|
Maya Sanat Galerisi'nden Geriye Kalanlar - Levent Çalıkoğlu
Önümde, 1972 yılında Yenilik Matbaasında basılan "Maya ve Adalet Cimcoz" adlı kara kaplı bir kitap duruyor. Kapağında siyahlar içerisinde sola doğru uçan beyaz, stilize, geyik ile kuş karışımı bir yaratık var. Sabahattin Eyüboğlu, bu tuhaf canlıyı bir Şarköy kiliminden çıkarıp almış ve Adalet Cimcoz'a açacağı galerinin amblemi olarak önermiş. Ayrıca isim babalığı da yaparak bu canlıya "Maya" adını uygun görmüş Eyüboğlu. Adalet Hanım gibi galericilik mesleğine gönül veren İlhan Koman'ın eski eşi Melda Kaptana tarafından yayına hazırlanan kitap, Cimcoz'un kendi eliyle gazetelerden, dergilerden kestiği makaleler ve Maya'nın açılışından kapanışına kadar galeri hakkında çıkan yazılar arasından derlenmiş. İçlerinde Tunç Yalman'dan, Fikret Ürgüp'e, Şevket Rado'dan Cemal Tollu'ya kadar aynı zamanda galerinin müdavimleri olan isimlerin sanat piyasası ve Maya'nın üstlendiği sorumluluğu anlatan görüş ve eleştirileri var. Aslına bakılırsa Cimcoz'un ölümünden iki yıl sonra yayınlanan bu kitap, Kaptana'nın önsözde belirttiği gibi bir tür anma ve saygı niteliği taşıyor. Mehmet Ali Cimcoz'un, eşi Adalet'in yaşam öyküsünü anlattığı otobiyografik metin ise, ilk ağızdan bir kaynak olması açısından önemli.
Hatırlayanlar çıkacaktır: Türkiye'de profesyonel anlamda ilk özel galeriler yaklaşık 1950'lerde ortaya çıkmaya başlar. 1947'de İsmail Hakkı Oygar'ın kendi soyadını verdiği galerisi "Oygar" ve 1951'de Adalet Cimcoz'un açtığı Maya, aynı zamanda mesleğin temellerinin de atıldığı iki önemli mekândır. Beyoğlu Kallavi sokak 20 numaralı apartmanın birinci katında açılan Maya, her ne kadar sadece dört yıl gibi kısa bir süre açık kalmış olsa da hem düzenlediği sergiler hem de yarattığı kamuoyu açısından Oygar galeriden daha çok ses getirir ve kendisine İstanbul sanat ortamında hatırı sayılır bir yer elde eder. Neredeyse bir kültür merkezi gibi çalışan galeri sadece plastik sanatlarla uğraşanları değil Melih Cevdet, Sait Faik, Orhan Veli gibi edebiyat, Semih Balcıoğlu ve Altan Erbulak gibi karikatür dünyasının saygın isimlerini de bir araya getirir.
Sabahattin Eyüboğlu, Maya'nın kurulduğu ilk günden kapandığı son güne kadar Adalet Cimcoz'un titiz ama cömert, taşkın ama gösterişsiz sanat sevgisiyle ayakta kaldığını belirtiyor. Anlattığına göre Cimcoz, sanatçılar arasında fark gözetmemekle birlikte daha çok genç sanatçıları desteklemekte ve tanıtmaktadır. Galerinin 1951'den 1955'e kadar gerçekleştirdiği sergilere, sanatçıların özgeçmişleri ile karşılaştırmalı olarak bakıyorum da haklılık payı var Eyüboğlu'nun: Örneğin Nedim Günsür (1951), Ali Teoman Germaner (1952) ve Kuzgun Acar (1952) ilk sergilerini Maya'da düzenlemişler. Füreya, 1951'de Paris Galeri Mai'de açtığı ilk sergisini yine aynı yıl Maya'ya taşımış. Ferruh Başağa, İsmail Hakkı Oygar'dan sonraki ilk sergisini Maya'da gerçekleştirmiş. 1950'de ilk kişisel sergisini Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde açan Nuri İyem'in İstanbul'daki ilk sergisi de yine 1952 yılında Maya'da açılmış. İhsan Cemal Karaburçak, 1953'de hem İstanbul Fransız Kültür Merkezi'nde hem de Maya'da düzenlemiş ilk İstanbul sergisini. Yanılmıyorsam Ömer Uluç'ta Kuzgun ve Güngör Güven'le İstanbul'daki ikinci kişisel sergisini Maya'da gerçekleştirenlerden (1952). Ayrıca kendisi Paris'te olduğu için sergiye katılamayan Avni Arbaş'ın ilk kişisel sergisi de Maya'da açılmış. Adnan Çoker ve Lütfü Günay'ın Ankara DTCF ve Helikon'dan sonra açtıkları ilk İstanbul sergilerine de yine Maya ev sahipliği yapmış. Tabi ki Bedri Rahmi, İbrahim Çallı, Eren Eyüboğlu, Zühtü Müritoğlu gibi dönemin büyük ustaları da bu mekânın gediklilerinden. Bir başka ilginç nokta ise Cimcoz'un Maya'yı sadece resim ve heykel sergileri ile sınırlandırmaması ve gücü yettiği ölçüde her yıl en az bir yabancı ressamı galerisine davet etmesi. Bugün bile birçok galerinin cesaret edemeyeceği disiplinler arası ilişkiyi Cimcoz o tarihte İstanbul izleyicisine kabul ettirmiş. Örneğin 1953 yılında Nevzat Üstün'ün düzenlediği fotoğraflı şiir sergisinden sonra Yunan asıllı sanatçı Pindaros Platonidis'in mozaik işleri sergilenmiş, ardından "Paralel Plastik-Müzik" adlı konsept bir sergide Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Ferruh Başağa, Kuzgun Acar ve Aliye Berger, Ali Bütün, M.Cem, İvi ve Nurseli adlı sanatçılarla birlikte yer almışlar. Hemen bu serginin ardından ise Güngör Kabakçıoğlu'nun çocuk karikatürleri ve Limasollu Naci'nin fotoğraf çalışmalarına yer verilmiş. Ayrıca Piet Kraus (1951) ve Vaalko J. Digemans (1952) adlı iki Hollandalı'nın ve Viyana Art-Club ressamlarının desenleri de (1953) galerinin yurtdışı ile olan ilişkisinin halkaları olmuşlar.
Kitapta yer alan birkaç yazıdan Maya'nın sadece kişisel sergiler değil, aynı zamanda sürekli bir sergileme ve sanatçılardan aldığı yapıtlarla oluşturduğu bir konsinye anlayışı geliştirdiği de anlaşılıyor. İki odalı bu küçücük mekânda bir yanda Sabri Berkel'in, Hamit Görele'nin, Arif ve Hasan Kaptan'ların, Tollu'nun, Balaban'ın, Azra İnal'ın, Fethi Karakaş'ın, Agop Arad'ın en yeni çalışmaları sergilenirken, diğer tarafta da Bedri Rahmi'nin yazmaları, Orhan Veli'nin bir şiiri, bir Matisse kopyası, eski bir Türkmen kilimi, üzerlerine müdahele edilmiş Göksu testileri, mulajlar, yazma örtüler, abajurlar, Türk işlemelerinden yapılmış el yazmaları da izleyiciye sunulmuş.
Adalet Cimcoz'la yapılan iki röportaja da yer verilmiş kitapta. İlk söyleşinin soruları M.B. adlı bir gazeteciye, diğeri de Milliyet Gazetesi adına Ümit Deniz'e ait. Her ikisinde de Cimcoz galerisinin işleyişini ve amaçlarını şöyle açıklıyor: "gayem sanatkarlarımızın ve bilhassa genç istidatların eserlerini halka teşhir etmek, tanıtmak ve böylece cemiyette sanat sevgisini inkişaf ettirmektir. 1951 senesinin ilk ayından bugüne kadar her 15 günde bir burada yeni bir sergi açtık...En büyük zevkim her sergide sanatkarlarla beraber hazırlanmak ve heyecan çekmektir. Bu bakımdan bilhassa gençler çok daha hararetli ve hevesli, hele eserlerinin satılması bilseniz onlara ne kadar tesir ediyor. Bazen sırf kendilerini sevindirmek ve teşvik etmek maksadiyle eserlerinin hepsini satın alacağım geliyor. Fakat ne yazık ki buna maddeten imkan yok." Galeri, özellikle Bedri Rahmi'nin yönlendirmesi ile geleneksel, folklorik malzemelere modern bir bakış ve kullanım biçimi geliştirmeyi de kendisine düstur edinmiş: "(...) gayemiz eski ile yeniyi birleştirmek. Nitekim Bedri Rahmi Beyin bulmuş olduğu modern motifler yazmaların üzerine eski usülle çalışılarak işlenmektedir. Ayrıca Göksu testilerini alıp kendimiz şekil vererek üzerlerine motiflerimizi işliyoruz. Sonra tahta baskılarımız ve yazma mendillerimiz var ki hepsinde desenler hep Mayanın buluşudur. Mesela stilize laz dansları, köylü kadınları, kalyonlar, İstanbul gibi. Bir de halk türkülerinden ilham alarak bulduğumuz motifler var: "Bulut gelir pare pare" ve "Fosforlu Cevriye" gibi. Böylece sanatı halka indirebileceğimize ve sevdirebileceğimize inanıyoruz." Aynı röportajlarda Cimcoz, galerinin ayakta kalması için giriştiği gayretlerden ve açık kalması için verdiği uğraştan da bahsediyor. Cimcoz'un tek arzusu, mekânın aylık kirası olan 200 lirayı ve elektrik masraflarını ödeyebildiği sürece galeriyi kapatmamak.
Ne yazık ki işler Adalet Hanım'ın düşündüğü ve umut ettiği gibi sürmemiş. Nitekim 1954'de basına verdiği bir beyanatta ay da en az dört yüz kişinin gezdiği bu mekânda yalnızca sanat eserlerini, ressam ve heykelcileri değil, şair ve edebiyatçıları da biraraya getirdiğini söyleyen Cimcoz, senelik ortalama altı bin lira masraf ettiğini ve satışlarla bu rakamı çıkarmanın mümkün olmadığını belirtiyor. Bu şartlar altında tek bir olasılık sözkonusu, o da galeriyi kapatmak. Bu yardım çağrısından sonra Maya'nın kurtulması için yapılanlar ise gerçekten şaşırtıcı ve bugünkü galerici-sanatçı ilişkilerini gözönüne aldığımızda da oldukça naif. Zahir Güvemli'nin yazısından ilginç bir not: "Maya Galerisi kapanacak denince neler olmamış ki: Bedri Rahmi, Nuri İyem gibi sanatçılar tablolarının kollarının altına sıkıştırıp koşmuşlar...Avni Arbaş Paris'ten eserler yollamış, Hatta Nedret Gürcan isminde, Anadolunun bir bucağından "Şiir Yaprağı"nı çıkaran, belki de Maya'yı hiç görmemiş bir sanat aşığı, tutmuş bir de name döşenmiş: "Sana şu kadar para, neşriyatımızdan da bu kadar imzalanmış eser gönderiyoruz. Sat bunları bozdur bozdur harca. Altı ay sonra gene yollayacağız. Ama kapanma". Ankara'da Helikon derneğinin kurucularından olan Bülent Ecevit ise yazısında, devlete ve Belediyelere düşen bir görevi dört yıl boyunca üstlenen Maya'nın ilgisizlik yüzünden kapanmak zorunda kalmasının üzüntü verici olduğunu ve galerinin açık kalması için tüm İstanbulluların çare düşünmesi gerektiğini söylüyor.
Sonuçta 1954 yılında yukarıda adını andığımız pek çok sanatçının yanısıra Aliye Berger, İhsan Şurdum, Şadi Çalık, Ferruh Doğan, Ara Güler, Abdurrahman Öztoprak, Nusret Suman gibi isimlerin hibe ettikleri eserlerden oluşan bir "Kurtarıcı Sergi" düzenlenir Maya'da. Fakat elde edilen gelirle galeri ancak bir yıl daha ayakta kalabilecektir.
Kitapta Yeni İstanbul gazetesinde "Bir İstanbul'lu" adıyla yayımlanan son bir yazı, kanımca Maya'dan geriye kalanları ve son zamanlarda toparlanmaya çalışan Beyoğlu'nun geçirdiği serüveni ortaya koyuyor: "Maya gelecek mevsim açılmayacak. Buna rağmen, yine de büyük, çok büyük hizmetlerde bulundu. Maya, sanat tarihine geçecektir ve taktirle anılacaktır... Maya'nın yerine bakalım ne açılacak? Eğer "Welcome" yazılı levhalarla bir "Night Club" açılırsa, iş yapar."
Maya Sanat Galerisi'nden Geriye Kalanlar, Sanat Dünyamız, 2000, S. 78, s. 238-241
|