(   Türk Resmi Seçkisi )    

Tez Dosyası   


  Eleştiri Dosyası   

Tartışma Dosyası   


  Müze Dosyası    

İstanbul Bienali Dosyası   

Yenilikler & Öneriler Benim Koleksiyonum Ödüllü Bulmaca Beş Bölgeli Büyütme Uluslararası Sanat-Linkleri Sanatçı Atölyeleri Üyelik



Kilim Üstüne - Sezer Tansuğ

Batı ile ilişkilerimiz bir noktadan sonra bize kendi değerlerimize yönelmek isteğini verdi. Şüphesiz kendi değerlerimize yönelmek bir bakıma Batı'nın bize empoze ettiği biçimler dizisinden kurtulup kendi öz ve duyarlığımıza uygun bir biçimler dizisinin yaratılmasına kadar varacaktı. Bundan da kolaylıkla anlaşılıyor ki, batıyla ilişkilerimizin amacı bu büyük uygarlık bölgesiyle iyice bir hesaplaştıktan sonra, onun her alanda egemenliğinden kurtulmak ve kendi toprağımıza bağlı bir değerler düzeni yaratmaktı. Avrupa uzun bir süreden beri yorulan, süngerleşen ruhunu yeniden canlandırmak için birtakım olanaklar, kaynaklar arıyor ve bunları daima kendi dışındaki çevrelerde buluyordu. İlkeli değerlendiren Avrupa kendi klasizmine cephe alan Avrupaydı. Böylelikle dünya tarihinde ilk defa olarak ortak bir insan idealinin yolu açılıyor, barış isteyen eller birbirine uzanıyor, bütün dünya çocukları eş bir inancın çevresinde halkalanmaya başlıyorlardı. Yeni doğan insan inancı ilk önce Avrupa dışında gerçekleştiği gibi, bu inanç uğrunda bütün uyarıcı kaynakların gerçekçiliği de Avrupa dışında yaşıyordu. Bütün gelişmeler boyunca bir tek insan haline gelen dünyanın belki yalnız düşüncesi Avrupa idi. Ama bu insanın dünyanın herhangi bir bölgesindeki açlığı duymadıkça, o düşünce bir gerçeği dile getirmek olanağını bulamayacaktı.

Batı'yla ilişkiler kuran Türk aydını, böylelikle kendi toprağı üzerinde kendi halkının sanatlarını keşfetmeye başladı. Giderek bu ilgi büyüdü, yoğunlaştı. Aydının halk kaynaklarına her el uzatışında başlangıçta hatalı bir şekilde de olsa hem bir memleket sevgisi dile geliyor, hem de bireysel bir ritm, bir deyiş bulmakta ipuçları arayan bir kişilik çabası ortaya konuluyordu. Türk aydını başlangıçta hatalı bir şekilde de olsa Türk kültürünü ve uygarlığını ileriye götürebilmek için başvurulacak kaynakların kendi halkının yarattığı değerlerde toplandığını iyi, kötü her davranışıyla belirtmek istiyordu.

Halk sanatlarına duyulan ilgi, Türkiye'nin ortak bir kültür çevresi olarak yeni bir bütünlük aşamasına ulaşmasını amaç edinmiştir. Şüphesiz Türkiye'nin ekonomik kararlılığını bulması bu sanatların yepyeni bir planda yaşatılmasını da sağlayacaktır.

Özellikle kilime duyulan ilgi insan hayatına karışan nakış duygusuna bağlanır. Aydın ailelerin evlerinde uzun bir süredir halı, yerini kilime bıraktı. Bu ilginin bir çeşit snobizme kadar varışını hatırlayalım. Şüphesiz hiçbir özenti çevrede kilimin has ve içten bir bağlılık bulmasına engel değildir. Kilime gerçek bir ilgiyle bağlananlar, halıdan bütün bütüne cayıp, yerine kilimi koymanın hiç de gerekli olmadığını bilenlerdir. Bir kültür çevresi içinde aydın işi olanla halk işi olanın elele verdiği bir bütünlük vardır. Kilimlerle birlikte türküler de, halk şiiri de aynı ilgiyi görmedi mi? Bu ilgiyi bir çeşit doğmatizme götürerek, klasik Türk musikisini ve divan edebiyatını yadsımaya kalkışanlar belki de hiç istemedikleri halde büyük hatalar işlediler. Kilimin aşağı seviyeden bir iş olduğunu söyleyen ve bunu evlerine sokmamakta direnen bağnazlar nasıl aydınla halk arasında aşılması imkansız bir uçurum görüyorlarsa, kilimi, türküyü bağnazlık haline getiren aydınlar da başka bir açıda, halkla aydın arasında yeni bir uçurum yarattıklarının bilincine varamıyorlardı.

Aynı aydınlar, Avrupa'da gelişen figürsüz soyut resmin çevremizde iyice anlaşılmasını sağlayan kaynaklar arasında kilimi gördüler. Kilime modern Batı resmini aydınlatmaya yarayan bir resim açısından bakanlar, şüphesiz Avrupa resmini de uygun bir anlayışa varabilmek için bir çeşit kilim açısından göreceklerdi. Bu açı, bu görüş tarzı bütün bütüne yanlış olmayacaktı ama, çok defa dışta kalan, biçimleri özleriyle birlikte kavrayamayan bir eksikliği de ortaya koyacaktı. Bizde Batı'ya yönelen aydınların arasında en çok sivrilenler Türkiye toprağını bir Batılı gibi, Batı'yı ise son derece uyuşuk anlamında alaturka bir gözle görenlerdir. Şüphesiz Türk aydınının yeni bir düşünce aşamasına varmasında, hatalı olmasına rağmen bu görüşlerin büyük bir payı vardır. Bunu da yadsımamalıyız.

Aynı görüşe paralel olarak modern Türk resminde Anadolu temalarıyla birlikte kilim nakışları dıştan bir aktarmayla geniş ölçüde yer bulmaya başladı. Bu eğilimin büyük bir yanlışlığa vardığını zaman gösterdi. Yanlışlığın kaynağı nerededir? Bunu araştırmak gereklidir. Aynı zamanda şu da unutulmamalıdır ki, bu eğilim bir yandan yukarda belirttiğimiz gibi belli bir Batılı görüşe bağlanırken, bir yandan da Türkiye'de uyanmaya başlayan toplumsal düşüncenin hizmetine girmek istiyordu. Bu eğilim çerçevesinde halkçılığın içinde derin bir çelişkiyi taşıdığı henüz bir çok aydın tarafından kavranamamıştır. Türk halkına yönelen aydının resme aktardığı biçimlerde donup kalan memleketçi dinamizmi, Batının yüzyıllarca Türkiye'yi sömürmüş olan egemenliğiyle hesaplaşmaksızın Batıyı benimseyen düşüncenin yenilgisine ortaklık edecekti. Türk aydınının Batıyla ilişkisi içinde kendisine son bir benimseme imkân arayışı, Batı'yı yaratan kaynakların kendi ülkesinde olduğunu ileri sürmeye kadar varacaktı. Yunan kültürü, Anadolu'da doğmuş, gelişmişti, dayanak buydu. Türk aydınının Batı'yı benimseme yolunda vardığı doruk da buydu, yanlış bir açıdan gelişen benimseyişin iflas işareti de buydu. Evet belki de klasik Batı idealizminin kaynağı Anadolu toprağında doğup büyümüş Yunan filozoflarının düşüncelerinde idi, ama Türkiye'de uzun bir süredir Batı sömürgeciliğine karşı özgürlük bayrağını açan gerçek Türk aydınlarının aynı filozoflar olduğu da pek söylenemezdi.

Modern Türk resminin Anadolu kilimleriyle ilişkisi, bir çok sanatçıda bu tutarsız anlama sığındı. Sonuçta bir çok sanatçı bu ilgiden kopup duyarlıklarını biçimlendirmek için başka olanaklar aradılar. Bu defa kilimler yerine, Batıdan ithal edilen röprodüksiyonlardan esinleniyorlardı. Bir sürü taklit ve kopyalarla karşılaşıldı. Bu yeni eğilimlerle atbaşı giden düşünceler de ileri sürüldü. Halk sanatlarına karşı, folklorculuğa karşı yazılar yazıldı. Soyut resim, soyut sanat adı altında tamamen spekülatif, bilerek ya da bilmeyerek Türk memleketine, Türk halkına karşı bir kampanyaya girişildi. Halka karşı duyulan tepkiler gittikçe büyüyor, düşmanlık gözle görünür bir hale geliyor, soyut sanat adındaki spekülasyon Türkiye'deki toplumsal, halk düşmanı baskıların kültür ve sanat alanındaki bir program haline gelmeye başlıyordu. Bu kampanyaya katılan bir çok sanatçı, bu memlekete düşmanlık ettiklerinin farkında bile değillerdi. Bugün yeniden halkçı toplumsal sorunlara değinen aydınlar da bu eski istismar alışkanlığıyla gününde bu eğilimlere karşı direnmiş gençlerin çabalarını örtbas etmeye çalışmakta, onların emeklerinin hakkını vermemekte, bu sorunları ele alabilme olanağını bile onların yarattığı çatışmaların üzerine kurmuş olduklarını itiraftan kaçınmaktadırlar. Şunu açıkça ortaya koymak zorundayız ki, Türkiye'de en ileri düşünceye sahip olan aydınlar basit bir dürüstlük erdeminden yoksun kaldıkları sürece Türkiye toprağı, Türkiye kültürü, Türkiye halkı üstünde söyledikleri her söz havada kalacak, hiçbir etkisi olmayacaktır. Halktan kopmuş olmaktan yakınan, halka yaklaşmak için çırpınan aydınlar, önce şunu akıllarına koymalıdırlar ki, memleket gerçeğinin özünü kavramış bir dürüstlük olmadıkça, dertlerine hiçbir çare bulunamayacaktır.

Kilim'in üstüne bugün yepyeni bir güneş doğdu. Eğer resimse onun içinde saklanan tutkular resimdir. Genç kadınların işlediği nakışlar, resim değil! Onların içinde vahşi tutkular, insanı yürekten tutup sarsan acı tutkular gizlidir. Aydın kişi, kilimi gerçek kişiliğiyle, ancak bu güneşin altında bulabilecektir.

Bela Bartok, "bütün başarımı beş yıl Macar dağlarında gezmeme borçluyum" diyor. Ama müziğime bir tek köylü melodisi bile aktarmadım. Bütün yaptığım, bu vahşi ezgilerin içindeki derin müzikaliteyi yaşamış olmamdan ibarettir." O, bu açık seçik deyişe, görevini başardıktan sonra varabilmiştir. Biz görevimizi henüz yapmadan bu kadar açık bir şekilde gerçeğe vardığımızı söyleyemeyiz. Asıl söz toprağa sadece o toprağın adamı gibi eğilen sanatçı kişiler tarafından söylenecektir.

Yelken, 1961


Kilim Üstüne, Karşıtı Aramak, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 1983, s. 32-35



Anasayfa | Koleksiyonlar | Sergiler | Araştırarak Öğrenmek | Sanat Takvimi | Etkinlikler | Araştırma Kaynakları | Sanatçı Sayfaları | Paneller | İletişim | Bilgi & Haber | Sanal Müzeye Katkı | Sosyal Merkez | Site Haritası