(   Türk Resmi Seçkisi )    

Tez Dosyası   


  Eleştiri Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

İstanbul Bienali Dosyası   

Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik



Bugünkü Türk Resminde Eski Türk Geleneği - Nurullah Berk

Doğu ve Batı konusuna giriş yollu sözlerinde Profesör Arseven, bugünkü Türk resminin başlıca endişesini mükemmel surette tarif etti: Doğu plastik sanatlariyle Batı anlayışının terkibini gerçekleştirebilmek gayesiyle klasik malzemeyle halk sanatı malzemesinin incelenmesi ve tahlili...

Fakat bu konuya girmeden önce, henüz genç olan bir kısım ressamlarla daha gençlerinin şimdiki araştırmalarını aydınlatacağından, Türk resminin geçen yüzyıldanberi uğradığı gelişmeyi kısaca gözden geçirmek faydalı olacaktır.

Türk minyatürü, çok ince, lakin tereddi etmiş bir sanatkar olan üstat Levni ile Onsekizinci yüzyılın ikinci yarısında sona erdi. Ondan sonra, halk nakkaşları, eski üstadların usullerini kabataslak taklit ederek geçindiler sadece. Uzun bir intikal devresinden sonra, Batı anlayış ve tekniğine uygun olarak, şövale resmi Ondokuzuncu yüzyılın ortalarına doğru kendini gösterdi. Doğu geleneğinden tamamiyle ayrılarak, ressamlar üçüncü boyutu, modleyi, ışık gölgeyi, çizgide ve boşlukta derinliği benimsediler. Figürden ziyade peyzaj ve natürmort tarzında resimler, ilk ressamlarımızca ekseriya safiyane, lakin daima şiddetli bir tabiat sevgisi tesiri altında, kılı kırka yararcasına bir gerçeğe bağlılıkla işlendi.

1900'den sonra, empresyonizm kendini gösterdi ve o zamana kadar rağbette olan gerçekçiliği değerden düşürerek 1914'e doğru onun yerine geçti. Chabas'ların, Besnard ve Lucien Simon'ların talebesi bir avuç ressam, o sıralarda dünyanın hemen bütün memleketlerinde pek rağbet gören akademik empresyonizm tatbik ettiler.

Zamanımız üstadlarının tesiri 1928-1933 yıllarından itibaren kendini hissettirdi. Münih'te Hoffman'ın, Paris'te Lhote'un, Leger'nin, Gromaire ve Friesz'in talebesi olan bizim nesil ressamları Türkiye'ye kübizmi, konstrüktivizmi, mücerret sanatı getirdiler, sürrealizmi gösterdiler. 1933'te meydana çıkmış bir ileri teşekkül olan "D grubu", çok çetin bir mücadele olan ve hâlâ devam eden didişmede, yeni sanat lehine mücadelede üstün bir rol oynadı.

Doğrusunu söylemek lazım gelirse, Türk resmi, şu son yıllara kadar, bazan yerli konulara tatbik edilmek istenmekle beraber, Avrupa usulü resim tekniğinden ilham almakla kaldığından, asıl öz vasfını belirtmek imkanını bulamamıştı. Geçen yüzyılın Fransız manzara üstadlarının realizminden, Paris "Sergi"lerinin akademik empresyonizmine, şu son zamanların Lhote ve Picasso'vari tarzlarına kadar, ressamlarımız iyi ve titiz, zevk sahibi, başka tesirlere kuzu kuzu riayet eden uysal birer öğrenci oldular.

Halbuki-hele şükür, konuma girebiliyorum- bugünkü Türk resminde çok daha ilgi çekici bir hareket var. Bu hızla giderse sınırlarımızı aşmıya, yabancı diyarlarda değerini kabul ettirmeye kabiliyeti olan bir hareket. Lakin böyle hakimlerin önünde, sizlere haber vermek şerefini duyan bu ressam da o harekette yer aldığına göre, kehanetlerime devam hususunda fazla ısrar edemiyeceğim.

Bu hareket neden ibaret? Sarih bir tarif yapamıyacağım. Çünkü ne bir teknik, ne bir usul, ne de açıkça belirtilmiş bir güzel anlayışı söz konusudur. Her ferdi anlaşmış ve bir sanatkar grubu tarafından ortaya atılmış toplu bir hareket de söz konusu değil. Tam aksi. Her biri kendi sanat duygusuna bağlı olarak, ne kadar ressam varsa o kadar da teknik var.

Ama yine de, günümüzün bazı Türk ressamlarının müşterek iradesinde en birbirine zıt görüşlerden bile fışkırıveren bir anlaşma ve topluluk hareketi doğurana bir seviye beraberliği, cins iştiraki, bir birlik var.

Genç Türk resmi, ahenkli bir ölçü, bir nisbet içinde kendi geleneklerinden faydalanmaya bakarak, milletlerarası şahsiyetsizlikten kurtulmaya yöneliyor. Daha yukarıda ısrarla belirttiğim gibi, bu meselede, her biri nihayet işlenmiş bir stilizasyona, yahut bir üsluba ulaştıran tertipler, sanat formülleri söz konusu değil. Bir iklimi, kaybolmuş bir ruhu ve anlayışı, bir yandan milli özellikleri devam ettirecek, öbür yandan-işin en önemli noktası da bu, zaten- bu milli ruhun belirtilerini Batılı anlayışın zaruretleriyle bağdaştıracak gizli bağı bulmak söz konusudur.

Dinlerdeki ikilik, burada kendini gösteriyor sanırım. Mademki islami telakki, esasça, Hıristiyanlık anlayışının tam zıddı... İslamlık için sanat, ince ve süsleyici bir oyundan ibarettir. Buna mücerret ve "nafile" de diyebiliriz. Hıristiyanlıksa, sanatı, bütün derinliği ve karışıklığı ile, insanlık dramını ifadede kullandı. İslamlık için, insanı, renkler ve şekillerle canlandırmak adeta günahtı. Hıristiyanlıksa o renklerle, şekillerle, insan kanalından geçerek Tanrıya ulaşmanın en esaslı çaresini buldu.

Süsleyici özelliğini gerçekte aşmaya katiyyen imkan olmayan plastik geleneğine dönerken, Türk ressamları bu geleneği yumuşatmak, eski eserlere ihtiyatla yaklaşmak; sonra da, Türkiye'nin kemalist ihtilaliyle benimsediği ilim ve sanat inkılaplarını birbiri ardısıra canlandıran Batılı anlayışla bunları bağdaştırmak zorundadırlar. İki alem, bu noktada kaynaşır ve her zaman kaynaşmalıdır. Asya orada, tam karşımızda.

Asya-Avrupa, Doğu-Batı. Bu iki zıt kitle arasında denklem sağlanamazsa, o iki varlığın tazyikiyle sıkışıp ezilmek mukadder. Bana öyle görünüyor ki, bu iki dünyayı birleştirecek bir güzel anlayışını peşkeş çekerek kelimelerle oynamak ne kadar kolaysa, fiiliyata geçmek, bunları eserlerde gerçekleştirmek de o derece güç ve çetin. Meselenin büyüklüğü, eserleri kendiliğinden cılız denemeler haline indiriyor. Lakin memleketimiz bugün, onsuz kendi sınırları dışında parıltısını gösteremiyeceği terkip fikrine, kültür alanında, nihayet yanaşabilecek kadar olgunlaşmış görünüyor. Elbette bu neticeye yordamlamaksızın, yanılmaksızın ulaşılamayacak. Ama bu yakınlarda emin olduğum cihet şu ki, ressamlarımız yeniden kurma faaliyetine emniyetle devam ediyorlar. Zevk hataları da ortadan kaybolmuş durumda.

Bugün, sanatkarlarımızdan pek azı bu tarzda bir çalışmaya katılmıştır. Bu bir tahlil, araştırma, tercih, ısrarlı bir zeka çalışmasıdır. Bu nankör bir çalışma, dikenlerle dolu bir yoldur. Gerçek bir folklor ressamı olan ve her türlü Batı tesirini ısrarla reddetmiş bulunan Turgut Zaim'den, günümüzün bazı genç ressamlarına kadar, bizi meşgul eden bu meselede Cemal Tollu'nun, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve karısı Eren Eyüboğlu'nun, Hakkı Anlı'nın, Sabri Berkel'in, kendimi saymak ayıp olmazsa bendenizin de mütevazı bir yerimiz var. Şimdi Paris'te çalışan Türk ressamlarından Fahrünnisa Zeyd, Nejat, Selim Turan ve Avni Arbaş da, zaman zaman Batı ile Doğu'yu bağdaştırmaya çalışmaktadırlar.

Sanatkar az, tatmin edebilecek eser de az, muhakkak. Ama yine muhakkak ki, ilgi çekici, büyümeye, gelişmeye elverişli bir cereyana, harekete alamet.


Bugünkü Türk Resminde Eski Türk Geleneği, Yeditepe (On beş günlük fikir ve sanat gazetesi), 1 Eylül 1954, S. 68, s. 1-4



Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası