim-heykel eğitim atölyesinin sınırlı olanakları artık yanıt veremez ve vermek zorunda da değildir. Ama bu hızlı teknolojik-sanatsal gelişmenin ülkemizde sağlam dayanaklar bulmasına sanatçı-aydınlar isterlerse yardımcı olabilirler. Nitekim, öyle oldu ve birtakım aydın sanatçılar bu sanat olaylarının yansıması olarak bu sergiyi son 10 yıl içinde başlattılar.

Bu, son beş sergiye ciddi eleştirisel bir gözle bakarsak en aksayan taraflardan birinin, gerektiği yerde, "teknolojik" yetkinlik açısından fakirlik olduğunu görürüz. Yakın geçmişimize dikkatle bakarsak, Konstrüktivizm ve De Stijl gibi duygusallıktan ve organik tavır ve davranışlardan uzak, teknolojik yönü güçlü akımlar bize gerektiği biçimde yansımamıştır. Alt-yapısal nedenlerin ana faktör olduğunu zaten biliyoruz. Bunlar gibi, kinetik sanat gibi daha soğuk fakat teknik tasarım olarak yetkin işlerin yandaşlarını bu sergilerde gerektiği gibi göremememiz ülkemizdeki bazı kolaycılık alışkanlıklarının bir başka biçimi olarak yorumlanabilir.

Bu gerçekten hareketle, teknolojik yetkinliğin bizim plastik sanatlarımızda yerini bir türlü tam bulamaması, onun karşıtı ve ona tepki olarak oluşabilecek duygusal barbarlığa da (akım isimleri vermiyorum) gerektiği ölçekte patlatamamıştır. Yeni Eğilimler Sergisi bu karşıtlıkları felsefi ve teknolojik olarak toplumumuzda yeteri kadar yaşayamamanın ucuzluğunu bir oranda, ne yazık ki sırtında hâlâ taşımaktadır. Bir dahaki sergiye Jean J. Rousseau ve Voltaire'i kaldırıp yerlerinden "body-art" olarak sıkı bir tartışmaya sokmak bu açıdan yararlı ve heyecan verici olabilir.


Yeni Eğilimler Sergisi ve Değişik Çağrışımlar, Milliyet Sanat, Yeni Dizi 131, 1 Kasım 1985, s. 32-34



Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası